Koş ki gün gelince uçabil…Uç ki özgürleş...

    İnsan hayatında acı, tatlı bir çok şey yaşıyor.Her gün, her an farklı bir tecrübe.Çoğu oldukça süprizli, ani gelişiyor zaten.Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset misali.Planlarsın, hedefini belirlersin, yola çıkarsın..Kimi zaman bavulu unutup geri dönmek zorunda kalırsın, kimi zaman virajlı yollar, farklı sapaklar çıkar karşına, kimi zaman yanlış yola saparsın hatta ve yanlış yollarda zaman kaybettim diye hayıflanırsın ama bir bakarsın kestirme yolu keşfetmişsin aslında..Bilemezsin bunu yaşamadan..Bazen hedefe kilitlenmiş yolda giderken bir sapakta keşfedersin asıl mutlu olacağın şeyi..Ya da yoldur aslında seni mutlu eden hedeften ziyade.Hatta bazen daha bile enterasanı olur; hava bozar, yağmur başlar, sığınacak yer bile bulamazsın, bir bakmışsın ters kepçe gelmiş her şey..Yolda tam gaz giderken benzinin biter bazen, o benzini bulmak o kadar da kolay değildir mesela..Veya yolda giderken bir bakarsın ki yol yok olmuş veya çıkmaz sokak..Arazinin ortasında bir hiçlikte kalıvermişsin mesela..Ana soru şu olmalı bu yaşandığında; “Yeni yollar mı keşfetmeliyim, yoksa kendi yolumu mu yapmalıyım?” Yeni hedefler, yeni umutlar, yeni amaçlar gerekir.Şems-i Tebrizi ne güzel demiş: “Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını?” diye..

  


            Yaşamadan bilemiyorsun, o yüzden uzun lafın kısası yaşaman gerekiyor anlaman için..Herkesin kendi tecrübesi anlam ifade eder; başkasınınki değil…Herkesin yaşam serüveni başkadır.Herkesin acısı, osu, busu kendine göredir, kıyaslamak ya da affedersin sidik yarışı gibi seninki de dert mi demenin manası da yoktur.Herkesin yaşadığı kendine ağırdır, herkesin travması da kendinedir, önem verdiği şey de, istekleri de…Bunu kabul etmek lazım önce..Tam da bu noktada belirleyici olan bambaşka bir şeydir aslında…Ya kayıplarını, acı tecrübelerini hayatının itici gücü, bir nevi potansiyeli haline getirirsin ya da o acıları içinde şişirerek, hatta çevreye acıtasyon da yaparak hayatının potansiyelini mahvedersin, hayat motivasyonunu yerle bir edersin..Aslında üzerine düşünüldüğünde çok derin anlam barındırıyor.Hepimizin acı tecrübeleri vardır; az önce de bahsettiğim gibi “Ama senin derdin de dert mi benimkinin yanında?” demenin hiç alemi yok..(Şunu diyince Gülen Gözler miydi Neşeli Günler miydi tam hatırlamıyorum ama rahmetli Adile Naşit’in “Senin derdin dert midir benimkinin yanında, kimselerde gördün mü böyle bir dert hayatında” şarkı dizeleriyle naneli likör içişi geliyor aklıma birden anlamsızca; hatta şarkı dizelerini melodisiyle okuduysanız, ah be Yeşilçam çok tatlı ve samimisin demek istiyorum ve minik bir tebessümünüzle ara reklam verdiğim yazıma geri dönüyorum:)) Demem o ki; her dert kendi yaşanmışlığında varolur.Herkesin yaşadığı da kendi “en”idir.En güzel anı, en acı tecrübe, en muhteşem duygu veya en kötü gün gibi..Tüm yaşanmışlığınıysa hayatının potansiyeli haline getirebilmek, motivasyonuna çevirebilmek oldukça güçtür.Meşekkatli bir yolu izleme sabrı,dirayetli bir irade, kararlılık ve taş gibi bir psikoloji ister.Bir kısım bu yolu seçerken, diğerleri ahlar, vahlar ve keşkeler arasında boğulur; zamanla ciğerleri dolar, oksijensiz kalır ve kendi kaotik paradoksuna hapsolur.




     Hayat motivasyonu nedir?Hayatın potansiyeli derken neye anlam atfediyoruz? Demeye çalıştığımız ne? Amaçsız insanın ölüden farkı yoktur diyebilir miyiz? Nefes alıp vermemiz yaşadığımız anlamına gelir elbet fakat gerçekten “yaşadığımız” anlamına gelir mi? Tabi ki hayır..

          

 

          Amaçlar, insanı diri tutar, hayata bağlar, oyalar, işe yarıyorum veya başarıyorum, yapabiliyorum hissi verir.Hayata tutunmak, varolduğunu hissetmek veya hayata iz bırakmak insanın çok temel içgüdülerinden bence.Hayat motivasyonu insanın oksijen ve sudan sonra en temel ihtiyaçları arasında bile sıralanabilir.Her sabah uyanıp, yataktan çıkmak için bir sebebe ihtiyacı vardır insanın…Bu sebeptir işte hayat motivasyonu.Keyifle güne başlangıç kahvesinin tadını çıkarmak ve güne başlayabilme gücüdür.Mesela; her insanın toplumda kimlikleri vardır.Anne kimliği, eş kimliği, iş kimliği, arkadaş kimliği vs.. gibi..Fakat “BEN” kimliği olmadan hiçbirinin önemi olmaz; çünkü “BEN” mutlu olmalıdır, kendini gerçekleştirebilmelidir ki diğer kimlikler sağlıklı bir işleyişte olabilsin.Siz siz olun, “BEN” kimliğinizi hiçe sayıp diğer kimliklere adamayın kendinizi.Çünkü her kimliğin yükü bir gün hafifleyebilir veya bitebilir.Siz en nihayetinde “BEN” kimliği ile baş başa kalırsınız; onu güzel inşa etmiş olmalısınız ki kendinizden veya meşgalelerinizden keyif alabilesiniz ve kendinize yetebilesiniz.Yoksa ya insanları yorarsınız ya kendinizi harap edersiniz ya da boşluğa düşüp saçmalamaktan önünüzü alamazsınız.İşte bunlar hep hayat amacı…Amaçlar değişir..Ulaşılır ve günü gelince biter ama yenisi alır yerini..Bazen yok canım bu amaç hiç benlik değil dersin vazgeçersin yolda, başka bir amacın yoluna düşersin..Ya da ömürlüktür amacın, ulaşırsın veya hiç ulaşamazsın..Hiçbir önemi yok..Amacını ve motivasyonunu iyi belirle ki tadını çıkar her şeyin ve düşünce kalkmasını bil..Hayat hem çok güzel hem de acımasız..Bazen bir el kaldırır seni ama bazen alçak sürünmesini de sürünürken kendi kendine kalkmasını da iyi bilmen gerekir..Gün ola, harman ola demesini de bilmen lazım tabii…

 

      

         Bir amacın ve seni bu amaca teşvik eden bir motivasyonun yoksa yaşam anlamını yitirir.Acı, tatlı her tecrübe insanlar için..Bir gün hönkürerek ağlarsın, diğer gün o ağlayıp hönkürdüğün şey iyi ki olmuş diye şükredersin.O yüzden her şey bizim için, en sıkıştığın ve kendini kötü hissettiğin anda da, kelebek misali mutluluktan uçtuğun o en mutlu anda da bunu unutma! Bu arada bunu kendime de diyorum tabi ki; mutant değilim nihayetinde :) Eğer demesi kolay yap bakalım diyorsan tabi ki ben de yaşıyorum tüm bunları ve ben de düşüp kalkıyorum herkes gibi..Tabi ki ben de yapabilme gayretindeyim nacizane..Fakat şunu biliyorum ki; hayatın tılsımı, süprizi içinde..Ne zaman nolacağını bilemezsin belki ama hayat motivasyonun, amaçların ayakta ve enerjik tutar seni..O yüzden her ne olursa olsun,bir küçücük amaç edin kendine ki daha yaşanabilir olsun hayat…Ve bazen bunu kendine sesli hatırlat ki hiç aklından çıkmasın…Çünkü insan bazen bildiği şeyleri de duymak ister, pekiştirmek veya pekiştirilmek ister…Gaza getirin kendinizi amiyane tabirle..Kimseye de ihtiyacın yok; yapabilirsin..Hemen ve şimdi..Sadece belirle ve başla..Adım at ki yürü… Yürü ki ilerle..İlerle ki koşabil..Koş ki gün gelince uçabil…Uç ki özgürleş…Özgürleş ki farkında ol…Farkında ol ki gerçekten “yaşayabil”…Bu kadar basit ama pratikte bir o kadar da karmaşık…

 

11-09-2018
Yıldız Şanlı

Süpernova

Yıldız Şanlı

Süpernova

Yıldızlar da tıpkı insanlar gibi doğar, yaşar ve ölürler. Enerjisi biten yıldız aniden parlar ve patlar. Buna "Süpernova" denir. Ardından ya yeni yıldızlar oluşur ya da kara delik... Hayat da böyledir; tam bitti dediğiniz anda yenilikler sunar... Bu yenilikleri kucaklamanız ve kendi yıldızınızı keşfetmeniz dileğiyle...

yildizsanli@medyacuvali.com