Kadın ve Cinayet

A+ A-
2015 yılında 414,
2016 yılında 397,
2017 yılında 472,
2018 yılında 477
ve 2019 yılında sadece 31 günlük Temmuz ayında 31 kadın öldürüldü. Ülkemizde neredeyse her gün bir kadın cinayeti işleniyor ve bu oran her yıl biraz daha artıyor. Peki neden?


Kadın cinayetlerindeki en büyük payın hukuk düzenimiz olduğunu düşünüyorum. Arka planda kalmış hatta büyük yankı uyandırmış cinayetlerde bile suçluların tutuksuz yargılanması ya da bir insan hayatının karşılığı olmayan cezalar almaları cinayet işleme cesaretini oldukça arttırıyor. 

Ülkemizde yaşanan her cinayet olayında idam cezası gündeme geliyor. Birçok kişinin aksine hukuki olaylarda idam cezasını bir çözüm olarak görmüyorum. İdam cezası uygulayan ülkelerdeki suç oranları uygulamayanlarınkinden pek de farklı değil. Üstelik idam cezası çoğunlukla gelişmemiş ülkelerde uygulanan bir sistemdir. Cezai çözümde kalıcılığa idam ile değil adil ve tutarlı bir hukuk sistemiyle ulaşabiliriz.


Cinayetlerin diğer büyük nedeni şüphesiz ki aileden başlayan eğitimsiz ve yanlış yetiştirilme. Birçok kadın günümüzde bile kendini eşinin karşısında değersiz hissediyor ve hayatını onun himayesinde yaşamayı tercih ediyor. Bu grupta bulunan kadınlar anne olduklarında aynı zihniyeti çocuklarına da aktararak kız ve oğlan çocuklarını farklı şekillerde yetiştiriyorlar. Kız çocuk annesinden gördüğü kadınlık tanımını, oğlan da babasında görüp annesinin desteklediği erkeklik tanımı kendine uyarlıyor. Böylece oğlan çocuğu cinsiyetinin gücünü kullanarak büyürken kız çocuğu da cinsiyetinin değersizliğini içselleştiriyor ve kişiliklerini buna göre oluşturuyorlar.

Namus kavramının sadece kız çocuğa öğretilmesi erkek çocuğun birçok ahlaksız davranışı kendine hak görmesi ile sonuçlanır. Bazı geleneklerimiz bile hala bu zihniyetin devam ettirilmesine neden oluyor. Örneğin oğlan çocukları cinsiyet kimliklerini sünnet düğününde davul zurna ile kazanırken kız çocuklarının regl olması gizleniyor ve biyolojik bir olgu utanç duyulan bir sosyal olay halini alıyor. 

Kadın cinayetlerinde medyanın etkisinden de bahsetmek istiyorum. Özellikle televizyonda kadına karşı yapılan çeşitli fizksel, psikolojik ve duygusal şiddeti açıkça görebiliyoruz.
Dizilerdeki kadın karakterlerin hikayeleri şiddet, tecavüz ya da çocuk yaşta gelin olma üzerinden işleniyor. Kadını sadece ''annelik'' bağlamında güçlü bir profilde izleyebiliyoruz. Televizyonda dizilerle topluma aktarılan ''kadınların değersizliği'' mesajı gerçek hayatta bu bilincin oluşmasında oldukça büyük bir rol oynuyor.


Bu anlatımım oldukça yüzeysel fakat hayatımıza nüfuz etmiş ve otorite ya da değer olarak gördüğümüz insan canına mal olan gerçeklerdir. Bu sorunlar aşılmadıkça, düzende bir şeyler değişmedikçe, hukukta,eğitimde ya da sosyal değerlerde yenileşme olmadıkça sabah uyanıp cinayet haberleri okumaya ve bir daha olmamasını ummaya devam edeceğiz. İnsan cinayeti bu kadar basit oldukça kastedilen canlara ve geride travmalarla bıraktıkları çocuklarına üzülmekten başka yapacağımız hiçbir şey olmayacak. Önce kendimizdeki sonra da çevremizdeki yanlışları düzeltmeye çalışırsak ve çocuklarımızı bilinçli yetiştirirsek insan hayatını en çok da kadın hayatını daha değerli kılmak için üzerimize düşeni yapmış oluruz.



Kaynakça

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/umut-vakfindan-kadin-cinayeti-istatistikleri-3832583/

http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/veriler/2849/kadin-cinayetlerini-durduracagiz-platformu-subat-2018-veri-raporu

23-08-2019