Özgüven Gelişiminde Ebeveyn Etkisi

A+ A-

 

       Gündelik hayatta attığımız adımları belirleyen, yaptığımız ve yapamadığımız eylemleri, bir işe başlamak ve o işi devam ettirmek için bizi iten motivasyonun temelinde özgüven vardır. Potansiyelimizin farkında olarak; hangi işlerde başarılı olup olmayacağımızı bilebilmek, kendimizi tanımak ve güvenmek, başkasına ihtiyaç duymadan kendi kararlarımızı alabilmek, başarılı ve başarısız olarak nitelendirdiğimiz tüm özelliklerimiz ile barışık olmak, olumsuz düşüncelerin bizi aşağı çekmesine izin vermememizi sağlar. Özgüven; geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak kendi performansımız ve tutumumuz hakkındaki değerlendirmemizden ortaya çıkar. Temelleri çocukluktayken atılır ve özgüven gelişimindeki en önemli etken ailedir. 

       Her birey yüksek özgüven  potansiyeli ile doğar. Çocukluğumuzda yaşadığımız olaylar ve ailemizin bize karşı tutumları sonucunda özgüvenimiz gelişir ve şekillenir. Eğitim aldığımız ilk yer ailedir, her ne kadar ebeveynlerimize bağımlı olarak doğsak da, bağımsızlaşmanın birey olmanın adımları daha biz çocukken atılmaya başlar. Sağlıklı özgüven gelişimi için ebeveynler, kişisel gelişimin sadece gençlik ve yetişkinlik döneminde gelişmediğinin farkında olmalı, çocukluk döneminde de ona gerekli özeni ve desteği vermelidir. Çocuğumuzun fikirlerine saygı duyduğumuzu, önemsediğimizi ve ona karşı güvenimizi ona yansıtabilmeliyiz. Çocuğunuz sizinle bir fikrini paylaşmak istediğinde, merak edip soru sorduğunda onu gerçekten can kulağıyla dinlemeniz, geçiştirmemeniz, göz teması kurmanız, iletişim halinde olmanızda çocuğun kişisel gelişimi için önemli bir noktadır. Örneğin; kitap ya da oyuncak almaya bir mağazaya girdiğinizde, ne alacağını çocuğunuzun seçmesini ve fikirlerini belirtmesine izin vermeli, neden onu seçtiğini sorarak sohbet edebilirsiniz. Bu çocuğunuzun seçici olmasını, kendi zevkini tanımasını ve fikirlerinin önemsendiğini bilmesini sağlayacaktır. Fakat siz çocuğa seçme fırsatı tanımadan 'o bilemez' düşüncesi ile ilerlerseniz çocuğunuza onun yetersiz olduğu düşüncesini aşılamış olur ve kendi başına karar verme yetisini köreltmiş olursunuz. Seçtiği şey onun için uygun değilse ya da bütçenizi aşan bir ürünse; çocuğunuza ''bütçemiz şu kadar ve sen de bunları seçebilirsin'' diyerek önüne seçeceği seçenekleri dizebilir ya da ona neden uygun olmadığını gerçekçi bir dille anlatabilirsiniz.

       Çocuklara kendi fikirlerini sunmaları için alan açılmadığında, plan yapılırken duygu ve düşünceleri hesaba katılmadığında, ciddiye alınmadığında cesareti kırılarak farkında olmadan çocuk ebeveyne bağımlı hale getiriliyor. Çocuğu korumak istemek gibi her ailenin başvurabileceği doğal ve içten bir davranışta bulunurken ebeveynler bazen yanlış yollara sapabiliyorlar ve çocuklarının bireyselleşmesini engelleyebiliyorlar. Yasaklar ve baskı ile çocuğun üzerinde denetim kurarak onu koruduğunu düşünerek, seçimleri sonucunda yanlış kararlar almasını ve hata yapmasını engellemeye çalışırken çocuğun kişisel gelişimini zedeliyoruz. Deneyim kazanamayan, fazla korumacılık ile dış dünyadan uzak büyüyen çocuklar büyüdüklerinde problemlerle baş edemez hale geliyorlar. Yanlışlar yaparak deneyim kazanmak da öğrenmenin bir parçasıdır. Çocuklarınızın hata yapmasına, bu hatalar sonucunda doğru yolu bulabilmesine fırsat verebilmelisiniz. Denediği, belli bir tecrübe edindiği için kendine güvenen çocuk yeni adımlar atmaktan çekinmez ve sorunlar karşısında afallamaz. 

      Çocuklarınızı dizinizin dibinden ayırmamak, halk arasında takdir edilen bir davranış olarak görülebilir. Fakat çocuklarınızı siz yanınızda olmadığı zamanda sorunların üstesinden gelebileceği şekilde yetiştirmelisiniz. Halk ağzında kalıplaşan terbiye sözcükleri ile hareketlerini kontrol etmek, çocuk üzerinde otorite kurmak yerine; hak ve özgürlüklerine saygı duyulan, sorunlar karşısında çözüm üretebilen, kendine güvenen, sorumluluk bilincini kazandırdığımız gelişim ve sevgi kültüründe büyümeye ihtiyaçları var. Çocuğunuzu koruyorum diyerek dizinizin dibinde ayırmamak; çocuğunuz daha denizle tanışmadan, onu suya bırakarak birden yüzmesini beklemekle benzer bir beklentidir. Çocuk yüzmeyi çözene kadar çırpınır, fazlaca su yutar. Önemli olan çocuklarınızı yıpratacak süreçlere maruz bırakmamaktır. Fakat aileler çocuklarını yıpratan bir süreci önlemek ve onu geleceğe hazırlamaktansa, kuşaktan kuşağa aktarılan bağımlılık modelini kullanmayı tercih ediyorlar. 

        Özgüven eksikliğinin duygusal, sosyal alanlarda yarattığı zorlukların yanı sıra bir diğeri de başarıdır. Başarı, özgüvenle doğru orantılı olarak ilerler. Çocukların kendi potansiyellerini görebilmeleri, adım atabilmeleri için öz güven ve öz yeterlilik duygularının güçlü olması gerekir. Sürekli eleştirilen, başkaları ile kıyaslanan, küçük düşürülen baskı yaşayan çocuklar yeterlilik hissedemeyeceği gibi kendini de iyi hissetmeyecektir. Bazı ebeveynler çocuğu baskı ve denetim altına almanın motive edici olduğunu düşünür.  Özgüvenin düşmanı korkudur, çocuk hata yapma korkusu ile hiçbir şey yapmak istemeyerek kendi kabuğuna çekilebilir. Öğrenilmiş çaresizlik burada karşımıza çıkar. Çocuk hiçbir şey başaramayacağı düşüncesine kapılabilir. Çocuğun bu duruma gelmesinin sebebi ise ona karşı kullanılan söylemlerdir; 'bunda yapamayacak ne var', 'bak şunun çocuğuna sınavda nasıl derece yapmış', 'ben sana demiştim' vb. bunlardan bazılarıdır. Yeterlilik duygusunun gelişmesi için çocuğunuza sorumluluk bilinci aşılamalı, 'ben yaparım' bilincini kazandırmalıyız. Bunu yaparken de sürekli eleştirerek, açığını arayarak, müdahale ederek değil eylemleri sonucunda nelerle karşılaşacağını bilmesini ve sürdürebilirliği öğrenmesini sağlayarak eğitici olmalıyız. 

        Çocuğa karşı denetim ve baskı modelini tercih ederek otorite kurmak isteyen ebeveynlerin yönelim tarzlarından biri de mükemmeliyetçiliktir. Mükemmeliyetçilik; kişinin kendi potansiyelini bilmesine ve sınırlarını çizerek ilerlemesine mani olur.  Bu davranış modelini sergileyen ebeveynler genellikle çocuklarını kendi devamları gibi kabul eder, istek ve beklentilerine göre yetiştirirler, zamanında kendi sahip olamadığı imkanları çocuğuna sunduğu için çocuktan maksimum bir performans sergilemesini bekleyerek tatmin olmazlar. Örneğin; sınavdan 80 alan bir çocuğa 'neden 100 değil' demek gibi. Kendi ulaşamadıkları hayallerini çocuklar üzerinden devam ettirmek isterler. Fakat çocuğun da tıpkı ebeveynleri gibi kendine ait idealleri, kendi ilgi alanları, becerileri ve geleceğe dair planları vardır. Çocuğu kendine bağımlı olarak görme görüşü burada da karşımıza çıkıyor. Geleceği hakkında fikrini sormadan adımlar atmak, onun adına ileri de yapacağı mesleğe kadar seçmek; kendi ideallerinizi, görüşlerinizi, düşünce ve adetlerinizi kabul ettirmeye çalışmak ona verebileceğiniz en büyük zararlardan birisidir. Bunun sonucunda ortaya kendi kararlarını alamayan, ne istediğini bilmeyen, seçmekten korkan çocuklar çıkıyor. 

       Bizim kültürümüzde 'uslu çocuk, iyi çocuk' düşüncesi hakimdir, ideal olan çocukların bağımsızlaşması değil söz tutmalarıdır. Himaye altına almak, kendi doğrularını takip etmesini beklemek, bunun dışına çıktığında suçlayıcı bir tavır takınmak, faaliyetlerini engellemek istemeleri sonucunda; sosyalleşemeyen, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenemeyen bireyler yetişiyor. Anne ve babalar çocuklarına kıpırdayacak bir sosyal alan bırakmadan, maksimum bir performans sergilemesini bekliyorlar. Bu çiçeği sulamadan büyümesini, filizlenmesi beklemek gibi bir istek değil midir? Toplum içinde kendini iyi ifade edemeyen, çekingenlik hisseden, benliğini sergileyemeyen bir çocuk geri planda kalacaktır.  Mutsuz bir çocuğun yetişmesinden bahsetmiyorum bile. Korku kültürü ile çocuğu sergilediği performans için cezalandırarak onun geri çekilmesine neden olmak yerine, başarıları ve adımları karşısında onu destekleyecek ödüllendirme yöntemini seçmek daha teşvik edici bir özgüven gelişimi sağlayacaktır. 

          Korkudan beslenen otoriter anne ve baba stili çocuğa koyduğu kurallar hakkında açıklama yapmadan, çocuğun itaat etmesini bekler. Çocuğuna hakim olduğunu düşünür, kurallara koşulsuz uymasını isterler. Kurallara uymaması, istenmeyen bir davranışın ortaya çıkması durumunda çocuktan sevgisini geri çeker, koşullu bir sevgi sunar. Bu kendi otoritesinin tehlikeye girdiğini düşünen özgüvensiz ebeveyn davranışı olarak yorumlanabilir. Ebeveynler bu gibi durumlarda kendi isteklerini daha ön planda tutar, ''ben bilinci'' ile ilerler. Çocuğu tamamen serbest bıraktığınızda güvensiz ve tedirgin hissedebilir; dengesiz, duruma göre değişen bir tavır sergilediğinizde ise çocuk ne yapacağını bilemez hale gelir. Çocuklarımızı anlamaya çalışmalı ve onlarla empati kurabilmeliyiz. Hoşgörü ve saygı temelli iletişim kurmalı, karşımızdakinin de bir birey olduğunu unutmamalıyız. Anne ve baba, çocuğa çizdiği sınırların nedenini açıkladığında, çocukta bunu kabul edilebilecek duruma gelecektir. Çocuğun başarılarına odaklanmak, kendi hakkında olumlu yönlere yönelmesini, gelişime odaklanmasını sağlar. Aile ve çocuk arasındaki ilişkide sağlamlaşır, hata yaptığı zaman ailesinden saklanmak yerine fikir alışverişi yapıp tavsiye alabileceği bir güven ilişkisi oturur. 

           Çocuğa karşı yaklaşımınızda dengeyi koruyarak; yerinde denetim, yerinde özgürlüğü ele alan demokratik bir tutum sergilediğinizde, karşınızdakinin hak ve özgürlüğünü önemsediğinizde geleceğe sağlam adımlarla ilerleyen, cesur, kendinden emin çocuklar yetiştirirsiniz. Çocuklarınızın karşısında değil yanında olmayı tercih edin. Hayallerini dile getirmesinde, yeni adımlar atmasında destek verin.  Başkaları ile kısıtlayarak, küçümseyerek, sürekli eleştiri yağmuruna tutarak çocuklarınızı ezmeyin; girişimci çocuklar olarak hayata atılabilen,  düşündüğünü uygulayabilen, topluluk içinde söz alabilen, kendinden güçlü olana boyun eğmeyen, kendini koruyabilen, sorgulayabilen bir birey olabilmek için kendimize güvenmeye hepimizin ihtiyacı var. Özgüvenin yaşantımızda bir yol haritası olduğunu, rotayı kaybetmeden cesurca yola devam etmemizi sağlayan bir pusula olduğunu aklınızdan çıkarmayın ve çocuklarınıza sağduyulu yaklaşın. Unutmayın ki çocuklarınız bu dünya için birer mirastır.

 

 


Kaynakça

http://acikerisim.istanbulbilim.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11446/1121/Bireylerin%20anne%20baba%20tutumlar%C4%B1n%C4%B1n%20%C3%B6zg%C3%BCven%20ve%20sosyal%20fobiye%20olan%20ili%C5%9Fkisinin%20incelenmesi.pdf?sequence=1&isAllowed=y

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/beyaz-yuzeyde-kahverengi-ahsap-bloklar-5245222/

https://www.youtube.com/watch?v=J6PjhDqXhz0

https://www.youtube.com/watch?v=sP0MtUUb7bY

Ongun, İ. ve Gençler, Lütfen Beni Anla, Altın Kitaplar,2000

11-05-2021
Dilay Kaya

Dilay Kaya

Sosyolog

Ankara’nın Polatlı ilçesinde dünyaya geldim. Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmet ön lisans, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji lisans bölümlerinde öğrenim gördüm. Hayalperest kimliğime birazda gerçeklik ekleyerek, araştırarak ve öğrenerek yoluma devam ediyorum. Sınırsız hayal gücü ile donatılmış küçük bir kızken, şimdi ise içinde bulunduğu düzeni de anlamak telaşı içerisine giren genç bir kadınım. Ve artık buradayım, anlatmak için heyecanlıyım.

dly-06@hotmail.com

https://www.linkedin.com/in/dilaykaya/

ankara psikolog