Kitap İncelemesi: Jose Saramago/KÖRLÜK

A+ A-

Hikâyemiz adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde geçiyor. Arabasında yeşil ışığın yanmasını bekleyen bir adam ansızın kör olur. Oradaki insanların yardımıyla hastaneye götürülür ve adamın körlüğünün hiçbir fizyolojik açıklaması yapılamaz. Zamanla adamın yaşadığı körlük hastanedeki doktora, oradaki diğer insanlara kısacası adamın temas ettiği kişilere buluşmaya başlar. Körlük deyince aklımıza karanlık gelir ama burada yaşanılan körlük tam tersine bembeyaz bir boşluktur. Körlük artamaya başlayınca hükümet bazı tedbirler alır. Kör olan kişileri ve onlarla temas edenleri eski bir akıl hastanesinde ayrı bölümlerde karantina altına alırlar. Burada ilk kör, ilk körün karısı, ona bakan doktor, doktorun karısı ve üç kişinin yaşadıklarına tanık oluruz.

Kitapta olaylar distopik bir dünyada yaşanır. Distopyayı kısaca olumsuz bir gelecek olarak tanımlayabiliriz. Adı bilinmeyen ülkemizde de körlüğün ülke geneline yayılmasıyla toplumsal düzenin yıkılışını ve kuralların hiçbir anlamının kalmadığını görüyoruz. Herkes kendi kurallarıyla yaşamaya başlar ve artık geleceğin bir önemi kalmaz önemli olan bir şekilde hayatta kalmaktır. İnsanlar gözleri görmediği halde hayatta kalmak için mücadele ederler ve bu mücadelelerde insanların aslında içindeki kötünün nasıl ortaya çıktığını görürüz.

İlk başta akıl hastanesinde yaşananlar aslında toplumsal yaşantının ufak bir temsili olarak karşımıza çıkar. Akıl hastanesinde yaşayan (silah sahibi!) ufak bir grup diğer insanları yönetmek ister, yiyeceklerine el koyar, kadınları istismar etmeye çalışır, sonunda isyan çıkar ve 7 kahramanımız bu sefer dışarıda yaşamak için mücadele vermeye başlarlar. Bu arada bu 7 kişiden doktorun karısının gözleri hala görmektedir. Bütün ülkede gözleri gören sadece odur. Bu da yaşananlara hem gören göz tarafından hem de diğer insanlar tarafından bakmamızı sağlar. Belki de o gören göz bizizdir yani okuyucu. Peki, böyle bir durumda gören tarafta olmak mı yoksa körlerin tarafında olmayı tercih ederdiniz? Açıkçası kitabı okuduktan sonra böyle bir soruya cevap vermek iyice zorlaşıyor. Körlüğü seçmek aslında ne kadar zor görünse de aslında işin kolay olan yanı orası bana göre.

Kitabı okurken körlüğün ilk anlamı olan görme bozukluğundan mı bahsediyor yoksa toplumsal anlamda bir körlük mü kastediliyor diye düşünmeden edemiyorsunuz. Olağanüstü durumlarda yöneten kesim de zarar görür veya yok olursa ya da toplumsal kuralların, cezaların bir hükmü kalmazsa insanların nasıl da acımasız olabileceklerini görmek gerçekten insanı ürkütüyor ki aslında bu düzen doğal olan düzen değilken. Asıl körlük gözlerde mi vicdan da mı?Yazarın dili hakkında da biraz konuşmak istiyorum. Kitapta sadece nokta ve virgül kullanılmış ve diyaloglar da dâhil olmak üzere her şey düz metin şeklinde yazılmış. İlk başta okuması biraz tuhaf geliyor ama okudukça hikâyenin içine girdikçe hiç sorun olmuyor. Ayrıca karakterlerimizin isimleri yok ilk kör, doktorun karısı, şaşı çocuk gibi sıfat tamlamalarıyla tanıyoruz karakterleri. Bütün bunların hepsi aslında yazarın anlatmak istediği (ya da anlatılanlardan bana geçen) hikâye ile birebir örtüşüyor ve okurken de bitirdikten sonra kitaptan etkilenmenizi ve aklınızda kalan kitaplardan biri olmasını sağlıyor. Umarım sizde okur, keyif alırsınız.

Görüşmek üzere.

 “Körlüğüm her gün biraz daha artacak, çünkü beni gören kimse kalmayacak.”

 “Hayattaki her şey gibi, zamana zaman tanırsanız her şeyi çözümler.” 

“Aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı.”

 


Kaynakça

www.pinterest.com

25-11-2019