Onlar aralarında anlaşıyorlar...

Merhaba sevgili fotoğraf severler,

Mart ayında, İstanbul'da, Kadınlar Günü kutlamaları kapsamında 40 fotoğrafçıdan oluşan bir grupla ‘Bir Kadın Bin Dünya’ isimli bir sergi hazırladık. Bu sergiye Gion bölgesinden bir Geyşa fotoğrafıyla katıldım. Fotoğraf seçmek için arşivimi karıştırırken, sizinle paylaşacağım konu da netleşti: Japonya’nın en geleneksel kentlerinden biri olan Kyoto’ya yaptığım seyahat. Gündüzleri, modern kıyafetleriyle işine koşturan halk, akşama doğru, geleneksel kıyafetlerine bürünmüş, sanki farklı bir zaman diliminde yaşar gibiydi. İlk izlenimlerim o kadar etkileyiciydi ki, seyahat planlarımı değiştirerek - genelde ülke sınırları içerisinde P-harfi çizerek mümkün olduğunca farklı bölgeleri görme eğiliminde olurum- sadece Kyoto'da kalıp, zaten yeterince ekzotik olan günlük yaşamın içinde olmak istedim (yıl 2008). 


Bu dönemde, Avusturya, Kamerun ve Türkiye’den misafirlerim oldu. Aynı sokakları farklı insanlarla dolaşmak ve hangi konulara dikkatlerinin odaklandığını görmek, başlı başına bir tez konusu...Biri, Japonların para konusunda ne kadar tok gözlü ve vakur olduklarını vurgulayıp, işte medeniyetin göstergesi derken, diğeri Japonların hal ve davranışlarındaki uysal harmoniye dikkat çekmişti; o inci kolyeyi iki eliyle yumuşacık kavrayarak, bana sunmasındaki zarafet Koyu dindar olan üçüncü arkadaşım ise, turistik amaçlı tapınak ziyaretinin bile ibadete denk olduğunu öne sürerek, Onsen adı verilen kaplıcalarda zamanını geçirmeyi yeğlemişti… 'Önemli olan niyet, gel bir fotoğraf çekelim' dediysem de, kendisini ikna edememiş, yollarımızı ayırmak zorunda kalmıştık. Keşke bilebilseydi, Şinto inanışlarına göre, tapınakta olduğu kadar, doğada da ibadet edilebileceğini ve  bedensel ve ruhsal temizliğin ibadetin çok önemli bir parçası olduğunu… Belki o zaman, hamam yerine bir müze ziyaretini tercih ederdi...

Ben de bilmiyordum, ta ki, Kyoto’lu bir rehberle, yolum kesişene kadar…

Rehberimle, şehrin merkezine yakın olan bir tapınağının avlusunda buluştuk, 80 yaşlarında çok güzel ingilizce konuşan –ve muhtemelen dilini geliştirmek amacıyla, bu işe gönül vermiş- bir beyefendi. Ben, bir heves karşımızdaki tapınağa yöneldiğimde, 'Biz bu yapıyı turistlere özel inşa ettik, orada kimse ibadet etmez, boşuna buralarda vakit kaybetmeyelim, daha özgün yerlere götürmek istiyorum seni' diyerek beni durdurdu. Güzel bir gün olacağından emin, peşine takıldım. Önce el sanatlarının yapıldığı Gion’un arka sokaklarını gezdik, ipek boyama tezgahları, yelpaze üretim atölyeleri, oyun kartları... Sonra tabii ki Geyşaların yaşadıkları mahalleler ve ardından, civardaki mütevazi tapınaklara ulaştık.


İşte orada, Şinto kamilerinin çok titiz olduklarını ve bu nedenle, Japonların tapınaklara sadece çok özel günlerde, yılda bir iki kere girebildiğini öğrendim. Tabiatla insan arasında, mevcut görünen- ve görünmeyen- ilişkilerin ana temayı oluşturduğu bu inanış, Japon halkıyla özdeşleşmiş olmakla beraber, Şaman geleneklerini çağrıştıran, dilek ağaçlarına kağıt bağlama, adak adama ve kuytu köşelere ayna yerleştirme gibi, öğeleri de var. gibi geldi bana...  Çok gündelik konularda bile, müzik yeteneğini geliştirme isteği mesela, dua ihtiyacı oluştuğunda, önce bireysel temizlik yapılır, adaklar sunulur ve konuyla ilgili kami, el çırparak tahtaya vurarak veya çan çalarak, çağrılırmış. Kamiler, tabiattaki her şeyde, dağlarda, ormanlarda, sularda ve gökyüzünde yaşadıklarından, ritueller tapınak avlularında olduğu gibi - içeri girmek zaten yasak - doğada da gerçekleşebiliyormuş. Hiç bir duvara teması olmayan, ortalık yerde, sadece Japon bahçelerinin, göletlerin, muhteşem görüntülerine çerçeve oluşturmuş gibi yükselen, ahşap kapıların varlık nedenini de anlamış oldum, böylece... Tapınak avlusunda bulunan, ahşap havuz, antika kepçe, yanındaki yüksek teknoloji harikası arıtma sistemi ve bana çok tanıdık gelen takunyalar da, kamilerin titizliği göz önünde bulundurulunca- resimde yerli yerine oturdu...

Özünde iyi veya kötü olarak gruplara ayrılmayan kamiler, insanların geliştirdikleri ilişkileriler sonucunda, kamiyi insanın lehine veya aleyhine çevirebiliyormuş. Japonlarda, doğaya ve kendi öz varlığı dahil olmak üzere tüm insanlara gösterilen sonsuz saygı ve itinanın motivasyonu, işte tam burada yatarmış. 'Bir de yaşadığımız savaştan aldığımız büyük ders var tabii' diye, ilave etmişti rehberim, büyük bir ciddiyetle. Şinto kamilerinin titizliği, insanların hastalık halleri ve ölümle hiç uyuşmadığından, bazı Japonların, tam da ölüm döşeğinde Budizm’e döndüğünü eklemişti, son olarak... Akışı bozan, delici sorular sormayı hiç sevmem, duyduğum, gördüğüm ve hissettiğimle kabul etmeye çalışırım, anlatılanları… Ama bu sefer dayanamayıp sordum: Ölüme bu kadar yakınken, din değiştirmek çok riskli değil mi? Cevap hazırdı: Tanrılar aralarında iyi anlaşıyorlar olsa gerek, bu konuda hiç bir sorun yaşamadık....’ Ve gözleri ışıldayarak muzipçe gülümsedi, ne kadar ciddiydi, hala bazen düşünürüm, ama başka soru sormadım…

 

Enerjiniz yüksek, ışığınız bol olsun,

Selamlarımla,

Elif Ülkü Arıcı

 

17-04-2018
Elif Ülkü Arıcı

Kadrajdan Yansımalar

Elif Ülkü Arıcı

İstanbul Teknik Üniversitesi, öğretim üyesi

Işığımız bol, enerjimiz yüksek olsun... Selamlarımla Doç. Dr. Elif Ülkü Arıcı

elifarici@medyacuvali.com