Kültürler Sonucu Değişen Biz

A+ A-

    Kültür. Tahmin ediyorum ki bu kavramı hayatınız boyunca birçok kez duydunuz. Türkçe derslerinde bununla ilgili uzun kompozisyonlar yazdınız, okuduğunuz her kitapta bu sözcükle karşılaştınız, oturduğunuz her yerde saatlerce yakınlarınızla tartıştınız. Peki, kültürün bizle bağlantısı nedir ve kültürler sonucu değişen bizler buna nasıl uyum sağlarız?

     Kültür en basit tanımıyla, belirli bir topluma özgü olan ve gelecek nesillere aktarılabilen maddi ve manevi değerler bütünüdür. Yani yaşantılarımız, inançlarımız, değerlerimiz, ideolojilerimiz, dünya görüşümüz, insanlarla ilişkilerimiz, cinsiyetimiz kısaca biz bir kültürün ürünüyüz. Kültür sürekli değişen bir olgu olduğu için kültürler değişirse bizlerde değişiriz. 

 

   İslamiyet ortaya çıkmadan önce Cahiliye dönemi Arapları içinde yaşayan bir birey olarak düşünün kendinizi. Cahiliye dönemi Araplarında erkeklik ve kadınlık biyolojik olmaktan çok toplumsal cinsiyete bağlı olarak değerlendirilirdi. Hala tartışmalara konu olsa da erkeklerin küçük kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüğü, kadınları köle ticaretiyle alıp sattığı ve kadına şiddet uyguladığı, kadınların ise buna boyun eğdiği, doğal ve sosyal haklarından yoksun olduğu, İslamiyet'in bu olumsuz ve ilkel düşünceleri net bir şekilde reddettiği ve düzenli bir toplum için Kuran'ın gönderildiği sık sık anlatılır. Cahiliye döneminde yaşamış biri olsaydınız hayata bakışınız nasıl olurdu? 

 

   Tarım devrimi başlamadan önce insanlar avcı-toplayıcı olarak yaşıyorlardı. Göçebe hayatın egemen olduğu bu topluluklarda, hayvanları avlamak ve ağaçlardan besin toplamak hayatta kalmanın temel şartıydı. Toplulukların tümünde, avlanmaktan yemek pişirmeye, çocuk büyütmekten alınan kararlara kadar kadınlarla erkekler arasında tam bir işbirliği ve ortak akıl söz konusuydu. Tam olarak eşitlikçiliğin hakim olduğu avcı-toplayıcı toplumlardan birinde yaşamış olsaydınız dünya bugün göründüğünden daha iyi mi daha mı kötü görünürdü gözümüze? 

 

    Hala günümüzde Tibet taşralarında varlığını sürdüren Mosuo kabilesi anaerkil bir toplumdur. Mülkiyet, soyadı, iş, politika gibi önemli konularda kadınların söz hakkı vardır, erkekler yalnızca din işleriyle ilgili görevlerde bulunur. Mosuo kabilesinde yaşamış biri olsaydınız neleri savunup neleri eleştirirdiniz ve kendinizi nerede konumlandırırdınız? 

 

      14. Louis Fransa'nın en ünlü ve en uzun süre tahtta kalan kralıdır.  Louis'nin çizilmiş bir portresine bakarsanız uzun peruklardan topuklu ayakkabılara, giydiği çoraplardan dansçı duruşa kadar bugün ataerkil toplumlarda kadınsılık olarak görülen dış görünüşünün 18. yy. Fransasın da gücü ve otoriteyi nasıl temsil ettiğine tanık olabilirsiniz. 

        1791'de Fransız kadın filozof Olympe de Gouges'un girişimiyle imzalanan Kadın Hakları Bildirgesiyle beraber kadınların da sosyal hayatta etkili olmaları, siyaset, din, yönetim, sanat gibi önemli alanlarda toplumda söz sahibi olabilmelerinin yolu büyük oranda açılmış oldu. Erkeğin çok daha baskın olduğu ataerkil toplumlarda bile kadınlar söz sahibi olmaya, özgürlük mücadelesi vermeye ve devlet işlerinde başarılı olmaya başladılar. Benazir Butto ( Pakistan'ın devrik kadın başbakanı), Margaret Thatcher( İngiltere'nin ilk kadın başbakanı), Tansu Çiller( Türkiye'nin ilk kadın başbakanı)vb. sayesinde kadınlar aktif siyasette daha fazla rol almaya, Simon de Behaviour( Fransız filozof), Virginia Woolf (edebiyatçı-yazar), Agatha Christie( roman yazarı) vb. kadın yazar ve filozoflar sayesinde düşünce ve sanatın içinde yer almaya, Marie Curie ( Radyoaktivite'nin buluşunu gerçekleştirdi.), Safiye Ali (Osmanlıdaki ilk kadın tıp doktoru), Helena Rubistein ( Kozmetik kavramını bulan kişi) vb sayesinde de kadınlar bilim dünyasında yer almaya başladılar. Kadın-erkek eşitliği yeni bir kültürle bütünleşti.
Sonuç olarak;

       Kültür içinde değerleri, inançları, fikirleri, ideolojileri ve cinsiyetleri barındıran, sürekli değişime açık bir olgudur. Yaşadığınız toplumda kültürler değiştikçe sizde yeni bir insan olarak değişirsiniz. 2200 yıl önce Atina'da yaşamış bir birey olsaydınız kadın haklarını düşünmek ve dile getirmek aklınızın ucundan geçmezdi belki de. Orta çağ'da yaşıyor olsaydık Bruno'nun Kilise'nin dünya görüşünü reddettiği için diri diri yakılarak öldürülmesine o kadar da şaşırıp kalmazdık. Hindistan'da yaşıyor olsaydık insanların 3000 farklı Tanrı'ya inanmaları bize şaşırtıcı gelmezdi kim bilir. Ya da Birleşik Arap Emirliklerin'e turist olarak gezmeye giden biri olsaydık monarşi rejimi bize farklı ve anlamsız gelebilirdi. Yarının ne olacağı bugünden belli değil ama şurası bir gerçek ki değişen yalnızca kültürler değil aynı zamanda biziz. 


09-07-2019
Ahmet Küçükyurt

Ahmet Küçükyurt

Felsefe

1990 yılında Ankara'da doğdu. Gazi Üniversitesi Felsefe bölümünü bitirdi. Amacı burada yazılar yazarak, insanları bilgisi yettiği kadar aydınlatabilmek. Felsefenin toplumları ileri götürdüğüne olan inancını her zaman canlı tutar. Felsefenin yanında bilim, tarih ve hatıra kitaplarına merak duyar. Spor yapmayı, yabancı müzik dinlemeyi, film izlemeyi, seyahat etmeyi, en çok da gerçeğin peşinden gitmeyi sever:)

ahmetkucukyurt90@gmail.com