Mucize Şehir

A+ A-

Ben lokantaya gittiğimde o çoktan gelmişti. Daha önce resmini gördüğüm halde hiç görüşmediğim için onu tanıyıp da bulmam zor olabilirdi ama garson yardımcı oldu. Rezervasyonu ben yaptırmıştım. Randevulara hep erken giderim ama o benden önce gelmişti lokantaya. Ankara’ da Boğaziçi lokantasındaydık.

-          Benden önce gelmişsiniz.

-          Evet. Osman Bey değil mi?

-          Doğru. Siz de Fehmi Bey.

Beni görünce ayağa kalkmıştı. Tokalaştık. Sandalyeye oturduk.

-          Başka gelecek kimse var mı?

-          Yok, Fehmi Bey. Projeyi ikimiz konuşacağız.

-          Siz, mühendis miydiniz ya da mimar mı?...

-          Doktorum ben. Tıp doktoru.

Önüne baktı. Kısa boylu bir adamdı. Kalın gözlükleri vardı. Yüzünde, fevkalade ıstırapları çekip tüketmiş de daha başıma ne gelecek acaba diyen bir ifade vardı. Tanırdım bu ifadeyi. Çektiği ağrılara razı olmuş ağır hastaların yüz ifadesiydi bu.

-          Hastane planında bir eksik mi buldunuz?

-          Aksine, hayran kaldım. Bu projenin her ayrıntısı deha barındırıyor. Proje bir dahinin ya da dahilerin eseri. Kaç kişilikti ekibiniz?

-          Ben yalnız çalıştım efendim.

Ben aslında sağlık ocağı doktoruydum. Oldukça ağır bir depresyon geçirmiştim. Doktorluk yapamayacak kadar uzaklaşmıştım rutin yaşamdan. Sağ olsun sağlık müdürlüğü beni geri hizmete çekmişti. İnternet üzerinden yapılan şikayetlere ve önerilere bakıyordum. Yani bu mesajları inceleyip gerekli kurumlara yönlendiriyor veya uygun cevabı yazıp mesaj dosyasını sonlandırıyordum. Fehmi Bey’in mesajını bu görev sırasında görmüş, önerdiği projeye hayranlık duymuştum.

-          Sizden geri dönüş olunca projemin onaylandığını sandım.

-          İnşallah o da olur ama şimdilik dosyanız bende. Her ayrıntı bende hayranlık uyandırdı. Ben istiyorum ki dosyayı sunacağım makamlar da benim gördüklerimi görsün. Projenizin önü açılsın.

-          Para vermem mi gerekecek?

-          Aman Fehmi Bey ne münasebet... Ben sizi daha iyi tanımak istedim.

-          Param yok zaten.

Tırnaklarını yemeye başlamıştı. Benim önerimle sipariş verdiği yemekten bir kaşık bile almamıştı. Masadaki sudan içmemiş, çatala bıçağa dokunmamıştı. Şimdi tırnaklarını yiyor, onun ilgisini bekleyen tabak, kaşık, çatal sineye çektikleri bu aldırışsızlığı sessizce protesto ediyorlardı.

-          Biraz kendinizden bahseder misiniz?

-          Adım Fehmi işte biliyorsunuz. Annemle yaşıyorum. Sincan’ da evi var annemin. Evlenmedim hiç. Çocuk falan da yok haliyle. Öyle.

-          Eğitim kısmında sanat okulu mezunu yazıyordu.

-          Evet. Üniversiteye gittim de mezun olamadım. O yüzden mezun olduğum yer olarak şey yaptım… Ben kabul edildi sandım. Annem kim bakacak oğlum senin yazdıklarına dediydi.

-          Lütfen rahat olun. Siz ortaya mükemmel bir eser koymuşsunuz. Ben bunun farkındayım. Uygun yerlere ileteceğim çalışmanızı.

-          Ne zaman?

İlk defa bir dahiyle karşılaşıyordum. Onun eserine o kadar hayranlık duymuştum ki eserin sahibini tanımak, zaten kağıt üzerinde eksiksiz yer alan eser hakkında daha fazla bilgi almak istemiştim. Bu hataydı. Dahilere yaklaşmak, ışığına hayran kaldığınız yıldızlara yaklaşmak gibidir. Yakarlar sizi.

Önerisi şöyleydi: Diyarbakır’ la Elazığ arasında bir araziye akıllı şehir kurulursa, Batıya göç durabilirdi. Bu akıllı şehir gelecekteki şehirlerin ilk örneği olabilirdi. Şehir dev bir şato gibi olacaktı. Şehirde otomobil bulunmayacaktı. Dikey ulaşım asansörlerle yatay ulaşım her kattaki raylı sistemle sağlanacaktı. Güneş enerjisinden faydalanmak için özel tuğlalar tasarlamıştı Fehmi Bey. Şehrin her katının planını titizlikle yapmıştı. Su borularının kalınlığına varıncaya kadar, yerlere döşenecek parkelerin boyutlarına kadar, asansörlerin fren mesafesine kadar tasarlamış şehrin planına yerleştirmişti. Çocuk parklarının, hastanenin, karakolun, evlerin, iş yerlerinin, meyve bahçelerinin, havalandırmanın planları detaylandırılmıştı.

-          Çizimlerin bir mimar tarafından çizildiğini sanıyorum. Mimarın isminin de yazılması gerekmez mi?

-          Hayır, ben çizdim.

-          Elektrik tesisatının planı…

-          Ben yaptım.

-          Elektronik devreler…

-          Ben kurdum.

Yüzüne baktım. Göz teması kurmuyordu. Avuçlarını yumruk yapmıştı. Artık tırnaklarını yemiyordu. Yemek de yemiyordu. Ara sıra yumruk yaptığı ellerinin sırtını kokluyordu.

-          Buna inanmazlar.

-          Ama gerçek, bu Osman Bey.

Keşke hiç tanışmasaydım bu dahiyle. Sevimsiz, rahatsız edici bir adamdı. Bir şehri kurmak için gerekli her ayrıntıyı düşünmüş olabilirdi ama bu düşündüklerini anlatmaktan acizdi. Eğer projesi, onaylansın değerini bulsun istiyorsa, biraz da sevimli görünmeyi öğrenmeliydi. Önüne konan yemeği yemeliydi. Gülümseyebilmeliydi. Allah aşkına bir üniversite nedir ki dahi beyinler için? Bir diploması olmalıydı.

-          Peki. Ben elimden geleni yaparım. Projenizi üç farklı bakanlığa gönderirim. Ama dikkatlerini çekebilir miyiz, bilmiyorum. Bazen hükümete yakın insanların faydası olabiliyor. Tanıdığınız varsa işe yarayabilir.

-          Siyasi mi?

-          Yani.

Yüzü, ıstıraplar atlası gibiydi. Durmadan ıstırap yüklü yeni coğrafyalar keşfediyordu yüzü. Ben onunla aynı masada bulunmaktan ne kadar rahatsızsam Fehmi Bey de o kadar rahatsızdı benimle konuşmaktan.

-          Ben daireye geç kalmayayım. Müsaadenizle kaçıyorum ben.

-          Şey mi?

Dediğini duydum ama duymamış gibi yaptım. Hesabı ödeyip çıktım.

 Belki bugün olsa daha çok tahammül edebilirdim ona. Ben ağır bir depresyondan yeni çıkmıştım. Hiçbir konunun üzerine gitmiyor, derin düşüncelere dalmıyor, ruhumu yukarı çekmek için beyhude mücadelelerden kaçıyordum. Ona söz verdiğim gibi üç bakanlığa da gönderdim projeyi. Aradan geçen on yıla rağmen ne o akıllı şehir kuruldu ne de Batı’ya göç durdu. Fehmi Bey’ i merak edip araştırdım bu yazıyı hazırlarken. Hakkında övgüler vardı internette ve birkaç fotoğrafını buldum; mutlu görünüyordu. Otomobil tamircisi olmuştu. Müşterileri çok memnundu ondan. Fehmi usta için övgü yazıları yazıyorlardı internete.


Kaynakça

Kullanılan görsel ressam UĞUR AKALIN' ın eseridir.

09-08-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog