Okumuş Eşekler

A+ A-

Önceden büyüklerimizin şöyle bir sözü vardı, yani en azından böyle söylenirdi “Oku da eşek olma!” Hatta “Eşşek” diyerek bir “ş” harfi daha eklenip nasihat vurgulu hale getirilirdi. Yani, okul hayatına düzgünce devam et başarılı ol, iyi bir üniversite kazan ve büyük adam ol anlamı taşırdı. Haksız da değillerdi; okumak değerliydi, okumak önemliydi. Gelişmişliğin yanında iyi bir meslek sahibi olmanın önemli aşamalarından biriydi.  Üniversiteleri kazanmak da zordu. Üniversite sayısının düşüklüğü bir yana dönemin şartları da düşünüldüğü zaman belki de herkesin üniversitede eğitim görme şansı yoktu ki o yüzden olsa gerek sadece liseyi bitirmek memur olmaya yetiyordu.

Elbette zaman ilerledikçe zamanın getirdiği şartlar ve nüfusun da artmasıyla beraber üniversite sayısında da artış olmaya başladı 2000'li yılların başlarından itibaren. Fakat bu duruma paralel olarak eğitim politikaları da doğru yürütülüyor muydu? İşte asıl soru buydu. Biraz geçmişi kurcalayacak olursak ülkemizde eğitim politikalarının hiçbir zaman sağlıklı yapılamadığını ve bir deneme tahtası haline getirildiğini görebiliriz. Bu durum sadece üniversite sayısı ve üniversitelerin eğitim kalitesiyle ilgili değildi, tüm eğitim kademeleri için geçerliydi. Orta öğretimde durmadan değişen sistem ve merkezi sınavlar ile ilgili sorunlar her geçen yıl katlanarak artıyordu. Yani uzun lafın kısası kökenden bir sorun vardı. Bunun belki de sistematik bir bozma faaliyeti olduğu da düşünülebilir.

Peki, şimdi ne oldu? Yani içerisinde bulunduğumuz yüzyıl, her şeyin yıkıcı bir şekilde değişmeye başladığı 21. Yüzyıl. Türkiye her şeyin en uçta veya en dipte yaşandığı bir ülke, Türkiye’de hiçbir şeyin ortası yoktur. Bu yüzden olsa gerek yükseköğretimin son 20 yılına bakacak olursak Türkiye’de üniversite sayısında gereğinden fazla bir yükseliş oldu. Dışarıdan bakıldığında bunun bir gelişmişlik seviyesi gibi görünmesi için yapıldı muhtemelen. Fazla üniversite olunca daha iyi, daha kaliteli eğitim olacağı sanıldı, çünkü Türkiye’de nitelik değil nicelik önemliydi. Çoğunluğa göre sayı olarak fazlalık gelişmişlik seviyesini gösteriyordu. Yabancı ülkelere “Ülkemizde 3000 tane üniversite var!” dediğimiz zaman şaşırmalarını ve takdir etmelerini, "gerçekten çok ilerlemişsiniz!" demelerini bekledik hep. Yani, niteliksiz beton yığınları inşa ederek eğitimde sınıf atlayacağımızı zannettik. Ama öyle olmadı, boş bulunan her araziye, her apartmana, her mahalleye üniversite açarak eğitimin sonunu getirdik. Aslında bakıldığında mevzunun eğitim değil de tamamen ticari olduğunu da gördük, çünkü bir şehre üniversite açmanın o şehrin ekonomisine katkı getireceği düşünüldü. Evet, bu çok yanlış bir düşünce değil, bir şehirde üniversite bulunması orayı ekonomik olarak da canlandırır peki ama sadece bunun için miydi her şey? Her genç üniversiteye yönlendirildi peki herkes üniversiteye gitmek zorunda mıydı? Mesela sanayisi güçlü ülkelerde eğitim sanayiye göre, teknolojisi güçlü ülkelerde teknolojiye göre dizayn edilirken bizde neye göre dizayn edildi?

Bugün geldiğimiz konumda; elinde bir mesleği olmayan olsa bile bunu icra edeceği alan olmayan, ne yapacağını şaşırmış, eğitim hamalı olmuş, günümüz teknolojisini tam olarak yakalayamamış,  günümüz şartlarında orta halli yaşayabilmesi için akademisyen veya memur olmaya mahkûm bırakılmış “Okumuş Eşekler” ordusu yetiştirdi ülkemizdeki çarpık eğitim politikaları. Ben de bu “Okumuş eşekler” den biriyim. “Oku da eşek olma!” sözünü kulağıma küpe yapmıştım, kendime dert edinmiştim çünkü öğrenmeyi severdim ve halen seviyorum. Fakat her yerde ve her zaman olduğu gibi farkımı konuşturmalıydım ve yine başardım, ben de bir ”Okumuş eşek” oldum!

Prof. Dr. Celal Şengör bir televizyon yayınında “Türkiye’de 4 yıllık üniversite okumak zaman kaybıdır” demişti.  Bu, dikkate alınması gereken bir söz, üniversitelerin niteliksizliğini vurguluyor. Demek ki doğru gitmeyen çok şey var. Bugün içinde olduğumuz salgın dönemi ile başlayan hızlı dönüşümler ve giderek artan dijitalleşme karşısında eğitim alanında çok yavaş kalındığı ve belki de hiçbir adım atılmadığı maalesef bir gerçek olarak karşımızda duruyor. "Okumuş eşek" sayısında artış olmaması için harekete geçmek gerekiyor hem de hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde. 

 

Oğuzhan Sivri

 

 

11-06-2021
Oğuzhan Sivri

Oğuzhan Sivri

Edebiyat

1984 yıllında Ankara’da doğdum. Eğitim hayatımın büyük bölümünü Ankara’da tamamladım ve doktora basamağından devam etmekteyim. Resim bölümünden mezun oldum ama bunun dışında edebiyat ile de ilgileniyorum. Soyut Düşlere Sürreal Göndermeler isminde bir kitabım var. Bunun yanında çeşitli yerlerde yazılarım ve ulusal-uluslararası dergilerde makalelerim bulunuyor. Birçok alana ilgi duyuyorum ve bu alanlarla ilgili elimden geldiği kadar yazı yazmaya çalışıyorum.

oguzhan.sivri@yandex.com.tr

oguzhan.sivri

ankara psikolog