Kadınların Görünmez Prangaları

A+ A-

Yaşadığımız daha doğrusu yaşamaya çalıştığımız bu coğrafyada her gün onlarca kadına şiddet haberine şahit oluyoruz. Artık haber okumaya, televizyon açmaya, sosyal medya ’ya şöyle bir göz atmaya dahi korkar olduk. Peki biz nasıl böyle bir toplum haline geldik? Ne ara kötülüğü zihnimizde normalleştirdik?

Yüzyıllardan beri, özellikle ataerkil toplumlarda kadınların nasıl davranacağı, nasıl hareket edeceği, hatta ne giyinip ne giyemeyeceği içinde bulundukları toplumlar tarafından belirlenmiş ve sınırları çizilmiş durumdadır. Eğer bir kadın sosyal yapının ona biçtiği normları çiğneyecek bir davranışta bulunursa toplumun muhtemelen yapacağı  ilk şey, o kadının ahlakını sorgulamak olur. Nedendir bilinmez kadın denildiğinde ahlak ve namus türevi kavramlar yanında bitiveriyor. Kadını sadece bu tür kavramlarla tanımlayabilen insanlar, çağımızın karanlık tarafını temsil ediyormuş gibi geliyor bana. Karanlığı üstüne giymiş insanlar, yeryüzünde  her zaman var olacaktır elbet. Ama asıl mesele toplumsal bilinçle karanlığa teslim olmamaktır.


Hele ki konu kadınlar olunca herkesin muhakkak söyleyecek bir şeyleri olduğunu görüyoruz. Toplumsal roller hemen listeleniyor. Kadınlar, üretime katılmaktan, dış dünyada kendilerine bir yer edinmekten ziyade yemek yapmalı, evini temizlemeli, çocuk doğurmalı ve çocuklarına bakmalıdır. Üstelik bu işleri her gün özveri ile yapan ve karşılığında sadece sıcak bir gülümseme bekleyen milyonlarca kadın var. Eskilerden gelen ve hala duymaya alışkın olduğumuz o sözlerden de bahsedelim: ‘‘Kadın, elinin hamuru ile erkek işine karışmamalı’’, ‘‘Kızını dövmeyen dizini döver’’,sözlerini yanınızda bir başkasına kullanılırken bile duymuş olabilirsiniz. İşin ilginç yanı ise kadınların yaşantılarına dair coşkuyla söylenen birçok söz bulunabiliyorken uğradıkları şiddet ve tacizde sözler, sesler azalıyor.
İşte burada dikkat çekmek istediğim asıl nokta kadınlara yönelik kalıplaşmış yargılardır. Başta basit söylemler gibi gelebilir fakat bu yargılar siz fark etmeden, zaman içinde kadını algılayış biçiminize yerleşir. Kadınlara yönelik tutum ve davranışlara etki etmeye başlar. Alışırız. Tıpkı bugün kadın cinayetlerine alışmamız gibi. Çünkü her gün biz bu haberleri görüyoruz, eşimizden dostumuzdan duyuyoruz ya da bizzat yaşıyoruz. Böylelikle okuduğumuz her haber artık bize normal gelmeye başlıyor. Bir an için kendinizden pay biçin ve aslında büyük tepkiler vermeniz gereken toplumsal sorunlara karşı tepkisizleştiğinizi ya da artık normalinden daha az tepki verdiğinizi fark edeceksiniz. Ve bu bir toplum için en tehlikeli olan şeydir. Alışma, normalleşmeyi beraberinde getirir ve bizi zaman içinde tepkisiz kılar. Sosyal yapıda yaşanan yozlaşmaları olağanmış gibi hissettirir. Eğer daha iyi bir toplumda yaşamak istiyorsak buna izin vermemeli ve kötülüğü azınlıkta bırakabilmeliyiz.

Gelin bir an için kadın kimdir?, erkek kimdir? sorularını bir kenara koyarak bütün toplumsal cinsiyet rollerinden sıyrılalım. Ve her şeyden önce bir insan olduğumuzu hatırlayalım. Eminim ki kimliklere, etiketlere takılmadan sadece insan olmaya odaklandığımızda kötülüğün normalliğini yıkacağız. İşte o zaman sadece kadına şiddet konusunu için değil, diğer toplumsal  sorunların çözümü için de umutlu bir adım atmış olacağız.


Kaynakça

Görsel: www.pexels.com

08-09-2020