Maymuncuk

A+ A-
Hatırlamaktı aslında tek yapman gereken, kendini mahvetmek için. Şimdi yaptığım gibi, sonraki hayatımda da ‘’keşke’’lerim olur muydu ki?

Güvertesine su aldığı halde batmayan gemiler var ya hani, hep o heybetine özendiğimiz gemiler… Tahliye kanalları var aslında, bizlerin yok. Bu yüzden çoğumuz da o dalgalı denizlere girmeye cesaret edemiyor. Herkesin dalgalı denizi farklıdır; mesela benimki istikrarlı kalmak, istikrarla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum. Seninki ne hiç düşünmüş müydün?

Domino taşları gibi patır patır düşüyoruz. Güven yok ki, sırtımız boş. Hep bir reddedilme korkusu, sevilmeme, kabul görmeme, hata yapma korkusu. Hatalarımız; denizler,  gökler kadar güzeldir. Ama nefes alabilme çabasındayken renklere nasıl da kör kaldık. Yanaklarımızdaki pembeliğe nasıl minnettar olabileceğimizi unuttuk. Demek ki insanları böyle vazgeçiriyorlar hayallerinden, mutluluklarından ve alıştırıyorlar çirkinliklere, kirliliğe. Farkında değiliz; mutluluğun bir formülü yok. Bizler parmak izi ile açılan telefonlar gibiyiz. Sen istediğin kadar dışardan açılmayı bekle, senin parmağın olmadan açılmaz o telefon. Mutluluk denen şey gözlerin arkasındadır. Bu yüzden kimisi boş bakar, kimisi de ümitli bakar. Dışarda aramaz, içinde çoktan bulmuştur.

Mutluluğun formülünü çok aradık. Sonunda hep ayna ile karşılaştık, aslında içimizdeki dünyaydı. Elinle değebildiğinden çok şey bekledin. Ruhuna değebilendeydi istediğin. Bir gülümseme, bir bakış, bir kelime…  Dünya’ya geldiğinde, belki de sadece Güneş’ti seni ehlileştiren.  Sen elini göğsüne koyduğun yere güvensene, neden bu dağ arayışı? Sevgi maymuncuktur; milyarlarca kapısı olan bu evde, en çok ihtiyacın olan şeyi sen iliklerinden ayırma. Her şeyi çok sev, en başta kendini sev. Kaç odan olduğuna sen de şaşırırsın.

Kaynakça

Fotoğraf: Müge Nur Öğütcü

13-07-2020
Müge Nur Öğütcü

Müge Nur Öğütcü

Deneme/Şiir/Hikaye

Ben bu kazağı örmeye ilkokul yıllarımda başladım, yaklaşık 15 yıl oldu. Yeni şeyler öğrendikçe elimdeki ilmeklerle oynamak çok daha keyifli hale geldi. Farklı materyalleri, yöntemleri, renkleri hiç yadırgamadım. İçimdeki müziğe kulağımı tıkamadım. Emek verdim, hissettim, düşündüm ve anlatıyorum... Kimi zaman ördüğümü söktüm, başa döndüm. Kimi zaman eksik ördüm, daha çok çabaladım. Şimdiyse en büyük dileğim; bu kazağı giyebilmek. İnsanlar ne zaman ki benim adımı anıyorlarsa, dileğim gerçekleşmiş demektir. Sevgilerimle…

tmugeogutcu@gmail.com