ŞEYTAN, ADEM, HAVVA

A+ A-

‘Aramızda bir kırgınlık olmadığını bilmenizi isterim. ’ dedi Şeytan. ‘ Benim sizinle bir sorunum yok. Aslında kimseyle bir sorunum yok. Beni anlıyorsunuz, değil mi? ’

‘ Seni anlıyoruz.’ dedi Adem. ‘ O bize adları öğretti, konuşmayı öğretti, her şeyi öğretti.’

‘ Her şeyi mi? ’ diye sordu Şeytan, uzaktaki ağaca bakarak.

‘ O ağaç yasak bize… ’ dedi Adem.

‘O ağaçta ne var? ’ diye sordu Havva. Şeytan Havva’ ya baktı. ‘ Ne kadar da meraklısın. Merak, zekanın işidir. O zaman ‘’Ne kadar da zekisin’’ demeliyim. ’

‘ Zeki miyim?’ dedi Havva.

‘ Ben asla yalan söylemem. ‘ dedi Şeytan. Adem ona dikkatli bakınca, açıklama gereği duydu: ‘ Asla yalan söylemem. İstesem de söyleyemem. Başkaları söylediklerimden gereksiz umuda ya da hayale kapılabilir… Bu benim suçum değil. Eğer yalan söyleyebilseydim, O’ nu kızdırır mıydım? ‘

‘ Yalan nedir? ’ dedi Adem. Şeytan rahatladı. ‘ Yalan, oradaki ağaçla ilgili. ‘ dedi. ‘ O ağaç olmasa, yalan olmazdı. ‘

Havva, Şeytan’ a yaklaştı. ‘ Sen o ağacı gördün mü? ‘ dedi. ‘ Tabii ki gördüm. ‘ dedi Şeytan. ‘ Bana yasak değil ki. Hatta meleklere de yasak değil. Size niçin yasaklandı acaba? Melek olmanız istenmiyor demek ki. Hımm. Evet, demek ki melek olamayacaksınız. ‘

‘ Melek olamayacak mıyız? ‘ diye sordu Havva.

‘ Öyle görünüyor. Ama üzülmemelisin. Melek olamayacaksın ama, belki de daha iyi bir şey olursun. Kanatlarının olmaması çok üzücü. Sana çok yakışırdı kanatlar. Ama dediğim gibi, sen, belki bir melekten daha önemli bir şey olmak için yaratılmışsındır. ‘

‘ Melek olamayacağımız için üzülmüyor musun? ‘ diyerek döndü Adem’ e. Adem omuzlarını kaldırdı. ‘ Üzülüp üzülmediğimi bilmiyorum. ‘ dedi. Bu sırada üzerlerinden üç kanatlı bir melek geçti. Havva gözlerini alamadı melekten. ‘ Ben üzülüyorum.’ dedi. Şeytan da meleği izledi. Melek yasak ağaca doğru ilerliyordu.

‘ O ağaca gidersem, ben de melek olur muyum? ‘ diye sordu Havva. Adem korktu. ‘ O ağaç yasak. Biliyorsun. ‘ Şeytan önce Adem’ e, sonra Havva’ ya baktı. Etkileyiciydi sesi. Bunu biliyordu: ‘ Yasak olanı yapmamalısınız. Ağaç size yasaksa, bir nedeni vardır. Melek olmadıysanız, bir nedeni vardır. Uçamıyorsanız, bir nedeni vardır. Kanatlarınız yoksa, bir nedeni vardır. ‘

‘ O ağaca gidersem, ben de melek olabilir miyim? ‘ diye tekrarladı Havva. Adem yere çömeldi. Başını iki elinin arasına alıp durdu. Korkuyordu. Kadını seviyordu. Yasak koyana inanıyordu. Şeytan’ ın anlattıkları ilgisini çekmişti. Onun yanında kendini rahat hissediyordu. Ve bu yüzden daha çok korkuyordu. Kadını çok seviyordu. O üzülsün istemiyordu. Bu yüzden de korkuyordu. Kadın zorlaştırıyordu her şeyi. Onu seviyordu.

‘ Ben o ağacın ne olduğunu biliyorum.’ dedi Şeytan.

‘ Melek olabilir miyim o ağaca gidersem? ‘

‘ Yasak Ağaç, evrendeki en karmaşık şeydir. Belki de asla yaratılmaması gerekirdi. Onsuz daha mutlu olurduk. ‘

‘ Melek olabilir miyim? ‘

‘ O ağaç güzelleştirebilir herkesi. ‘

‘ Melek olabilir miyim? ‘

‘ Karmaşık bir şey o ağaç. Genişler. Daralır. Uzar. Tuhaftır yani. Ona yaklaşmak istediğinden emin misin? Yaratılmış en tuhaf şeyi görmek istediğinden emin misin? ‘ Artık yalnızca Havva’ ya bakıyordu. Havva o ağacı görmek istiyordu. Ona dokunmayabilirdi. Dokunmasa bile yaklaşmak, ağacı izlemek istiyordu. Adem’ in yanına diz çöktü. ‘ Merak ediyorum. Çok merak ediyorum ağacı. Yaratılmış en tuhaf şeymiş. Sen merak etmiyor musun? ‘ Adem kadına baktı. ‘ Yasak ama. ‘ Havva da ona baktı. ‘ Dokunmayacağız. Sadece bakıp, döneceğiz. Tuhafmış. Belki sen de eğlenirsin. ‘

Böylece ağaca doğru yürümeye başladılar. Ağaca yaklaştıkça, üzerlerinden uçarak ilerleyen meleklerin sayısı arttı. Havva onları gördükçe daha çok heyecanlandı. Şeytan, Havva’ nın sevincini takip ediyor, gülümsüyordu. Adem, zihindeki çelişkiyi bir kenara bırakınca rahatladı. Birlikte yürüdüğü Şeytan’ ın yanındayken kendine güveninin arttığını hissediyordu. Korkmuyordu onunla yürürken. Üçü birlikte yürüdü ağaca doğru. Yasak ağacı yakından görebiliyorlardı artık.

Melekler ağacın dallarında gözden kayboluyorlardı. Bazı meleklerse ağacın dallarından çıkıp Cennet’ in ufuklarına doğru uçuyordu. Havva çok heyecanlıydı. Şeytan gururluydu. Adem şaşkındı. Ağacı izleyip durdular öylece.

‘ Yaratılmış en tuhaf şey, bu mu? ‘ diye konuştu Havva.

‘ Evet ‘ dedi Şeytan.

‘ Çok da tuhaf görünmüyor ‘ dedi Adem.

‘ Size yasak olmasaydı, dokunmanızı isterdim sizden. Eğer dokunursanız… Tabii yasak olduğunu biliyorum bunun ama… Dokunursanız anlarsınız ancak bu ağacın tuhaflığını. Ama yasak size. Yani dokunmayın. ‘

‘ Yasak. ‘ dedi Adem.

‘ Yasak olmasaymış keşke. ‘ dedi Havva.

‘ Yasaklara uymak gerekir. ‘ dedi Şeytan.

‘ Sen bu ağaca dokunmuştun, öyle değil mi? ‘

‘ Evet Adem. Bu ağaca dokundum. ‘

‘ Ama kanatların yok. ‘

‘ Kanatlarım vardı ama kaybettim. Benim kanatlarımın bu ağaçla ilgisi yok. Kanatlarım şu ana kadar gördüğünüz melek kanatlarından daha büyüktü. Müthişti kanatlarım. Gururla taşırdım onları. Ve ben bu melekler gibi uçmazdım. Hepsinden hızlıydım. Görkemliydim. Korkusuzdum. ‘

Havva hayranlıkla dinliyordu Şeytan’ ı. Adem’ in de öyle kanatları olsun istedi. Şeytan gibi korkusuz… Şeytan gibi görkemli… Şeytan gibi hızlı olsaydı Adem. Ve kendi de melekler gibi olmak istedi. Zarif kanatları olsun istedi. Cennet’ in ufuklarına doğru süzülmek, Cennet’ i yukarıdan görmek istedi. Şeytan’ a baktı.

‘ Ağaca dokunsak, bizim de kanatlarımız olur mu? ‘

‘ Bunun yasak olduğunu biliyorsunuz. ‘ dedi Şeytan.

‘ Korkuyor musun? ‘ dedi Havva. Adem bu soru kendine sorulmuş gibi sarsıldı. Şeytan’ a baktı. Şeytan gülümsedi. ‘ Bu soruyu kendine sormalısın güzel kadın. Ben korkak olsam, kanatlarımı yitirmezdim. ‘

‘ Ben güzel miyim? ‘ diye şımardı Havva.

‘ O’ nun yarattığı her şey güzeldir. Bak bu ağaç da çok güzel. Dokunmanız yasak bu güzel ağaca. Ama yine de biliyorsunuz güzel olduğunu. ‘

‘ Adı var mı bu ağacın? ‘

‘ Zaman ‘ dedi Şeytan. ‘ Bu ağacın adı: Zaman. Eğer bu ağaca dokunabilseydiniz, ne olurdu biliyor musunuz? Sen Havva, hep geleceği merak ederdin ve sen Adem, hep geçmişi merak ederdin. Zamanı bilmediğiniz için, geleceği ve geçmişi de bilmiyorsunuz. Ne demiştin Adem? ‘’Bana her şeyi öğretti ‘’ demiştin, değil mi? ‘ Adem bilemediklerinden utandı. Yalan, zaman, gelecek, geçmiş adlarını bilmiyordu. Bu adların tanımladıklarını da bilmiyordu.

‘ Ben zaman ağacına dokunmak istiyorum. ‘ dedi Havva. Adem itiraz etmedi. Şeytan gülümsedi. ‘Ağaç orada’ anlamına gelecek şekilde kaldırdı ellerini. Önce Havva dokundu ağaca ve çirkinleşmeye başladı. Adem onun elini ağaçtan çekmek istedi. Ağaca dokunmuş oldu ve o da çirkinleşti. Bedenleri kurumuş, saçları ağarmış, iki büklüm olmuşlardı. Adem Şeytan’ a döndü: ‘ Hani güzelleşeceğimizi söylemiştin. ‘ Şeytan acıyarak baktı ona: ‘ ‘’Güzelleştirebilir’’ dedim. ‘’Güzelleştirir’’ demedim. Ama bir şey kaybetmiş sayılmayız. Hala güzelleşebilirsiniz. Ağacın şu dalına tutunun. Evet ona. Şimdi bırakın. ‘

Sonuç şaşırtıcıydı. Adem de, Havva da eski güzel bedenlerine kavuşmuşlardı.

‘ Size söylemiştim bu zaman ağacının yaratılan en tuhaf şey olduğunu. ‘

Adem de, Havva da ona daha çok güveniyorlardı artık. Şeytan dedi ki: ‘ Bu ağaçtan nasıl faydalanacağınızı öğreteceğim size. Her yöne yayılacaksınız. Mülk sahibi olacaksınız. Zalimlerden olacaksınız. ‘

‘ Zalim  ne demek? ‘ dedi Adem. Şeytan ona baktı. Gülümsedi.

                                                     -X-X-X-

Başmelek yanlarına geldiğinde Adem ve Havva hala şaşkındı. Şeytan sürekli gülümsüyordu. Başmelek ‘Evet’ dedi ‘Olanlar üzücü’ .

Adem yere bakıp utandı. Havva’ nın yüzü kızardı. Şeytan gülümseyerek kendi tırnaklarını seyretmeye başladı.

‘Ne olacak şimdi?’ dedi Havva. Şeytan onu duymamış gibi, araya girdi. Daha doğrusu duymuş da insanı önemsemediğini göstermek için Başmelek’ e konuşmaya vakit bırakmadan araya girdi: ‘Çok mu kızdı?’

Başmelek gülümsedi: ‘ O sonradan olanlara benzemez. Onu kızdırabileceğini mi sanıyorsun? Şaşırtabileceğini ya da endişelendirebileceğini…’

Şeytan iki elini kaldırıp telaşsızca iki yana açarak bulundukları yeri işaret etti. ‘Eğer endişelenmezse, şaşırmazsa, kızmazsa, niçin buradayız?’ demek istiyordu. Bulundukları yer tuhaftı. Orada, yani zaman ağacına dokunduktan sonra alındıkları yerde, her taraf göz alabildiğine beyazdı. Ne bir duvar ne bir kapı vardı. Beyazdı her yer, her şey. Beyazdan başka algılanacak hiçbir şey yoktu. Burada beklemişlerdi Başmelek’ i.

‘Pek beğenmemiş gibisin burayı’ dedi Başmelek. Şeytan ‘ucuz numara’ bunlar der gibi elini salladı.

‘Bize ne olacak?’ diye sordu Havva.

Adem, kadın sussun istiyordu. Kendisi gibi sessizce önüne bakıp utansın istiyordu. Henüz ‘merhamet’ kelimesini öğrenmemişti. Başmelek, Havva’ ya baktı ama hepsine söyledi: ‘Zaman ağacına yaklaşmanız iki kazaya neden oldu: Evren ve yaşam. Her ikisinin de yok edilmesi gerekiyor. Cezanız bu olacak. Onun emirlerini dinlemediğiniz için ortaya çıkan bu iki kazayı da yok edeceksiniz.’

‘Evren ve yaşam’ dedi Adem. Bu kelimelerin anlamını bilip bilmediğini düşünüyordu. Kafası çok karışmıştı.

Havva ‘Adem’ le benim mi cezam. Yoksa yalnızca Adem’ in mi cezası?’ dedi.

Başmelek beyazdan başka bir şeyin görünmediği ufuklara bakarak mırıldandı: ‘Ceza üçünüze birden verildi.’

Şeytan ‘Öyle mi?’ dedi. Çok ilgilenmiş gibi görünmek istemiyordu.

‘Evren nasıl bir şey?’ dedi Adem.

‘Yaşam nasıl bir şey?’ dedi Havva.

Başmelek, ‘İkisi de kazadır’ dedi. ‘Zaman ağacına ilk dokunduğunuzda evren oluştu. İkinci dokunduğunuzdaysa yaşam… İkisini de çok seveceksiniz. Yaşamı anlamak için çoğalacaksınız. Evreni anlamak için bileceksiniz…’

Baş melek sözlerini bitirmemişti henüz. Adem’ in de Havva’ nın da cinsel organları belirdi. Önlerine bakıp utandılar. Ellerini bir incir yaprağı gibi siper ettiler önlerine. Başmelek sözlerine devam ediyordu: ‘… bilmek için göreceksiniz, dokunacaksınız, tadacaksınız, duyacaksınız. Yaşamı da evreni de o kadar seveceksiniz ki onları yok ederken çekeceğiniz acı cezanız olacak. Emirlere uymayı böyle öğreneceksiniz.’

Şeytan hala Adem’ le Havva’ nın önlerindeki değişimle ilgileniyordu. ‘Ne yaptın onlara?’. Başmelek, Şeytan’ a baktı ‘Çoğalmaları için gerekeni verdim.’

‘Ne kadar ilham verici bir hediye’ dedi Şeytan. ‘Bunlarla mı çoğalacaklar.’

‘Çoğalmak için onları kullanmaları gerekecek diyelim.’

‘Ben de çoğalacak mıyım?’

‘Sen her doğan insanla çoğalacaksın.’

‘O gelmese’ dedi Adem. ‘Hep onun yüzünden kaza oldu. Evrenle yaşam onun yüzünden oldu. Şeytanı bizden uzak tutsanız… Onu görmek istemiyorum artık. Cezamızı biz yalnız çeksek daha iyi.’

‘Ne kadar aptalsın’ dedi Havva, Adem’ e. ‘Bize yardım etse daha iyi değil mi? Gidip evreni ve yaşamı yok edip dönecek değil miyiz? Ne kadar erken yok etsek o kadar iyi değil mi? Ne kadar çok olursak o kadar çabuk yok ederiz kazayla var olanları.’

Şeytan’ la Başmelek birbirine baktı. Şeytan sahte bir kırılganlıkla ‘Doğrusu ben de gitmek istemem bu arkadaşlarla. Hiçbir şey bilmiyorlar ve bilmediklerini de bilmiyorlar. Koskoca evreni ve mucizevi yaşamı tek başlarına yok edebileceklerini sanıyorlar. Tamam öyleyse kendi başlarına gitsinler ve kaybolsunlar.’

Adem’ in kafası karışmıştı. Başmelek’ e baktı. Havva, Başmelek’ ten önce konuştu: ‘Çok aptalsın. İşte bak ne yaptın. Tek yardımcımızdı o bizim. Daha evrenin nerede olduğunu bile bilmiyoruz. Yaşamı da gösterecekti bize.’

Başmelek, Adem’ e bakarak konuştu: ‘O, sizi duyar ve görür. İsteklerinize cevap verir.’ Sonra devam etti sözlerine ‘ Şeytan sizinle gelecek ama onu gözünüzle göremeyeceksiniz. Şunu unutmayın, evren ve yaşam kazara yaratılmış olsa da, yine de, O’ nun kudretinin mucizelerindendir. Her ikisini de yok etmek için gidiyorsunuz ama asla saygısızlık etmemelisiniz evrene de yaşama da.’

‘Onlar için erken değil mi bu konuşma. Daha öğrendikleri kelimelerin anlamlarını bile bilmiyorlar’ Şeytan’ ın bu sözleri Başmelek’ i kızdırdı: ‘Sen de biliyorsun ki istese evreni bir anda dürer kaldırır. Yaşam da evrenle birlikte dürülüp yok olmuş olur. Sadece onların değil senin de öğrenmen gereken şeyler var. Anlamıyor musun, bu insandan çok senin sınavın. Senin cezan.’

‘Öfke bir meleğe ne kadar da yakışıyor’ dedi Şeytan. Havva kıskandı: ‘ Ben de öfkelenebilirim.’

Şeytan gülümsedi. Gülümserken kendi tırnaklarını seyrediyordu.

 

 

18-08-2020
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

1969, Bünyan/Kayseri doğumlu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu.

2005 yılında En İyi Korunan Oda kitabı yayınlandı. Bir yıl sonra Yükseklerde romanı yayınlandı. Ama bu iki kitap da dağıtım imkanı bulamadı. 2007 yılında Renkler öyküsüyle Edebiyatçılar Derneği ödülünü kazandı. Bu öykünün de içinde yer aldığı öykü kitabı 2011 de yayınlandı. 2013 yılında Sarıl Bana Hep kitabı yayınlandı. 2012 yılından 2017 yılına kadar TRT Ankara radyosu için metin yazarlığı yaptı. Rıgrıgın Yedi Sayısı ve Abı Hayatı Bulan Kadın isimli romanları da olan yazarın resmi yaşam öyküsü bu kadardır. Bir de resmi olmayan, daha neşeli bir yaşam öyküsü vardır ki o da şöyledir efendim:

 Yıkanmış beton kokusuna, bir de leylak kokusuna vurgundur. Turuncuya ve yeşile zaafı vardır. Koşmayı, yürümeyi, bisiklete binmeyi sever. Yalnızca patates kızartması ve beyaz peynirle yaşayabilir. Mucizelere inanır. Elli yaşına kadar ki ömründe fazladan, yani rahatça harcayabileceği parası hiç olmadığı halde para geldiğinde hazırlıksız yakalanmamak için mali planlar yapar. ( Hangi arabadan alınacak. Dünya gezisine nerden başlanacak gibi.)

İyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir vatandaş, iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir damat, iyi bir doktor olmaya çalışır. Nedir? Bunların hepsi zaten ayrı ayrı zor zanaatken hepsini birden künyesine yazdırmaya çalışmak yorucu, yıpratıcı gelmiştir yazarımıza. Sözcüklerin mukavemetini tartıp da inşa ettiği metinlere kaçırıp da orada barındırır ruhunu. Eserlerinde kötü adam yoktur. Kötülük eden bile, istemeden eder kötülüğü. Gerçek dünya böyle değildir. Bunu bilir. Ama almaz kendi kurgusuna kötüleri. Acır onlara. Kimseyi kınamaz. Nefret duygusu yoktur. Kin gütmez. Bu yüzden olacak ‘aşk’ sözcüğünün anlamı da muammadır yazara.

Beğendiği yazarları da anmak isterdik burada ama yola çıktığında hayranı olduğu kalemlerin çoğu geride kalmıştır artık. Nefesleri yetmedi anlamında değil geride kalışları, yaşandı bitti anlamındadır. Kemal Tahir’ e, Kemal Bilbaşar’ a, Tarık Buğra’ ya, Ayla Kutlu’ ya, Cevat Şakir’ e, Sabahattin Ali’ ye hala şapka çıkarır. Salah Birsel’ e benzese ister kalemi ama klavyede yazar yazılarını ve yazdıkları kurgudur. Bir de Tomris Uyar’ la tanışmış olmak isterdi. Tarih buna müsaade edebilirdi ama talih müsaade etmedi.

Eğlenceye, dost meclisine, sohbet ortamına katılmaz pek. Evden işe, işten evedir onun yaşamı. Sosyal yaşamında mütevazı olsa da sanat yaşantısında görkemi sever. Yüksek bütçeli filmleri, kalabalık kadrolu gösterileri, coşkulu müziği, ısıran mizahı tercih eder. Sanat hakkında günlerce, haftalarca hiç durmadan konuşup can sıkıcı olabilir. Yeri gelmişken söyleyelim; yazdığı metinler kadar parlak biri değildir.  Türkçenin en görkemli metinlerinin yazarının (Kendini öyle görür.) bu kadar sade biri olması edebiyatseverleri şaşırtır. Bu arada aksi ve inatçıdır. Asla pes etmez.           

Profil Resmi: Uğur Akalın'a aittir.

osmanakalin38@gmail.com