Savaş ve Kadın

A+ A-

Merhaba sevgili fotoğraf severler,

Almanya kimya endüstrisinde Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sıradadır. Ben de kimya eğitimi için Almanya’yı tercih ettim, tabii. İlk staj, ilk sınav derken, oldukça maceralı bir sene olmuştu, 12 yaşında ilk kimya setini yılbaşı hediyesi olarak alan Alman öğrenciler sentez laboratuvarlarında parlarken, ben de Türk usulü atik-tetik hamlelerle kimyasal analizi kısmını kotarmış, matematikte 3 yarıyıla dağıtılmış tüm kredileri toplayıp kendi adıma başarılı bir dönem geçirmiştim. Ama fizikokimya laboratuvarı sorumlusu Dr. Schreiber öyle düşünmüyordu: ‘Senin bu sektörde iş bulma şansın çok düşük, yol yakınken dön ve kimya öğretmenliği oku’  şeklinde bir öneri getirdiğinde,  İstanbul ‘Erkek’ Lisesinin aşıladığı özgüven çokta düşünmeme fırsat vermeden bana ‘güç eşittir iş bölü zaman’ dedirtivermişti. Kendisi de dersi yarıda kesip çıkmış, rivayete göre, sakinleşmek için ayakkabılarını da çıkararak odasında oturadurmuştu. Aradan yıllar geçti, üniversite tam zamanında bitti, doktora tezi de tamamlandı. Son adım olarak, tez sunumu yapmak için komisyon üyeliğine davet ettiğimiz, beni hiç tanımayan, ama kendi çok tanınmış olan bir öğretim üyesi ‘Sunum değil sınav yapalım, özel bir durumla karşı karşıyayız’ dediğinde– danışman hocam ile esefle birbirimize bakıp, başka bir komisyon üyesi aramanın gerektiğine tek söz etmeden karar kılmıştık. Yani diyeceğim, benim tecrübem, batı Avrupa’da feminism erkeklerin içine pek sinmemiş. Daha çok örnek var da, lafı uzatmak istemiyorum, sayın bakalım, durup dururken sadece pelerinin rüzgârı ile sizi sindirmeye meyil eden kaç tane süper kahraman var mazide, kaçı kadın?

Almanya’da 30’lu yıllarda, klasik ev kadını kocasının himayesinde, çocuklarını belli kalıplara göre eğitmek ve gündelik ev hayatını şekillendirmekle yükümlüydü, savaş sonunda her 6 kadından biri dul kaldığından mecburen iş hayatına girmek zorunda kalmışlardı. Amerika’da ise aynı dönemlerde kadının rolü sil baştan tanımlanmış, alışılagelmiş aile içi sorumluluklarının yanı sıra, cepheye gönderilen iş gücünün yerini de doldurmak zorunda kalmışlardı.  Başta demir-çelik sanayinde işçilik olmak üzere, çiftçilik ve benzeri görevleri üstlenmeyi önce geçim sıkıntısı çeken dullar kabullenmişti, genç kadınları da aynı şekilde özendirmek için, kamu spotları hazırlanmış ve başarılı kadın rol modeller hayatın içine yerleştirilmişti.

Berlin’den Hollywood’a 1930’da göç eden, Marlene Dietrich, femme fatale tiplemesi, fötr şapkası, pantolon/ceket takım elbisesi ve puslu sesiyle çağın stil ikonuydu (Şekil 1A). We can do it’  sloganı ile tanınan ‘Zımbacı Rose’(Rosie the Riveter, Tasarım J. Howard Miller,1943) ise hem güzel hem bakımlı hem de güçlü olmanın mümkün olduğunu iddia eden bir kurgu kahramanı... Zımbacı Rose’ konzepti çok başarılı olmuş (Şekil 1, B,C), 1944’de Amerika’da sadece demir-çelik endüstrisinde 1.7 milyon kadın çalışmaya başlamıştı ve çalışanların 1/5’i genç öğrencilerdi [1].

Çağın piramitleri, Chrysler (1930), Rockefeller Center (1931-1939) ve yer çekimine kafa tutan Golden Gate Bridge (1933) demir-çelik sektöründe Amerika’nın liderliğini vurgular gibiydi. Bugün olduğu gibi, o zamanda en önemli hammadde olan çelik,  barış ortamında kalkınmanın sembolü olurken, savaşta, zaferi garantileyen tedarik zincirinin tüm halkalarını - tren rayları, silahlar, zırhlı savaş araçları-  besleyen ana damardı.

Endüstri fotoğrafçısı olarak kendine yer yapmak isteyen, Margaret Bourke –White, Otis Çelik fabrikasında çekimler yapmış ve çalışmalarını ‘Çeliğin Tarihçesi’ kitabında kullanmıştı. Henry Luce, the TIME’s‘la başlayan yayıncılık yelpazesini şimdi de endüstri ve uluslararası iş dünyasına yönelik bir dergiyle genişletmek istiyordu ve ilk fotoğrafçısını eline geçen bir Otis broşüründe keşfetmişti. Bourke-White 6 ay sözleşmeli,  6 ay kendi adına çalışmak şartıyla Luce’un iş teklifini kabul etti ve şimşek hızıyla gelişen kariyerine ilk adımını böylece attı. FORTUNE adını alan derginin ilk kapak fotoğrafı (1930), aynı şekilde LIFE dergisinin ilk kapak fotoğrafı (1936) Margaret Bourke-White’a aittir. LIFE dergisinin kadrolu ekibindeki ilk dört fotoğrafçıdan biri ve tek kadın fotoğrafçıydı. Savaş fotoğrafçısı olarak, Çekoslovakya ve Macaristan’da Hitler’in rejiminin etkilerini belgeledi (1938). Moskova ilk kez Almanlar tarafından bombalanırken olay yerindeydi (1941), Amerikan ordusunun resmi fotoğrafçısı olarak İngiltere, Kuzey Afrika ve Italya’daki mücadelelere katıldı, US Air-Force’la uçan tek kadındı. Yahudi kamplarına girmiş, bunlarla da yetinmemiş, SSCB’ye kabul edilen ilk fotoğrafçı olarak Stalin’i (1942), Hindistan’ın Özgürlük Mücadelesi (1946) döneminde Gandhi’yi fotoğraflayarak birçok kadına ilham veren bir örnek olmuştu.

Popüler sahne etkisiyle halk eğitimi Luce’un yayıncılık anlayışının bir parçasıydı [2] ve bu anlayışın en neşeli aktörlerinden biri şüphesiz yetenekli fotoğrafçı Bourke-White’tı. Anne ve babasının soyadını bir arada kullanmasından da anlaşılacağı gibi, kadının toplumdaki dar sınırlı konumunu değiştirmek onun için çok önemliydi.  Bu nedenle olsa gerek, röportaj fotoğraflarının yanı sıra öz portre çekimleri de sıkça LIFE dergisinde yer aldı, Chrysler Gökdeleninde, 243 metre yüksekten fotoğraf çekerken görüntülendiği fotoğrafı, Amerikan üniformasıyla uçağa binişi, tüm kadınları cesarete davet eder gibiydi (Şekil 1 D).

1939 yılında, ortalama okuyucu sayısı Fortune;130.000,  TIME; 780.000 ve LIFE; 2.86 Milyon olduğu düşünülürse, Bourke-White’in tanınırlığının zirve yaptığını söyleyebiliriz. Savaş farklı cephelere yayıldığından, kadrolu LIFE fotoğrafçı sayısı hızla artmış, redaktörler her hafta, derginin imajı, politik tercihler, yerel sansür uygulamaları, fotoğrafçıların beklentileri ve lojistik öncelikleri nazik bir terazide, hızlıca tartıp, uygun içerikleri yayına veriyorlardı. Fotoğrafın hikayesi mi daha ağır basıyordu yoksa hikayeye uygun fotoğraf mı, bilemeyiz, ama hiyerarşik yapıda fotoğrafçının yerinin en aşağıda olduğu kesindi.  Belki de bu nedenle, Bourke-White daha sonra LIFE kadrosundan ayrılarak, bireysel çalışmaya ve belgesel fotoğrafçılık çalışmalarını kitaba çevirmeyi tercih etti (Şekil 2).

Zaten savaş bittiğinde, geri dönen askerlere iş sahası açmak için alınan tedbirler, kadınları moda/mutfak ve çocuk döngüsüne geri itecek ve maddi bağımsızlığı kazanmak için verilen feminizm mücadelesi, 1960’lı yıllarda doğum kontrol hapının piyasaya sürülmesine kadar askıya alınacaktı.  Sosyolojik değişimde, bilim ve teknolojinin, beşeri bilimlerden çok daha önemli bir rol oynadığının kanıtıdır.

Işığınız bol, enerjiniz yüksek olsun...

Elif Ülkü Arıcı


Kaynakça

Kaynaklar

[1] Karen Anderson: Wartime Women: Sex roles, family Relations, and the Status of women during world war II (Cambridge: Harvard University Press, 1981), 3-23, 4-5. 

[2]  ‘The popular front in the American Century:Life Magazin,  Margaret Bourke-White and ConsumerRealism (1936-1944) Chris Vials, American Periodicals: A Journal of History, Criticism, and Bibliography, Volume 16, Number 1, 2006, pp. 74-102 (Article) DOI: 10.1353/amp.2006.0009

[3] https://en.wikipedia.org/wiki/Margaret_Bourke-White

09-07-2021
ankara psikolog