İSA

A+ A-

-        1    -

‘Sen, O musun?’ diye sordu çocuk.

Çocuğa baktın. Hayır, çocuğa bakmadın yalnızca gözlerine baktın.

 ‘O’ sun değil mi?’ dedi çocuk. Onun ellerine baktın. ‘Tanrı, çocukların ellerinde’ dedin.

‘Babam hep seni bekledi. Yani onu bekledi. Sen oysan söylemelisin, değilsen de söylemelisin. Kim olduğunu biliyor olmalısın. Herkes bilir kim olduğunu.’

‘Sen kimsin?’ diye sordun çocuğa. Artık ona bakmıyordun. Çocuk sana bakıyordu artık. Gözlerini bulamadı. O yüzden ellerine baktı. ‘Benim kim olduğumu biliyorsun. Bilmiyor musun? Yahya değil mi babam? Gülizar değil mi annem? Sen onları tanımıyor musun? Kim olduğumu bilmiyor musun?’ dedi çocuk.

Ayağa kalktın. ‘Üzülme’ dedin ‘Kimse bilmez tam olarak kim olduğunu’. Kapıyı açtın asansöre doğru yürüdün. Çocuk peşinden gelmek istedi, gelemedi. İçeriye annesine koştu. Konuklarının ‘O’ olduğunu müjdelemek istiyordu herkese. Babası yanılmamıştı.

-        2      -

Yahya üzüm doldurmuştu kamyonetinin arkasına. Parmak üzümü, ceviz üzümü ve kardinal üzümü kasaları, birer sıra dizilmiş, kamyonetin kasası bir tezgâha dönüşmüştü. Yahya, seyyar satıcıydı. Senin geldiğini gördü. Üzüm kasasına eğildi. Tek bir üzüm tanesi koparıp yanına geldi. ‘Bu üzüm tanesini on kişiye eşit olarak nasıl paylaştırırsın’ dedi.

Kasım ayındaydınız, ellerin montunun cebindeydi. Ellerini çıkardın. Bir elinle üzüm tanesini tuttun. Kamyonetin kasasındaki su şişesini görmüştün. Ona doğru yürüdün. Uzandın aldın su şişesini. Kapağını açtın ve üzüm tanesini, suyu şişenin içine damlayacak şekilde ezdin. Üzümü ezen parmakların ince ve uzundu. Tenin beyazdı. Bir ölü teni kadar beyazdı tenin. Şişenin ağzını kapattın ve şişedeki su, üzüm suyuyla karışsın diye iyice çalkaladın.

Yahya, anlamıştı senin ne yaptığını. ‘Peki’ dedi Yahya ‘Bu suyla insanları doyurabilir misin?’. Ona baktın. ‘İnsanlar asla doymazlar’ dedin.

-        3     -

Rahmi, Yahya’ nın yanına geldiğinde sinirliydi. ‘Senin misafirin için geldim’ dedi Rahmi. ‘Benim kızımı münasip görürmüşsün diye duydum misafirine. Olmaz o iş. ‘’Niye’’sini sorma. Olmaz o iş.’

Yahya, komşusunun sinirli yapısını da o sinirli yapının altındaki altın kalbi de bilirdi. Bu işi zamana bırakmaya karar verdi. Yahya’ nın sessiz kalışı Rahmi’ yi sakinleştirdi.

‘Bir defa adamın işi yok’ dedi. Yahya gülümsedi. ‘Sonra… yani tuhaf bir adam. İnsan korkuyor onun tuhaflığından’. Yahya, yere baktı. Rahmi, onu üzdüğünü düşündü. ‘Bunlar yetmezmiş gibi bir de kimi kimsesi yok. Babası yok. Anası yok. Kızım kime baba diyecek kime ana diyecek belirsiz’. Yahya, gülümsedi. Rahmi de gülümsedi. ‘Haksız mıyım?’ dedi ‘Sen olsan kız verir misin bu adama?’

-        4     -

Sen, anlamıyordun olup biteni. Hafızanı kaybetmiş olabileceğini düşünüyordun. Seni önemli birine benzettikleri belliydi. Sürekli ‘O musun?’ diye soruyorlardı. ‘O, kim?’ diye soramıyordun. İçinde kırgınlık hissediyordun. Ağlamak rahatlatabilirdi seni ama ağlayamıyordun.

Yaşadığın şehir de tuhaftı. İstanbul diyorlardı bu şehre. Yahya sana Şam’ da rastlamış, yanına almış, koruyucun olmuştu. Ama niçin? Seni birine benzettiği için. Ama kime? Erken ölen bir oğula mı? Her oğul erken ölmez mi, zaten?

Kendine de şaşırıyordun. Akıllı akıllı konuşup insanlara düşündürücü sözler söylüyordun. Ama niçin? Hatırlamadığın zamanda felsefe öğretmeni miydin acaba? Öğretmendin, bu kesindi. Ne öğretiyordun acaba öğrencilerine?

-        5     -

 Rahmi’ nin kızıyla evlenmeni istemişti Yahya. ‘Kız isteme’ ye gidilmesi gerekiyordu. Sana takım elbise satın alındı. Kravat, gömlek giydin. Rahmi’ nin elini öpmen gerekiyordu öptün. Herkes sana iyi davranıyordu. Oysa Suriye bombalanıyordu. Savaşlar, salgınlar, afetler artmıştı. Üzücüydü bunlar. Ama ne yapabilir ki insan tek başına? Hükümetler, dev şirketler, kurumlar bu savaşlara, bu salgınlara, bu afetlere engel olamıyorsa, senin üzülmen anlamsızdı. Önlenemez felaketler için üzülmek aptalcaydı. Bir öğretmen olarak bunu bilmesi gerekmez miydi?

-        6      -

Eskiden, öğretmenlik yapıyor olabileceğin fikrini söylediğinde Yahya kızmıştı. Onun kızdığını ilk kez görüyordun. ‘Zehir gibi kafan var senin. Olsan olsan muhasebeciymişsindir. Öğretmenlik de nereden çıktı?’ demişti. Şaşırmıştın.

-        7      -

Rahmi’ nin kızını sen de beğendin. Güzeldi. Sen baktığın her insanda güzellik görebilirdin ama Rahmi’ nin kızının güzelliğini herkes görebiliyordu. Ona dokunmak, öpmek, sarılmak heyecan vericiydi. Evlenmek, güzeldi. Bir kadınla aynı evde yaşamak güzeldi. Sarılarak uyumak çok güzeldi.

-        8      -

‘Artık sana yardım edemeyeceğim’ dedi Yahya ‘Kendi işin olmalı. Kendi maaşın olmalı. Kendi ayakların üzerinde durmalısın’.

Işık Şirketi’ nde işe başladın. Muhasebe birimindeydin. Defter tutmayı öğrendin. Gerçekten zekiydin. İşi hızla öğrendin.

-        9      -

Işık şirketinin sahibini ilk gördüğünde onu tanıyormuş hissine kapıldın. Işık şirketinin sahibini ikinci gördüğünde o, Yahya’ yla konuşuyordu ve sen buna çok şaşırdın. Yahya bir seyyar satıcıydı. Kamyonetinin arkasına koyduğu meyveyi sebzeyi satar öyle geçindirirdi ailesini. Işık şirketinin sahibiyle bir araya gelmesini gerektirecek hiçbir sebep yoktu.

İşyerinden çıkmış asansöre doğru ilerliyordun ki birinin sana baktığını hissettin ve döndün. Işık sahibinin seni bakışlarıyla izlediğini gördün. Onu fark ettiğini anlayınca telaşlandı ve koridordaki çiçekle ilgilenmeye başladı. Sen dönüp asansöre yürüdün.

-        10     -

‘Şirkette fark ettim ki en yüksek maaşı tercümanlar alıyor. Niçin? Çünkü her ülke başka bir dil konuşuyor’ dedin Yahya’ ya. ‘Beni, Şam’ da bulmuştun. Buraya getirdin. Ben nasıl Türkçe konuşmaya başladım?’

Yahya, güvenilir bir ses tonuyla konuştu; ‘Demek ki Türkçe biliyordun. Belki Suriye’ ye iş için gitmiş bir Türksün ya da Suriyeli bir Türkmensin. Türkçeyi sonradan öğrenmiş olsan Arapça da konuşabilmen gerekmez mi?’

Yahya’ nın söylediklerini düşündün. Haklı olabilirdi. Arapça bilmiyordun. Yine de seni rahatsız eden birkaç konu vardı. Yahya’ yla konuşmak ve rahatlamak istiyordun.

‘Sen bir seyyar satıcısın Suriye’ ye niçin gitmiştin?’ diye sordun. Yahya gülümseyerek konuştu; ‘ Kaç kez anlattım. Yine anlatayım. Seni rüyamda gördüm. Çok değerli bir insanmışsın. Bana ihtiyacın varmış. Böyle gördüm rüyamda. Seni alıp İstanbul’ a getirmem gerektiğini düşündüm. Tam rüyamda gördüğüm yerde buldum seni. İkindi ezanı okunurken. Üç gün üst üste gördüğüm için rüya beni çok etkiledi. Etkisinden kurtulamadım ve gidip seni buldum. Hepsi bu.’

‘Işık şirketi sahibiyle konuşurken gördüm seni’ dedin. ‘Niye yanımıza gelmedin?’ diye sordu Yahya. Yere baktın. Yahya ne dese haklıydı. İçinde ona karşı güvensizlik vardı. Yahya’ ya hiç güvenmiyordun. Ama ne zaman konuşsanız haklı çıkıyordu.

‘Ben bir seyyar satıcıyım hangi parayla gidip de Suriye’ de seni arayacaktım. Hiç düşündün mü, bunu?’

‘Işık şirketi sahibinden mi borç aldın?’

‘Borç değil. O kadar iyi bir adam ki gerekli parayı verdiği gibi gerekli belgeler için de yardımcı oldu.’

‘Niçin?’ dedin.

‘Ne demek ‘’niçin’’ ? O iyi bir insan ve bize yardımcı oldu. Hala da oluyor. Seni işe aldı. Bizim gibi sıradan insanlar iyi insanları anlayamayabilir. O çok iyi biri.’

-        11    -

Işık şirketinin sahibinin odasına girdiğinde aklında hiçbir plan yoktu. Sadece yakından görmek istemiştin onu. Büyük bir masası vardı. Sen odasına girince başını kaldırdı. Sana baktı ve sonra yeniden masasına döndürdü gözlerini. Masasındaki yazıyla ilgilenmeye devam etti. Bir an çok kısa bir an için onun gerçek yüzünü gördüğünü sandın. Şeytan olmalıydı bu adam.

‘Sen şeytan mısın?’ diye sordun. O duymadı. Biraz daha yaklaştın.

‘Sekreterim öğle yemeğinde olmalı’ dedi adam ‘onu beklerseniz size bir randevu verir’

Bu adamın şeytan olduğundan emindin artık. Ellerini görünce emin olmuştun onun şeytan olduğundan. Uzun parmakları eğri tırnakları vardı.

‘Sen şeytansın’ diye bağırdın.

-        12     -

‘Sana niçin ‘Mavi Melek’ diyorlar’ diye sordun. Kolundaki mavi bileziği gösterdi.

‘Bileziğin mavi olduğu için mi?’

‘Hayır, tatlım, çok safsın her şeye inanıyorsun’

‘Peki, öyleyse niçin? Sana ‘melek’ demelerini anlıyorum. Melek gibisin. Ama niçin mavi?’

Ayağa kalktı ve yemekhanede bulunan herkesin içinde pantolonunu indirdi. Sol bacağında bir dövme vardı. Okuyabilmen için sana yaklaştı. ‘Mavi Melek’ yazıyordu dövmede. Kadının soyunduğunu gören birkaç hasta yanınıza gelip şımardı.

‘Bize de göster oranı’ dediler.

Mavi Melek ‘Size de gösteririm ama şimdi olmaz hemşireler bakıyor’ dedi. Hastalar ‘Hemşireler bakıyor. Hemşireler bakıyor’ diyerek uzaklaştılar.

‘Eğer üzerine yazsaydın kim olduğunu. Asla unutmazdın’

‘Ben, İsa’ yım’ dedin.

-        13     -

‘Birkaç çamaşır getirdim’ dedi Yahya ‘biraz da para bıraktım yönetime. Sen istedikçe verecekler’

Yahya’ ya bakmadan konuştun; ‘Artık kim olduğumu biliyorum’

‘Öyle mi? Kimsin?’

‘İsa’ dedin ‘ben oyum’

‘Sana kim olduğunu söyleyeyim mi? Sen o öldürdüğün zavallı adamın oğlusun’

‘Yalan’ dedin.

‘Fidye için kaçırılmıştın. Baban parayı benimle gönderdi. Seni alıp geldim. Ama sen fidyecilerin elinden kaçmaya çalışırken yüksekten düşmüşsün. Hafızanı kaybetmişsin’

‘Git buradan’ diye bağırdın ‘kafamı karıştırıyorsun’

-        14    -

‘Eğer gerçekten şeytan olsaydı onu öldürebilir miydin?’ diye sordu Mavi Melek.

‘İsa öldürebilir şeytanı’ dedin.

‘Emin misin?’

‘Tabii eminim. Şeytanı tanıdığını iddia etmeyeceksin herhalde. Sen bir meleksin unutma’ dedin.

‘Şeytana en yakın varlık melektir. Bunu unutmamalısın tatlım. Aldığından çoğunu verirsen melek olursun. Daha güzel bir dünya hayal edersen peygamber’

‘Ben, Şam’ a inmiştim. Dünyayı kurtaracaktım. Yahya beni sıradan bir insana dönüştürdü. Ben mesihim bunu sen de biliyorsun’

‘Tatlım’ dedi Mavi Melek ‘bir kurtarıcıya ihtiyaç yok. Her insan bir mesihtir.’

 





 


Kaynakça

Kullanılan Görsel: Uğur Akalın'a aittir.

13-11-2020
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

1969, Bünyan/Kayseri doğumlu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu.

2005 yılında En İyi Korunan Oda kitabı yayınlandı. Bir yıl sonra Yükseklerde romanı yayınlandı. Ama bu iki kitap da dağıtım imkanı bulamadı. 2007 yılında Renkler öyküsüyle Edebiyatçılar Derneği ödülünü kazandı. Bu öykünün de içinde yer aldığı öykü kitabı 2011 de yayınlandı. 2013 yılında Sarıl Bana Hep kitabı yayınlandı. 2012 yılından 2017 yılına kadar TRT Ankara radyosu için metin yazarlığı yaptı. Rıgrıgın Yedi Sayısı ve Abı Hayatı Bulan Kadın isimli romanları da olan yazarın resmi yaşam öyküsü bu kadardır. Bir de resmi olmayan, daha neşeli bir yaşam öyküsü vardır ki o da şöyledir efendim:

 Yıkanmış beton kokusuna, bir de leylak kokusuna vurgundur. Turuncuya ve yeşile zaafı vardır. Koşmayı, yürümeyi, bisiklete binmeyi sever. Yalnızca patates kızartması ve beyaz peynirle yaşayabilir. Mucizelere inanır. Elli yaşına kadar ki ömründe fazladan, yani rahatça harcayabileceği parası hiç olmadığı halde para geldiğinde hazırlıksız yakalanmamak için mali planlar yapar. ( Hangi arabadan alınacak. Dünya gezisine nerden başlanacak gibi.)

İyi bir insan, iyi bir evlat, iyi bir vatandaş, iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir damat, iyi bir doktor olmaya çalışır. Nedir? Bunların hepsi zaten ayrı ayrı zor zanaatken hepsini birden künyesine yazdırmaya çalışmak yorucu, yıpratıcı gelmiştir yazarımıza. Sözcüklerin mukavemetini tartıp da inşa ettiği metinlere kaçırıp da orada barındırır ruhunu. Eserlerinde kötü adam yoktur. Kötülük eden bile, istemeden eder kötülüğü. Gerçek dünya böyle değildir. Bunu bilir. Ama almaz kendi kurgusuna kötüleri. Acır onlara. Kimseyi kınamaz. Nefret duygusu yoktur. Kin gütmez. Bu yüzden olacak ‘aşk’ sözcüğünün anlamı da muammadır yazara.

Beğendiği yazarları da anmak isterdik burada ama yola çıktığında hayranı olduğu kalemlerin çoğu geride kalmıştır artık. Nefesleri yetmedi anlamında değil geride kalışları, yaşandı bitti anlamındadır. Kemal Tahir’ e, Kemal Bilbaşar’ a, Tarık Buğra’ ya, Ayla Kutlu’ ya, Cevat Şakir’ e, Sabahattin Ali’ ye hala şapka çıkarır. Salah Birsel’ e benzese ister kalemi ama klavyede yazar yazılarını ve yazdıkları kurgudur. Bir de Tomris Uyar’ la tanışmış olmak isterdi. Tarih buna müsaade edebilirdi ama talih müsaade etmedi.

Eğlenceye, dost meclisine, sohbet ortamına katılmaz pek. Evden işe, işten evedir onun yaşamı. Sosyal yaşamında mütevazı olsa da sanat yaşantısında görkemi sever. Yüksek bütçeli filmleri, kalabalık kadrolu gösterileri, coşkulu müziği, ısıran mizahı tercih eder. Sanat hakkında günlerce, haftalarca hiç durmadan konuşup can sıkıcı olabilir. Yeri gelmişken söyleyelim; yazdığı metinler kadar parlak biri değildir.  Türkçenin en görkemli metinlerinin yazarının (Kendini öyle görür.) bu kadar sade biri olması edebiyatseverleri şaşırtır. Bu arada aksi ve inatçıdır. Asla pes etmez.           

Profil Resmi: Uğur Akalın'a aittir.

osmanakalin38@gmail.com