Life İs Like

Herkes beğenilmek ister. Bu insanın doğasında olan çok normal bir şeydir.

Peki, beğeniyi bir insandan canlı canlı duymak, iltifat almak mı yoksa sosyal medyadaki sanal beğeni mi insanı daha çok mutlu eder?

Belki bazılarınız bu soruya yüz yüze diye cevap vermiştir. Ama itiraf edelim ki sanal beğeni hayatımızı ele geçirmiş durumda. Düşünsenize bir insanın size beğenisi dile getirmesi diğer tarafta da yüzlerce like. Sosyal medyanın hâkim olduğu dünyada yüzlerce like” her zaman galip gelir. Bu kadar beğeni, çok fazla sayıda sanal arkadaş, kolay ulaşılabilirlik arasında bu kalabalıkta nasıl bu kadar yalnızlaştık?

 
Galiba sanal beğeni gibi duygularımızda sanallaşmaya başladı. Sırf beğeni almak için olmadığımız biri gibi gözükmeye çalışırken kim olduğumuzu da unuttuk aslında. Hissizleştik.  Belki bu yüzden yalnızlaştık. Telefonlar en iyi arkadaşımız olduğu için yalnızlaştık belki de.

Arkadaş ortamında bile sohbet edemez hale geldik. Bir mekâna gidip oturulur bir şeyler konuşmak dertleşmek için ama herkesin gözü telefonundadır.


Fotoğraflar, videolar çekilir. Orada herkes mutludur. Ama kamera kapandıktan sonra yine aynı mod. Buluşma biter. Fotoğraflar her yere atılır. “ Çok güzel bir gündü.” , “ Nasıl özlemişim.” ( belki yüzüne bile doğru düzgün bakmamıştır) şeklindeki notlarla birlikte. Akşam tekrar mesajlaşılır. Mesajların ardı arkası kesilmez. Yüz yüzeyken bu kadar konuşulmamıştır herhâlde. “Tekrar görüşelim mutlaka!” denir ama muhtemelen uzunca bir süre görüşülmez.

Yani demem o ki arkadaşlıklarımızı bile “like” almak için kullanır olduk. Takipçi sayısı yüksek diye sevmediği insanlarla yakınlık kurmaya çalışan o kadar çok insan var ki.

Sadece arkadaşlarımız değil üzüntümüzü, sevincimizi, eğlencemizi de “like” almak için kullanır olduk.


Eğlenmek için bir konsere gitmişsiniz. Ellerde yine telefonlar. Sürekli videolar çekiliyor. Sanatçı çıkıyor o çekiliyor, yetmiyor kendini şarkı söylerken videoya alıyorsun. Fotoğraflar, videolar derken konser bitiyor. Eve geliyorsun onları düzenlemek saatlerini alıyor. Paylaşımlar başlıyor. “Çok eğlendim.”  notuyla birlikte. Peki, gerçekten eğlendin mi yoksa eğleniyormuş gibi mi yaptın?

Sosyal medyayı asla kullanmayın demiyorum. Kullanmalıyız da zaten. Fotoğrafta paylaşın, tweette atın. Ama bunlar hayatınızı ele geçirmesin hayatınızın bir parçası olsun.

Arkadaşlarınızla buluştuğunuzda onların gözlerine bakın sohbet edin. Fotoğraf çekilin ama bütün zamanınızı bunun için harcamayın. Zaman kıymetli.

Bir yere eğlenmek için gittiyseniz gerçekten eğlenin. Kızgınsanız dile getirin. Başkaları beğensin diye normalde yapmayacağınız, sizi yansıtmayan şeyler yapmayın. Yaptıklarınızı gerçekten hissederek yapın.


Hissetmezsek bütün özgünlüğümüzü,  doğallığımızı kaybederiz. Zaten istenilen de bu değil mi? Bir şeylere bağımlı hale getirilip düşünmeyi, üretmeyi unutturmak. Onlar üretsin biz sadece tüketelim. Tüketirken de fark etmeden tükenelim. Ama unutmayalım her şey bizim elimizde. İstersek yapamayacağımız şey yok. O ellerden telefonlar bir düşse aslında o eller neler neler başarır.

Başkalarına ve onların ürettiklerine bağımlı olmamak için kendimiz ve bizden sonra gelecek nesiller için düşünelim, üretmeye çalışalım. Anlık mutluluk veren beğeni yerine ömür boyu hatta nesiller boyu beğenilecek, mutluluk verecek fikirler peşinde koşalım. Ve bu fikir neden senin fikrin olmasın ki?
 
 
 
Kaynak:
 
 

16-09-2018
Seda Aşkın

Sosyolok

Seda Aşkın

Sosyolog

 Okumayı, dinlemeyi, araştırmayı, gezmeyi, hareketliliği ve değişimi seven. Kendine yeni birşeyler katmak için sınırlarını zorlayan biriyim. 

 Sosyolog kelimesini yanlış bilen o kadar çok insanla karşılaştım ki hem onlara ufak bir gönderme yapmak hem de bu yolda öğrenmemim devam ettiğini düşündüğüm için blog ismimi Sosyolok (yazım yanlışı değildir ;)) olarak seçtim.

sedaaskin@medyacuvali.com