Mutsuz Olma Hakkımız 'İlayda İlkyaz Topuz'

A+ A-
Psikologlar genellikle danışanlarıyla ilk seanslarında bazı rutin sorular sorarlar.Bu soruların içinde ''Terapi sürecinin sonunda hayatınızda neyin değişmesini istiyorsunuz?'' şeklinde bir soru da olabilir.Danışanların çoğu bu soruya o anki sıkıntılarından kurtulma isteği içinde gerçekçi cevaplar veremeyebilirler. Bir daha hiç kaygı yaşamak istemediklerini ya da artık hiç mutsuz olmak istemediklerini söyleyebilirler. O an olumsuz duygularını çok yoğun bir biçimde yaşayan ve hayat kalitesi bu durumdan ciddi şekilde etkilenen birinin bu cevapları vermesi çok normaldir. Bu kişi o kadar çok mutsuz hissetmiştir ki artık bu duyguyu yaşamak istemiyor olabilir. Ancak bu imkanı olmayan bir istektir. Terapi sürecinin sonunda danışanlar olumsuz duygulardan tamamıyla kurtulamazlar, bu olumsuz duyguları neden sürekli hissettiklerini ve neden hayatlarını etkileyecek kadar yoğun bir şekilde yaşadıklarını fark edip onlarla baş etmeyi öğrenirler. Çünkü olumsuz duygularda olumlu duygular kadar gereklidir.

Eğer mutsuzluk hissi depresyon tanısı almanızı gerektirecek kadar hayat kalitenizi etkiliyorsa bu çözülmesi gereken bir sorundur. Ancak hepimiz bazen istediğimiz bir hedefe ulaşamadığımızda, yakınlarımızla tartıştığımızda, haksızlığa uğradığımızda ya da sevmediğimiz bir ortamda bulunmak zorunda kaldığımızda mutsuz hissederiz.Böyle zamanlarda mutsuz hissetmek yanlış bir şey değildir. Bazı anlarda mutsuz hissediyor olmak sadece insan olmanın bir parçasıdır ve kaçınılmazdır.

Gözlemlediğim kadarıyla birçok insan hayatını mutsuzluktan kaçınarak sürdürmeye çabalıyor, çoğumuz en ufak bir talihsizlik karşısında bile fazlasıyla tahammülsüzüz. Bu durum öyle bir hale gelmiş ki mutlu olmak birçoğumuzun hayat amacı olmuş. Mutlu olmak artık bir gereklilik gibi. Bu yüzden bizim için mutluluk da artık hayati bir ihtiyaç haline geldi. Sanki hepimizin mutluluğu arayıp bulması gerektiğini empoze eden bir dünya görüşü var. Mesela izlediğimiz reklamlarda herkes gülümsüyor. Mutsuz insanlar reklamlarda pazarlanan ürünleri aldığında mutlu oluyorlar. Sosyal medya hesaplarına koyduğu fotoğraflarda herkes çok mutlu görünüyor. Sanki herkes en mutlu olanın kendisi olduğunu kanıtlamak için yarışıyor. Çoğumuz filmlerde mutlu sonlar görmek istiyoruz. Pek çok kitap küçük mutlulukları fark etmemizi öğütlüyor. Mutsuz hikayelerden hazzetmiyoruz, mutsuz insanlardan bile yeri geliyor kaçınıyoruz.

Bütün bu çabaya rağmen kaçımız tam anlamıyla mutlu hissediyoruz?

Evlenen çiftlere, doğum günü pastasını üfleyen gençlere, işe başlayan çalışanlara hep mutlu olmalarını temenni eden cümleler sarf ediyoruz. Kendimiz de her zaman bu amaçla yola çıkıyoruz. Bu konuda elbette ki kimse bizi yargılayamaz. Çünkü kimse mutsuz olmayı istemez. Ama bu duruma daha objektif bir gözle bakarsak kimsenin mutsuz hissetmekten kaçamayacağını da görebiliriz.

İnsanın anlamlı bir hayat yaşayabilmesi için olumsuz hayat tecrübelerine de ihtiyacı vardır.İnsanların sürekli mutlu hissetmek istemesi gerçekçi bir hedef değildir. Bazen mutsuzluğumuzla da barış içinde olmamız ve üzüntüyü de yaşamak için kendimize izin vermemiz gerekir. Çünkü her olumlu şey olumsuzu sayesinde var olur. Eğer üzüntü olmasaydı sevincin olmayacağı gibi kötü olmasaydı iyinin ne olduğunu da bilemezdik. Biz insanlar için belki de bu durumun en ironik örneği; en büyük mutluluğun, mutsuzluk sona erince hissedilmesi olabilir.

Hayat denilen bu yol her zaman beyaz bir çizgi üzerinde yürüyerek gitmeyeceği gibi her zaman siyah bir çizgide yürüyerek de gitmez. Eğer siyah çizgiye geldiysek biraz yavaşlayıp mutsuz hissetmek insanın hakkıdır. Mutsuz hissetmek bir kusur ya da başarısızlık değildir. Günümüz mutluluk anlayışı, insan hayatını bir bilgisayar oyunu gibi bölümlere ayırır ve ancak her bölümü başarıyla geçersek sonunda mutlu olabileceğimize bizi inandırır.Modern mutluluk kavramı hepimize ideal eğitim, ideal aşk, ideal meslek hayatı hatta ideal insan tanımları çizer böylece mutluluk adeta bir ev ödevine dönüşür. Hepsine yetişebilmek yorucudur ve hepsini başarabilmekte gerçekçi değildir. Günün sonunda idealleri uyamayan insanlar, kendilerini bu kalıpların içerisinde mutsuz hissederler ve mutlu olma çabası insanı daha derin bir mutsuzluğa iter.

Bilinenin aksine aslında başarı da mutluluğun anahtarı değildir çünkü anlamlı bir hayat demek sadece başarılı bir hayat demek değildir. İnsanlar kötü tecrübeler yaşayarak doğru olanı öğrenir. Kişiliğimiz ve hayat görüşümüz yaşadığımız acılarla, talihsizliklerle, olumsuz yaşam olaylarıyla sarsılır. Sonra bu olumsuzlukları atlatarak yeniden doğarız, fikirlerimiz şekillenir, yeni bir kişilik inşa ederiz, gelişiriz, öğreniriz, dünyaya başka bir pencereden bakmaya başlarız. Hayat bazen bizlere olumsuzluklarla yüzleştiğimizde daha anlamlı görünür. Büyük icatlar ve dünyayı değiştiren fikirler hep birilerinin bir şeylerden hoşnut olmaması ile ortaya çıkar. Olumsuzlukları görmek, fark etmek önemlidir. Çünkü olumsuzu görmemeye direnen bir insan o olumsuzluktan kurtulamaz, olumlu olana ulaşamaz.

Mutsuzluk her zaman korkulacak kadar kötü bir his değildir. Örneğin; üzüntülü bir şarkı dinlerken hüzünlenmek ruhumuzu besleyebilir. Mutsuz insanlarla konuşmak, onların acılarını paylaşmak bize her zaman kötü hissettirmez. Bazen tıpkı mutluluk gibi mutsuzluğumuzu da paylaşarak iyi hissedebiliriz. Hayatımızın her günü ya da her anı pozitif geçmek zorunda değildir. Mutluluğun da mutsuzluğun da bir sınırı vardır. Önemli olan ikisinin de geçici olduğunu bilerek ve bu durumla barışarak yaşayabilmektir.


İlayda İlkyaz Topuz


Kaynakça

https://pixabay.com/images/id-4254613/

https://pixabay.com/images/id-390224/

21-06-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog