Mavi Melek

A+ A-

-        1     -

Onu ilk gördüğünde resim galerisindeydin. Aslında o seni daha önce görmüş olmalı. Çünkü ilk konuşan oydu. ‘Ben bunun daha iyisini yaparım’ demişti, senin baktığın resim için.

Perihan isminde bir ressamın sergisindeydin. Resimden anlıyordun ve bu ressamı beğenmiştin. Bu ressamın resimlerinde görünenden fazlası olduğunu biliyordun. Ressamla tanışmayı umarak gelmiştin galeriye. Ardındaydı ve dikkatle baktığın resim için ‘Ben bunun daha iyisini yaparım’ demişti.

Dönmüştün, gözlerine bakmış ve ‘Bunu görmek isterdim ama amatörlere ayıracak vaktim yok’ demiştin. Gülümseyip ayrılmıştı yanından. Ama sonra yeniden geldi. Sana bir kağıt uzattı. Aldın kağıdı ve iki dakikada çizdiği resmi inceledin.

‘Tükenmez kalem kullanmışsınız’ dedin ‘bana benzeyen bir kadın portresi çizmişsiniz. Çizgileriniz mükemmel ama maalesef bir tarzınız yok. Sonra saçlarımın modeli de böyle değil’

‘Saçlarınızın modeli çizdiğim gibi olmalı. Sonra kolyeniz de… Nasıl demeli? Teninize olmamış. Gülkurusu çok hoş bir renk ama sizin kolyeniz lacivert olmalıydı’ demişti. Resme yeniden bakmıştın. Saçları asimetrik kesilmişti resimdeki kızın. Sağ taraf yanağı okşayacak uzunluktayken sol taraf neredeyse asker tıraşı gibi kısa kesilmişti. Onu önemsemen gerektiğini anladın. ‘Nasıl?’ dedin. O elini tuttu ve kendi elinin yanına getirdi. İki eli de görüp kıyaslamanı istiyordu. ‘Bak’ dedi ‘senin tenin mavi. Daha doğrusu maviye çalıyor teninin rengi. Niçin? Çünkü tenin ince ve damarlarının rengini örtemiyor, teninin rengini mavileştiriyor. Bu yüzden lacivert kolye teninize daha çok yakışır’

Söyleyecekleri bittiği halde elini bırakmamıştı. Sen de çekmedin.

-        2     -

‘Gerçek sanatçı sokaktan kopmamalıdır’ diyordu. ‘Tuval bataklıktır’ diyordu. Mizah dergisinde çalıştığını söylediğinde çok heyecanlanmıştın. Dergiyi görmek istemiştin. Gördün de. İlk öpüşmeniz mizah dergisinde, mutfakta oldu. Burada başka kızları da öptüğünden emindin. Bunu sorduğunda gülümsedi. Ne onayladı ne de inkar etti.

-        3      -

Vaktiyle borsada çalışmış bu yüzden elle konuşma dilini yani işaret dilini biliyordu. Sen de biliyordun bu dili. Kardeşin konuşamıyor ve duyamıyordu. O kadar çok ortak noktanız vardı ki şaşırmamak mümkün değildi.

-        4     -

Seninle ilk konuştuğu galeride, bir iddiada bulunmuştu.  Baktığın tablonun daha iyisini yapabileceğini söylemişti. Sana bir resim getirdi ve bu resimle iddiasını gerçekleştirdiğini söyledi. Getirdiği resmi inceledin. Sesini yumuşatarak konuştun onunla.

‘Bak tatlım sen iyi bir çizersin, kimseyle yarışmana gerek yok. Bunu biliyorsun öyle değil mi? Sanat eserleri asla yarıştırılmamalı. Bir sanat eseri ya vardır ya da yoktur. Var olan sanat eserleri arasında bir kıyaslamaya gitmek aptallık olur. Olmayan sanat eserleri için yani sanat değeri taşımayan eserler için her türlü kıyaslama, yarışma yapılabilir. Bir sanatçının tek hedefi kendini keşfetmek olmalı’ bunları söylediğinde şaşırmıştı. ‘Ben daha iyisini yaptım ama ‘ demişti.

‘Madem o kadar önemli senin için o zaman kıyaslayalım iki resmi’ dedin ‘resim çok basit bir kompozisyona sahip. Ortada bir kuyu var ve gökyüzü bulutla kaplı. Perihan hanım da siyah ve beyazı kullanmış resimde sen de. Senin kuyun daha güzel. Bulutların da öyle. Griyle siyahı ve beyazı öyle güzel harmanlamışsın ki kağıt üzerine sulandırılmış çini mürekkebiyle yaptığın bu resme bıkmadan saatlerce bakabilirim. Ama tatlım, Perihan hanımın resminde bir öykü vardı. Kuyu, bulutları çekiyor ve onlardan su istemek için kavgaya hazırlanıyor gibiydi. Ve bulutlar kuyuya su vermek ya da vermemek için tartışıyor gibiydi. Kuyunun yakınındaki kuru diken kaybetmiş bir savaşçıyı, kendi üzerine kıvrılan bulutlarsa görevine mahkum emir kulunu simgeliyordu. İsyan vardı resimde ve hüzün ve memnun olmadığı komutlara itaat eden çaresiz bulutlar. Senin resmin daha güzel ama Perihan hanımın resmi bir romandı. Bir filmdi. Bir inançtı. Seninki sadece resim’

Yere bakmıştı.

O akşam seviştikten sonra ayaklarının çirkin olduğunu söyledi.

‘Ben severim ayaklarımı’ dedin. ‘Ben de seviyorum ama o kadar güzelsin ki sanki ayakların daha ince olmalıymış gibi geliyor insana’ dedi. Ayaklarına daha dikkatli baktın. ‘Üzülme’ dedi ‘her insanın kusuru olur’

-        5     -

‘Beni herkese eşinmiş gibi tanıtman doğru değil’ dedin. ‘Zaten evlenmeyecek miyiz?’ dedi.

Ama asla evlenmeyi teklif etmedi.

-        6    -

Asansördeydiniz bir kadınla çocuğu da aynı asansördeydi. Çocuk annesine sormuştu: ‘ Hava niçin mavidir?’

Sen annesine fırsat vermeden konuştun: ‘güneş ışınları atmosfere girerken kırılır bu yüzden mavi görürüz gökyüzünü’

‘Hayır’ demişti ‘ ışığın bize ulaştığı sıradaki rengi mavi olduğu için mavidir gökyüzü. Eğer …’

Kadınla çocuğunun ineceği kata gelmiştiniz. Asansörün kapısını açmışlardı. Ama onları bırakmıyor gökyüzünün mavi oluş nedenin senin söylediğin gibi olmadığını kanıtlamaya çalışıyordu.’… Dünya daha yakın ya da uzak olsaydı Güneş’ e gökyüzü sarı, mor ya da kırmızı olabilirdi.’

Kadın gülümseyerek ayrılmıştı yanınızdan, koridorda yürürken elini tuttuğu çocuk başını çevirmiş hala size bakıyordu. ‘Senin dediğin gibi olsa yıldızların her biri farklı renk olurdu ama hepsi mavi. Mavi kırılmanın rengi’ dedin. O sustu.

-        7      -

Aslında hatırı sayılır paralar kazanıyordu mizah dergilerinden. Aynı anda üç hatta dört dergiye çizimler yaptığı oluyor, gözleri uykusuzluktan kıpkırmızı dönüyordu eve.

Yine eve geç döndüğü bir gün, sormuştun: ‘Aynı evde oturuyoruz madem, niçin evlenmiyoruz?’. Bu kadar yorgun olmasa cevap vermezdi. Güler geçer ya da omuz silkerdi. Yorgundu ve ‘Biz zaten evliyiz’ dedi.

-        8    -

Kasım ya da Aralıktı. Soğuktu. Üşüyen bir çocuk gördün. Montunu çıkardın ve çocuğun omuzlarını kavrayacak şekilde üzerine bırakıp yürümeye başladın. Arkandan biri geldi. Çocuğun annesi olacak, bir kadın ‘Sen bir meleksin’ dedi.

-        9     -

Bacağına dövme yaptırdın. ‘Melek’ olduğunu unutmak istemiyordun çünkü. ‘Melek de hangi melek?’ diye sormuştu dövmeci. ‘Mavi Melek’ demiştin. ‘Abla sen bilirsin ama bu yöne çizersek yalnızca sen görürsün dövmeyi hem o kadar yukarıya yazarsak…’ sözünü kesmiştin. ‘Ben kendim için yaptırıyorum dövmeyi’ demiştin ‘Melek olduğumu unutmamak için’

Dövme yaptırdığın günün akşamıydı. Dövmenle dalga geçeceğini düşünüyordun. Ondan korkmuyordun. Ama istemiyordun… dövmen hakkında, senin hakkında konuşmasını istemiyordun.

Köfte ve patates kızartması yaptın. Sevdiği yemekle oyalansın seni görmesin istiyordun. Dövmen hakkında konuşmasın istiyordun.

Eve geldiğinde iyi karşıladın onu. Yemeğe oturmasını bekledin. Tarifi mümkün olmayan bir öfkeye kapıldın. ‘Bu kadar çok çalışmana rağmen hiç paran olmuyor’ dedin.

‘Tedavi masrafların biraz pahalıydı tatlım. Ama artık iyisin’ dedi ‘daha çok paramız olacak’

Ona bağırmamak için içeri gittin. Sonra balkona çıktın. Yerde çekiç gördün. Ceviz kırmak için kullanmıştın çekici. Yerine koymak için eğilip aldın onu. Yanından geçerken o hala yemek yiyordu. Elini masaya koymuştu. Çekici kaldırdın ve parmağına indirdin. Ayağa kalkmasını istemiyordun. Çekici havada savurdun. Sonra bir daha.

Onu son gördüğünde bir eli ters dönmüştü, diğer elinde avucuna akan gözünü tutuyor mutfak duvarı dibinde bir dilenci siluetinde senin sakinleşmeni bekliyordu.

 



 


Kaynakça

Kullanılan Görsel: Uğur Akalın'a aittir.

25-11-2020
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog