Nereden Başlasak?

Neden yazmaya ihtiyacım var biliyor musun? Düşünceler ne kadar özgürce akarsa aksın her zaman uygun oldukları ölçüde dile gelir; fakat kaleme alındığında tam bir saflık ve gerçeklik içerisindedir. Peki neden bir başkası değil de sen biliyor musun? Çünkü bizim, birbirimizin iyiliği ya da kötülüğü ile ilgili bir kaygımız yok. Ne kadar doğru ve adil olduğumuzu göstermek ya da tecrübelerimizi aktarmak için burada değiliz. Duygularımızı ya da aklımızı istediğimiz kadarıyla sohbetimize dahil edebilir veya hiç etmeyebiliriz. İşte bu yüzden ben senin sessiz kalmanı istemiyorum. Sohbetlerimizde anlatan taraf sadece ben olmak istemiyorum. Senin anlatmak ya da söylemek istediklerini de dinlemek istiyorum. Bana istediğin her şeyi anlatabilir ve sohbetimizi dilediğin gibi yönlendirebilirsin; sormak istediklerini sorabilir veya herhangi bir konuda fikrimi öğrenebilir, kendi fikrini belirtebilirsin. İsmini bilmemin ya da bilmememin pek bir önemi yok; çünkü benim için önemli olan sadece sensin.


Merak ediyorum acaba sen de hiç gün içerisinde birkaç dakikalığına durup yani yaptığın ne varsa bırakıp sadece etrafındaki insanları gözlemliyor musun? Benim oldukça sık yaptığım bir şey bu. Böylece kendimi birkaç dakikalığına da olsa içinde bulunduğum o andan koparmış oluyorum ve aslında kısa bir süre için de olsa düşüncelerime istedikleri gibi dolaşma fırsatı veriyorum. Ve bundan oldukça da keyif alıyorum. Bu biraz da benim gözlem yapmaya olan ilgimden kaynaklanıyor ve zaten bu ilgim de oldukça küçük yaşlarda kendisini gösterdi. O zamanlar yaşıtlarım dönemin popüler kitabı “Bir Genç Kızın Gizli Defteri”ni elden ele dolaştırırken ben Agatha Christie’nin romanlarında kendimi kaybetmiş, bir an önce katili bulma derdindeydim.Bu üniversite yıllarına kadar bu şekilde devam etti. Okuduğum yazarlar değişkenlik gösteriyordu tabii ki fakat suç romanlarından vazgeçemiyordum. Üniversite yıllarından sonra ne tarz okumaya başladın diye soracaksan eğer… Okumayı bıraktım. Neyse bu başka bir sohbetimizin ana başlığı olsun…


Yani anlayacağın
çocukluğumdan beri insanların söylediklerini değil söylemediklerini anlamaya çalışıyorum. Etrafımdaki insanları gözlemlerken binlerce düşünce akıyor zihnimden. Mesela iki kişiyi konuşurken gördüğümde; ilk dikkat ettiğim şey dinleyen tarafın kaş ve göz, anlatanın ise el ve ağız hareketleri oluyor. Dinleyen kişi konuya ne kadar dahil, dinlediği şey ilgisini çekiyor mu ya da içinden “ Keşke bir sussan artık” mı diyor anlamaya çalışıyorum. Anlatan ise anlattıklarında ne derece samimi ve anlatmak için neden o insanı seçmiş kestirmeye çalışıyorum. O an herhangi bir işle meşgul bir insan gördüğümde; onun duruş ya da oturuş şeklinden aklı o an nerede olabilir diye tahmin yürütüyorum.Yürürken bir insanı gördüğümdeyse; adımlarının sıklığına, vücudunun o anki duruşuna ve bir şey taşıyorsa onu nasıl tuttuğuna ya da taktığına bakarak o anki ruh halini anlamaya çalışıyorum…


Biraz daha genel konuşacak olursak; insanlar hakkında fikir sahibi olmayı seviyorum. Kişileri, olayları ya da durumları gözlemlerken
sanki sessizce başka hayatlara dahil olup yeni şeyler öğreniyorum. Öğrendiklerimden ders çıkarıyor ve aklımın bir köşesinde tutuyorum. Gerekli gördüğüm yerlerde ise bunları insanlar ile paylaşarak onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Konuşmaktan çok dinlemeyi seviyorum. Kimi zaman insanların akıllarından geçenleri dinlemeyi kimi zaman ise anlattıkları kadarını duymayı… Ama bazen şunu da düşünüyorum… Acaba tüm bunları sevdiğim için ve belki birilerine yardımım dokunur diye mi yoksa sadece kendimi korumak ve temkinli olmak adına mı yapıyorum?

 

Ne zaman istersen buradayım. Mutlu kal ve lütfen seni tanımama izin ver. İstediğin zaman bana ecemcadir@medyacuvali.com adresinden ulaşabilirsin. Hoşça kal.

 

29-09-2018
Ecem Çadır

Cat Cat

Ecem Çadır

Doğa aşığı, yapay karşıtı, hafif kaçık ve inatçı da birazcık. İnsanlığı elverdiğince iyi ve alçak gönüllü olmayı kendisine görev edinmiş bir tuhaf insancık...

ecemcadir@medyacuvali.com