Kabul etmek ya da etmemek işte bütün mesele bu!

A+ A-

       Kabule geçiş ruhun acısını dindirir. Duyulan acı, isyan, rahatsızlık gibi duygular aslında başımıza geleni veya yeni gelişen bir olayı, durumu kabul edemeyişimizdir. “Kabul ediyorum yahu” demekle de olmaz, gerçekten gönülden ve her hücrenizle kabulü gerekli kılar; ruh ancak bu şekilde özgür kalır. Deyim yerindeyse kişiyi, şimdiden alıkoyan kabule geçmekte çekilen zorluktur aslında. Çözüm süreci de ancak bu kabullenişle birlikte kendini göstermeye başlar.. 

       Ters direnç diye bir şey duydunuz mu hiç? Şöyle açıklayayım; bir şeyi çok istersiniz olmaz, ya da bir şeyin olmasından çok korkarsınız ve o hemen olur..Hepimizin başına gelir bu ve Murphy amcayı suçlarız çoğu kez :) Ya da “hayat siz plan yaparken olup bitendir”, ya da bu; “hayatın sen bakarken soyunamıyorum deme biçimidir” de diyebilirsiniz buna :) Evrene pozitif enerji vs diye konulara girmeyeceğim merak etmeyin..:) Evet bir noktada düşünceler hayatımıza çekiliyor ben buna inanıyorum fakat başka bir noktada da bizim dışımızda olup biten naparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz şeyler ve kabul etmemiz gerekenler var, evrenin gizemi büyük bir güç var irademiz dışında varolan …Elinizden geleni yapıp sizin dışınızda gelişenlerden, müdahale edemeyeceğiniz şeylerden bahsediyorum yani.. Sizin sorumluluğunuzda olmayan ve sorumlu olmadığınız halde kendinizi suçladığınız şeylerden belki de…

          Kabul süreci sancılı ama bir o kadar da arındırıcı bir nitelik taşır. Bir şey aşılıp çözüme ulaştırılmalı ve geride bırakılmalıdır ki ilerlenebilsin.. Üzerini örttüğünüz, görmezden geldiğiniz veya çözmeden geçiştirdiğiniz her şey ansızın hortlayıp baş ağrıtmayı veya sizi aşağıya çekmeyi çok sever. Buna durumlar, olaylar kadar insanlar da dahil.. Kabul etmek gerçekten sizi hafifletir. Kabul edip kendinize göre çözümler bulmak da sizi geliştirir, ilerletir. O durumun, hissin, olayın veya kişinin esiri olmaktan kurtarır. “Kendiniz” i bulmanız “kendiniz” olmanız daha da berraklaşır böylece. İronik olan ise; hemen hemen hepimiz insanları olduğu gibi kabul etmeliyiz görüşünü savunuruz, fakat içgüdüsel olarak her şeyi olduğu gibi kabul edemeyişimiz de homo sapiens olmanın bedellerinden biri belki de kimbilir… Fakat kabul etmek iyileştirir. Başınıza geleni ya da yaşadığınız şeyi, kendinizi, başkasını kabul etmekle başlar çözüm.. Aksi halde ruh acı çeker; çaresizlik körüklenir ve sinsice her bir zerreyi sarar; tıpkı agresif bir kanser hücresi gibi…Kabul edememekle ilgilidir her şey.. Kendini kabul etmek de dahildir buna. Başkasını boşverin, önce kendinizi kabul edin.. Kendini kabul etmeyen, kendi gerçeğinden kaçan hiçbir şeyi kabul etmez, edemez zaten… Kabul ederseniz her şey daha netleşir; istekleriniz, hayalleriniz, hatanız, sorunun kaynağı veya bir sonraki adımınız..Birden kendini tüm çıplaklığıyla gösterir; aradığınız çözüm gözünüzün önündedir, sadece onu görmeye ihtiyacınız vardır. 

     Kabul edin.. Mükemmel değilsiniz, mükemmel değiller.. Hiçbir hayat da mükemmel değil…Hayat instagram story’leri kadar eğlenceli de depresif de değil… Her mutluluk da kalıcı değil, her sorun da, her hüzün de..Her şey akıyor; bunu kabul edin..Hissettiğiniz acı da geçecek, sıkıntı da bitecek, sevinç de geçecek.. Hayat da onu olduğu gibi kabul etmemizi gerektiriyor aslında..Dümdüz bir yolda değiliz; zaman gelecek yol çökecek, zaman gelecek yokuş aşağı gidecek veya yokuşu çıkmakta zorlanacağız…Her şey o dönemi, yaşanılanı kabul etmemizi istiyor aslında…Kabul edin; öfkeyi de hüznü de, acıyı da mutluluğu da yaşamak insanın doğasında var. Duygunuzu da kişiliğinizi de insanları da kabul edin…Kabul ettiğiniz noktada farkındalık pekişir..Kabule geçiş ruhu rahatlatır. Yaşanılan zorluğu, başarıyı, başarısızlığı, ayrılığı, yeniliği, kaybı, kazancı, hatayı, doğruyu, hayatı….Kabul edin…İşte o zaman “yaşıyoruz” diyebiliriz, “an”da kalabiliriz, varoluş acısını dindirebilir, varoluş amacımıza odaklanabiliriz…Kabul edin..Yeni güne uyanmak, tertemiz bir umuttur…Nefes alıp veriyorsanız hala, o umut her zaman oradadır…


Haziran Ayının;

Kitabı: "İnsan Sonrası" - Rosi BRAIDOTTI

İçeceği: Buz gibi naneli bir limonata :)

Mottosu: "Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver" Marlo Morgan

...ve ek olarak sizlerle paylaşmak istedim; bizi tüm hayat koşturmacamızdan, tempomuzdan ve kaosumuzdan bir nebze olsun uzaklaştıracak ve farkındalığımızı arttıracak çok sevdiğim bir hitit atasözü...


Tanrım beni yavaşlat,

Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir.

Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele.

Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;

Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek yada kediyi okşamak için durmayı,

güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki, yarışı her zaman

hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…

 




17-06-2019