Kişiliğimizin Temeli: Bireycilik ve Toplumculuk

A+ A-
Bazı kültürlere göre bireycilik daha önemliyken bazı kültürlerde toplumculuk ön plandadır. Ülkemizin de içinde bulunduğu toplumcu kültürü açıklayarak başlayalım. Toplumculukta kişi, birbirine güçlü bağlar ile bağlı grupların arasında bir sadakat sorumluluğu ile dünyaya gelir. Doğuştan kazandığı bu özellik bireyde zamanla bir yaşam tarzı halini alır. Mesela kendilerini tanımlarken içinde bulundukları grupların özelliklerine bakarak, kişilikleri hakkında çıkarım yaparlar.
Toplumculuğun getirdiği grupsal yaşam tarzı kişilerin diğer insanlar hakkında da söz sahibi olmalarına neden olur. Bu durumdan kaynaklı olarak oluşan ''Elalem ne der?'' zihniyeti kişide yargılanma korkusu yaratır. Böylece bireyler cesaret ve özgüven eksikliği yaşarlar.


İkinci olarak da kısaca bireyci kültürden bahsedelim. Bireyci anlayışta, kişinin kendini keşfetmesi ve bir kimlik yaratması için elverişli bir ortam bulunur. Bir benlik oluşturma ve bunu en iyi şekilde pazarlayabilme ihtiyacı, kişiler arası bir rekabet ortamı yarattığından yeni şeyler üretme ve işlevsellik oranları daha yüksektir. Çünkü toplumculuğun aksine bireycilikte özgün olmak ve sürüye uymamak daha önemlidir.

Bu iki kültürü karşılaştırdığımda bireyci kültür ile yaşamayı daha yararlı bulduğumu söyleyebilirim. Dünyaya baktığımızda çoğu toplumcu kültürün, bireyci kültürlere kıyasla daha az gelişmiş olduğunu görürüz. Bunun en büyük nedeni yukarıda bahsettiğim özgünlük ve yaratıcılık ihtiyacındaki farklılıklardır. Örneğin üretim sürecindeki bir kişi için, buna uygun bir ortamda yaşamak oldukça önemlidir. Kişi bazen kendi planlarını yapabilmek, kafasını toplayıp düşünebilmek isteyebilir. Bu noktada ''yalnızlık'' durumu bireycilikte olağan bir ihtiyaç iken toplumculukta sorun olarak görülebilir. Bireyler yalnız kaldıklarında bundan utanç duyar, toplumda uyumsuz bir izlenim yaratmaktan çekinirler.

Sürekli bir arada olan toplumcular birbirlerine özel alan tanımada zorlanırlar ve planlarına çoğu zaman başkalarını da dahil ederler. Zamanın tapusu kişide olsa da ait olduğu gruplar bu zaman üzerinde büyük bir hisse sahibidir. Vaktini başkaları ile paylaşması gereken birey için tek kişilik planlar oldukça bencilcedir.

Toplumcu kültürdeki ileri seviye ahlak ve değer anlayışı nedeniyle kişiler yaptıklarının sorumluluğunu sadece kendilerine atfedemezler. Bu durum toplumcu bir kültür ortamında bireyci bir yaşam sürmeyi epey zorlaştıran bir faktördür. Özellikle Y ve Z kuşaklarının X kuşağına göre daha bireyci olmaları kuşaklar arası çatışmaya ve yeni jenerasyonda benlik oluşumunun gecikmesine neden olur. 

Kişinin bağımlı-bağımsız bir kimlik yaratmasındaki en büyük etmen yaşadığı ortamın bireyci-toplumcu kültürüdür. İhtiyaçlarını uzun süre grupların yardımıyla karşılamış birey ile kendi görev ve kararlarının sorumluluğunu genç yaşta üstlenen birey arasında ''bağımlılık'' konusunda ciddi bir fark oluşur. Bu nedenle yalnızlıkla başa çıkmayı öğrenebilen birey erken yaşta özerklik kazanır.

İki kültürün de olumlu- olumsuz belli başlı özellikleri var fakat gelişmek ve yenilenmek adına daha bireyci bir hayat yaşamamız gerektiğini düşünüyorum. Daha az bağımlı, daha çok özgür!
24-06-2019