SET

A+ A-

Set, akıl hastanesinin yemekhanesine geldiğinde Mavi Melek’le İsa, televizyon izliyorlardı. Set’ in yemekhaneye gelişiyle ağır ama aynı zamanda hoş bir koku da yayılmıştı etrafa. Mavi Melek ayağa kalkıp ağzını kapatan bir peçe taktı yüzüne. Set, ona yaklaştı ‘Abla’ dedi ‘seni görmek ne güzel’ sonra İsa’ ya döndü ‘İsa olmalısın’

‘Evet’ dedi İsa.

Hastane müdürüyle başhekim de gelmişti Set’ in peşinden. Yemekhanedeki görevliler amirlerini görünce şaşırmış, bir istekleri olup olmadığını anlamak için amirlerine yaklaşmışlardı. Set, görevlilere baktı. Mavi Melek’ e dedi ki: ‘Bir tanrıya nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Onları eğitmeliydin’

Mavi Melek, Set’ e bakmadan konuştu: ‘Bir tanrıça olduğumu bilmiyordum buraya gediğimde. Etrafımdaki insanların eğitimiyle ilgilenemedim bu yüzden. Uzun süre bir insan olduğumu sandım’

İsa, artık şaşırmıyordu akıl hastanesinde karşılaştıklarına. Set’ in mükemmel bedenine de bu mükemmel bedenin üzerindeki çakala benzer başa da şaşırmamıştı. Mavi Melek’ le ilgileniyordu o. ‘Neden peçe taktın?’ diye sordu. Mavi Melek, duymadı bile. Onun bütün ilgisi Set’ e yönelmişti.

Set, yemek masalarından birini kaldırdı ve yere dik şekilde bıraktı. Bir sandalyeyi de alıp dik vaziyette duran masanın önüne koydu ve ona oturdu. Böylece tahtta oturan bir kral gibi göründü. Uzun, eşek kulaklarına, çakala benzer başına, tuhaf ağzına rağmen olağanüstü erkek bedeniyle, harikulade karın kaslarıyla, sürekli çınlayan sesiyle etkileyici biriydi Set.

Hastane müdürü, Set’ e hoş görünmek için olacak: ‘Ne kadar hoş kokuyorsunuz’ dedi.

Set, mükemmel bacaklarının arasından yere doğru inen kumaşı eline aldı ve bu kumaş arasındaki gizli cepten bir parfüm şişesi çıkardı. ‘Güzel koku bu şişedeki esanstan geliyor’ dedi ‘ Köşedeki marketten aldım. Çok ucuz bir parfüm. Ama güzel. Para sihirdir. İnsanın kafasını karıştırır’

‘Ne güzel söylediniz’ dedi başhekim ‘Keşke herkes sizin gibi duyarlı olsa pahalılığa. Bakın ucuza almışsınız ama ne güzel kokuyorsunuz’

Set, sıkılmıştı bu insanların yalakalıklarından. ‘Çekilebilirsiniz’ dedi onlara.

‘Aman efendim sizi nasıl yalnız bırakırız?’ dedi başhekim ‘Sayın vali, sayın milletvekili, sayın müsteşar bizzat aradılar sizin için. Bir emriniz olursa bizzat ilgilenmek için görevlendirildim’

‘Peki, kalın’ dedi Set. İsa’ ya döndü. ‘Sen şöyle gel. Seni görmek için geldim’

İsa, Set’ in rahat görebileceği bir yere geldi. Ayakta duruyordu. Hala Mavi Melek’ teki değişime, onun sessiz kalışına şaşırıyordu.

‘Buraya senin için geldim. Bir tanrı mısın? Bir insan mısın? Buna karar vereceğiz birlikte. Önce şunu söyleyeyim. Çok etkileyici bir geçmişin var’ dedi Set. Sesi sürekli çınlıyor, karşısındaki üzerinde olağanüstü bir etkiye neden oluyordu. Kullandığı sözcüklerin, konuşurken vardığı yargıların bir önemi yoktu. Büyülüydü sesi.

‘Ölü diriltmek, su üzerinde yürümek, körlerin gözünü açmak, açları doyurmak güçlü yetenekler. Şeytan’ı öldürmek ne kadar aptalca olursa olsun yine de etkileyici bir kariyer eylemi’ dedi Set ‘Ama bizim aradığımız vasıflar bunlar değil. Büyük bir savaş başlıyor ve birçok tanrıyı çağırmadık bu savaşa. Zaman bitiyor İsa. Artık zaman diye bir şey olmayacak. Bize bir faydan olur mu? Bunu anlamaya çalışıyoruz. Anlıyor musun?’

İsa, Seti’ in gözlerine baktı. Bu çok kolay değildi. İki gözü bir insan gözüne göre daha uzaktı birbirinden. Set, rahatsız olmuştu bu göz temasından. ‘Benden korkmuyor musun?’ dedi.

‘Ben hiçbir şeyden korkmam’ dedi İsa.

Set, Mavi Melek’ e baktı. Mavi Melek o zaman konuştu: ‘Asla yalan söylemez. Gerçekten korkusuz. Basit bir sırrı var. Hata yapmıyor, gizli saklı işleri yok, yalan da söylemeyince korkması için neden kalmıyor’

‘İşimize yarar mı?’ diye sordu Set. Mavi Melek gülümsedi: ‘O bir fenomen. Diğer insanlar için model olamaz. Zaman onun için sadece bir ayrıntı. Hem biliyorsun zaman yok olmadan önceki son gün bir yıl sürecek ve o, Deccal’ i öldürecek. Bu kaderdir. Kaçınılmaz’

İsa anlamıyordu konuşulanları. ‘Ben savaşmak istemiyorum’ demişti ki hastane müdürü elinde tepsiyle yanlarına yaklaştı. ‘Çay demlettim sizin için’ dedi.

‘Çay mı?’ dedi Set.

‘Kahve de yaptırabilirim’ dedi hastane müdürü.

‘Oralet ya da lezzo sever’ dedi Mavi Melek.

‘Hemen’ dedi hastane müdürü. Elindeki tepsiyle çıktı yemekhaneden.

‘Ben savaşmak istemiyorum’ dedi İsa yeniden. Set ona bakarak konuştu: ‘İnsan yaratıldığında İsis’ in zekası, Osiris’ in düzeni, eşimin nefsi, benim direncim verildi. Dört tanrının savaşı insanın kaderiydi. Şimdi zaman yok oluyor. Yeniden savaşıp insanı yaratmalıyız. Zaman olmadığı için zekaya gerek kalmayacak. Düzene de gerek kalmayacak. Dirence ve nefse de gerek kalmayacak’

‘Savaş öldürmek için değil, yaratmak için’ dedi Mavi Melek.

İsa, yorulmuştu ayakta durmaktan. Konuşulanları anlıyordu. ‘Sen ölecek misin?’ diye sordu. Mavi Melek, ‘Tanrıçalar ölmez’ dedi.

Set, ayağa kalktı. ‘Yine geleceğim’ dedi ve bardaklardaki sarı içecekleri dökmemek için elindeki tepsiye bakarak ilerleyen hastane müdürünün yanından geçerek kapıya doğru yürüdü.

 


Kaynakça

Faydalanılan görsel ressam UĞUR AKALIN tarafından resmedilmiştir.

17-03-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog