Kitap İncelemesi: Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Kitabın adını eminim birçoğunuz duymuşsunuzdur. Burada yaptığımız incelemeden sonra ismini ilk defa görenler, duyup da okumaya fırsat bulamamışlar ya da uzun süre önce okuyup pek fazla bir şey hatırlamayanlar kitabı ilk fırsatta okumak isteyeceksinizdir. Mutlaka okunması gereken kitap kavramı bana pek doğru gelen bir kavram olmadığı için sizlere bu kitabı mutlaka okumalısınız gibi bir ifade kullanmayacağım. Çünkü hayattaki birçok şeyde olduğu gibi kitap zevki de kişiden kişiye farklılık gösterir. Ama bazı kitaplar vardır insana ilham verir, ufkunu genişletir, bir şeyleri yapabilmek için gerekli motivasyonu sağlar. Bu kitap bana göre onlardan birisi.

Kitap Finlandiya’nın yozlaşmadan kurtuluş ve kendi kendine yükselişini anlatır. Finlandiya altı asır boyunca İsveç yasaları ve yönetim kurumlarıyla yönetilmekte, resmi dil olarak İsveççe kullanılıp Fince küçümsenmekteydi. İsveç kültürü ülkede hâkimdi. 1809’da Rusya’nın egemenliği altında Büyük Prenslik statüsü kazandı. Ama Finlandiya’da hala İsveç kültürünün etkisi devam etmekteydi. Bu da Finlandiya’da yaşayan Finler ve orada yaşamını devam ettiren bir grup İsveç halkı için yeni kimlik arayışı ve aidiyet sorunlarının ortaya çıkmasına sebep oldu.
Bir ülkedeki milli benliğin oluşması ve ileriye aktarımı için en önemli araç nedir? Fin halkı da Fincenin ülke genelinde konuşulmasını sağlayarak işe başladılar.

                                                               

Böyle kurtuluş, yükseliş, ilerleyiş hikâyelerinde her zaman bir başkahraman vardır. Burada da başkahramanımız Johan Vilhelm Snelman.1830 yılında “Cumartesi Derneği” adını verdikleri toplantılarda Snelman ve birçok genç bilim adamı siyaset, kültür ve edebiyat alanında tartışmalar gerçekleştirerek bazı fikirleri hayata geçirmeye çalışıyorlardı. Snelman gelişmek için en önemli olanın halkı bilinçlendirmek olduğunu düşünüyor ve bu konuda mücadele veriyordu. Baskı altında yaşayan, kısıtlanmış halk yeniliğe açık değildir, ki zaten yenilenme isteğini kendi kendine bulamaz, bu durumda dışarıdan bir itici gücün halkı ayağa kaldırması gerekir. Snelman da bunun farkındaydı, aydın ve eğitimli olan kesimin halkı bilinçlendirmesi, uyandırması gerekiyordu.  

Tabi burada ki yükselmenin tek kaynağı aydın kesimin eğitimi, bilinçlendirmesi değildi.
Halka bir şeylerin aşılanması çok önemli bir adımdır fakat halkın bunun farkına varıp gelişmek, geliştirmek için çaba göstermeye başlaması bundan daha büyük bir adımdır. Snelman ve arkadaşlarının çabaları ve halkında farkındalığıyla birlikte eskiden bataklık olarak görülen, hastalıkta kırılan adeta umutsuz bir vaka olan Finlandiya gelişip, değişmeye başlar.
                                                                    
                                                                                                              

İlk önem verilen şey eğitimdir. Halk okuma-yazma öğrenir. Kadın-erkek demeksizin herkes bir işin ucundan tutar. Gezici kütüphaneler kurularak bütün halkın kitapları okumasına imkânlar sağlanır. Ülkedeki tiyatro binaları, müzeler, kiliseler vb. bütün yapılar halk tarafından inşa edilir. Bu yapılarda abartıya kaçılmadığını sade ama emek veren el işleri olduğunu kitapta görünce bende girip araştırma ihtiyacı hissetim. Ateneum Müzesi, Abo Sanat Müzesi ve Tampere Protestan Kilisesi gerçekten görülmesi gereken yapılar. Kitap aslında bir nevi gezi rehberi olma özelliğini de taşıyor. Okudukça gidip Finlandiya’yı görme isteği oluşuyor içinizde.

Bu kadar gelişmenin kalkınmanın tek bir kişiye ya da birkaç kişiye atfedilmesi doğru bir şey olmazdı tabii ki. Hem bu halkın bütün çabasını görmezden gelmek hem de ülkeye olan bağlılığa zarar verirdi. O yüzden çoğu yerde halkın mücadelesi olarak görülür Finlandiya’nın gelişimi. Finlandiya halkı kendi ülkesini kendi elleriyle baştan yaratmıştı.

                                                             

Uzun zaman önce yazılmış olmasına rağmen bugün okunduğunda bile insanda heyecan uyandıran bir kitap. Sadece Fin halkı için tavsiyeler içermez aslında kitaba doğru yerden bakarsak.

Her toplumun ihtiyacı olan şey ilk olarak eğitimdir.
Buradaki eğitimden kasıt okullarda ders görmek değil, kişisel olarak gelişmek ve bunun için istekli olmak. Eğitim günümüzde bütün toplumlarda hala problem yaratmaktadır. Üniversite mezunu olunca eğitim hayatımız ve eğitimle bütün ilişkimiz biter. Çünkü üniversite mezunu olmak bizim çok bilgili olduğumuzu gösterirmiş gibi bir algı söz konusu. Mesele aslında lise, üniversite, ilkokul meselesi değil. Bireysel olarak insanın öğreneceği, eğitilmesi gereken alan bitmez. İnsan ömrü boyunca öğrenir, eğitilir ve eğitir. Eğitimin sürekli ve zamansız olduğunun en güzel örneği aradan yıllar geçmesine rağmen bu kitaptan bir şeyler öğrenebiliyor olmamız. 

                                                                     

Toplumların nasıl gelişip, kalkınabileceğine dair adeta minyatür bir toplum örneğidir Finlandiya. Diyeceksiniz ki daha büyük nüfusa sahip toplumlarda gelişme, halkı bir arada tutma daha zordur. Aslında bu durum bakış açımıza göre farklılık gösterebilir. Nüfus azlığı bir açıdan işgücü azlığı, bir açıdan da daha az sermaye gerektirecek bir durum olarak görülebilir. Aynı şekilde fazla nüfusta genç işgücü ya da fazla sermaye ihtiyacı olarak görülebilir. Hayatın her alanında önümüze olumlu, olumsuz birçok şey çıkar. Burada önemli olan bakış açısı ve istektir.

Kitapta ekonomi, siyaset, spor, din, eğitim gibi toplumsal alanların hepsine ayrı ayrı değinilir. Bu alanlarda bilgili olanlar bilgilerini halka aktarmak için büyük çaba gösterirler. Bunun yanında
kitap bize bireysel başarı öyküleri de anlatır. Bu da kendi hayatında bir şeyler yapmak için çaba gösterenlere ayrı bir motivasyon kaynağı oluşturuyor bana göre. Umarım siz de okurken keyif alırsınız.  


Gelelim “yıldızlı sayfalara”. Okurken dikkatimi çeken sayfa numaralarını not aldığım bölümleri sizlerle de paylaşmak istedim. Yıldızlı sayfalarda karşımıza birçok şey çıkabilir. Güzel bir söz, hikâye, eleştiri, hüzün, şaşkınlık ve daha birçok duygu. Bunu ilerleyen kitaplarda hep birlikte göreceğiz ;)

*Yıldızlı Sayfalar*

*121-122* Sokrates ve Herkül Karşılaştırması

*127* Tolstoy’un sözü

*151* Yarvinen Yüksekokul eleştirisi

*196-201* Papaz McDonald’ın halkın inancı eleştirisi

*231-232* Papaz McDonald’ın kitabının son sözleri


Görüşmek üzere :)



"Görseller:1.Johan Wilhelm Snelman   "
                 2.Ateneum Müzesi
                 3.Gallen-Kallean Müzesi
                 4.Kansallismuseo


Kaynakça

Beyaz Zambaklar Ülkesinde- Grigory Petrov

http://www.google.com/görseller

23-07-2019
Seda Aşkın

Seda Aşkın

Sosyolog

 Okumayı, dinlemeyi, araştırmayı, gezmeyi, hareketliliği ve değişimi seven. Kendine yeni birşeyler katmak için sınırlarını zorlayan biriyim. 

 Sosyolog kelimesini yanlış bilen o kadar çok insanla karşılaştım ki hem onlara ufak bir gönderme yapmak hem de bu yolda öğrenmemim devam ettiğini düşündüğüm için blog ismimi Sosyolok (yazım yanlışı değildir ;)) olarak seçtim.

sedaaskin@medyacuvali.com