KEDİ 'C.U yazdı'

A+ A-
Seni ilk başta koşullu sevdim. Senden tedirgin olmuş da olabilirim. Küçücüktün, yaşamak için desteğe ihtiyacın vardı ve proje dilinde kullandığımız "hassas ve dezavantajlı gruplara" dahildin. 

Seni sokakta görsem başımı çevirip geçer miydim bilmiyorum; sanırım yapamazdım; ancak seni alıp eve getirmek yerine başka çözümler geliştireceğime eminim. Oysa kapı çaldı ve sen geldin. Şaşırdım, bakakaldım. Senden önce kaç tanesine "hayır" dedim inanamazsın. Hepsi pek kokoştu, bakıma falan muhtaç değillerdi ve topu da inan bana son derece cevvaldi. Seni beni cebinden çıkarırlardı yani...

O kadar pistin ki annem seni çamaşır suyuna yatırmadığı için kendini şanslı saymalısın. Yine de evdeki en konforlu leğende seni bayağı çitiledik temiz suyla. Sonra boyutuna kat be kat fazla gelen, rahmetli köpeğimizden kalan yeşil bir minderin ortasına oturttuk seni, mini boy mutfak bezleriyle sarmaladık. Ayakta uyuyordun. Yoo şaka yapmıyorum, gerçekten ayakta uyuyordun. O minderde köpeğimin geçirdiği son günler geldi aklıma. Seni yabancıladım. 



Dedim ki "sadece yaşam mücadelesini tamamlayana kadar bizimle kalacak". Nettim. Aslında biliyor musun, ben her zaman nettim ve hayattaki net duruşlarımın hepsi küçük baloncuklar gibi patladı... Sana biçtiğim süre bir kaç aydı ve iyileşince seni doğana uğurlayacaktım.

Öyle olmadı... Günler günler kovaladı. Sinsi sinsi kalbime yerleştin. Süt içişlerine bayıldım önce; sonra süt içtikten sonra bıyıklarında kalan beyaz tortulara... Seni güzel bulmaya çalıştım; oysa çirkindin de. Sonra bir iki sordum insanlara "bu kedi güzel mi" diye. Aldığım hayır cevaplarıyla "tamam" dedim; "kuzguna yavrusu şahin görünür". Ya da ikinci bir seçenek de mümkündü: Ben kusursuza değil, yaraya bereye çekiliyordum hep, hep eksik olanı bulup onu güzelleştiriyordum...
Kaç kere veterinere gittin biliyor musun hayata dönebil diye. Kendin minicik, karnın dev kadardı. Sadece tek başına tuvalete çıkabildin diye bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi.

Sonra... Hayat bana bir oyun oynadı... Gitmesini hayal etmediklerimi kendi ellerimle gönderdim ve sana seve seve kalbimi açtım...
Alışma süreci aslında ikimiz için de kolay olmadı. Bugün anlıyorum ki, seni kedi gibi değil, istemsizce köpek gibi yetiştirmişim ben... Bugün anlıyorum ki bana elinden gelen yardımı sunmuşsun sana alışmam için. Ve ben de senin bana alışman için uzunca zaman beklemişim. Aslında kendi köşelerimizde birbirimizi tartmışız biz... Ne kadar esneyebiliyoruz hep buna bakmışız.

Yarı zamanlı bir kedi olman ilk başta beni tedirgin etti. Neler neler dediler inanamazsın... "Sokağa salma mikrop kapar, araba çarpar, köpek çıkar, yolunu şaşırır, birileri çalar"... Yani kısaca "ayı çıkabilir, taş düşebilir" minvalinde şeyleri dinledim de dinledim :) Oysa senin gözün hep penceredeydi, senin mutluluğunun o camın her iki tarafında da saklı olduğunu biliyordum ben. Öteki tarafta muhteşem bir özgürlüğe sahip mahalle kabadayısı ve bu tarafta yorgun, oradan oraya yuvarlanan obur bir miskin...

Tezgaha, perdelere, dolaplara çıkmamanın bir lütuf olduğunu başkaları söyleyince fark ettim. Sonra seninle gurur duyup seni somon balıklı konservelerle ihya ettim. Sonra baktım hafif kilo aldın, seni hemen diyetime dahil ettim. Sen mamanı yedin kös kös, ben marul kemirdim; sonra da ikimiz de mutsuz mutsuz kanepede uzandık. "Amaaan, yeter be, batsın bu dünya" dedik, markete koştuk, sen marketin kapısında beklerken ben cipslerimi ve çekirdeğimi, senin için de favori konserveni sepete attım; eve dönüp tek solukta yedik. Mini göbeklerimiz şişti, sere serpe uzandık. Üstelik hiç pişman falan da olmadık.

Seni dışarıda gördüğümde sanki hiç benimle ilgin yokmuş gibi koşturman hala güldürüyor beni; insanların seni sokak kedisi sanıp beslemelerine de ses çıkarmıyorum. Aslında yalana girmez bu, sorsalardı söylerdim; kimse sormadı ben de bilmiyormuş gibi yaptım. İşte o noktada bir şeyi daha fark ettim; sen benden daha sosyaldin, ilişkilerin çok iyiydi; herkese kapını açıyordun, sorgusuz sualsiz sevgi alıyordun. Bence muhteşem ve benzersiz bir deneyim bu; çünkü biz insanlar böyle değiliz. Kalbimizi açarız ve onu kırarlar. Kalbimizi kaparız ve onu tekrar açalım diye tekrar kapıyı çalarlar. Garip bir döngü yani, senlik işler değil...

Birbirimizin sınırları olduğunu bilmek, bu sınırlara saygı göstermek, zorunluluk hissetmeden yan yana yatabilmek, sadece ikimizin anladığı bir dilden saçma sapan konuşabilmek iyi geliyor inan.

Köpek sevmek benzersiz bir duygudur kedi... Gel dediğinde kuyruğunu sallayarak koşa koşa gelir; oysa sana gel deyince gelmemene bayağı bir bozulmuştum ilk başlarda. "Ne münasebet" demiştim içimden. Bir de seni sevesim olmadığı zamanlarda zorla gelip kendini sevdirmen de bir acayip davranış modeliydi benim için. Oysa şimdi ne oldu biliyor musun? İster gel ister git, ister çık ister otur... Biz olduk kedi...
27-12-2018
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir