İnsan, Nasıl İnsan Oldu? 'Kubilay Çetiner'

A+ A-

Merhaba sevgili Medya Çuvalı okurları, ilk yazım ile sizlerle birlikteyim. Lisans eğitimini tamamlamış bir arkeoloğum ve sizlerle de arkeoloji, sanat, tarih ve insan üzerine yazılarla birlikte olmaya çalışacağım. Akademik yazılar yazacağımı söyleyemem daha çok sohbet havasında yazmaya, daha anlaşılır olmaya çalışacağım. Edindiğim bilgilerle birlikte kendi yorumlarımı sizlerle paylaşacağım.

Öncelikle biraz bizden yani insandan biraz başlamak istedim. ‘Homo’ yani insan türünün son temsilcileri olan bizlerin yolculuğundan bahsetmeden ise biraz daha da geçmişimize dönmekte fayda gördüm. Günümüzden yaklaşık 200.000 yıl öncesine giden serüvenin de modern insan Afrika’nın orta ve doğu kesimlerinde evrimini tamamlamış, dünyaya yayılmaya başlamıştır. Bizlere gelmeden hadi öncelikle kısa bir evrim sürecini ve sonrasında insanın serüvenini birlikte inceleyelim.

Evrimsel sürece bakıldığın da şimdi ki bilgilerimiz bizlere insanların 2,5 milyon yıl önce Afrika’nın doğu kesimlerinde ‘Australopithecus’ adı verilen türden evrimleştiğini söylüyor. Bu tür iki ayaklıdır ve çeşitli arkeolojik buluntularla farklı alt türlere de ayrıldığı görülmektedir. Bu insansı özellikleri sergileyen en eski türden haydi geçelim bizim de dahil olduğumuz ‘Homo’ ailesine.

Ailenin ilk ve en eski türü, kültürel evrimi başlattığı söylenen, ilk taş alet buluntularını bizlere kalıntılarıyla veren ve günümüzden yaklaşık 1.8-2 milyon yıl öncesine giden ‘Homo Habilis’tir. Bu türün Afrika toprakları dışına çıktıklarını söylemek için yeterince kanıtımız bulunmamaktadır. ‘Habilis’ becerikli, hünerli demektir ve bir önce ki bahsettiğimiz türden ise daha iri bedenlidir, beyin kapasitesi de daha fazladır.  Bu tür ile çağdaş, beyin kapasitesi biraz daha gelişmiş bir başka tür ise bilim insanlarının ‘Rudolfensis’ ismi verdikleri türdür. Habilis’ten daha çok insana benzetilmiştir. Ek bilgi olarak bu buluntular araştırılıp, incelendikten sonra bilim insanlarınca onlara Latince isimler verilmiştir. Rudolf Gölü İnsanından daha sonra ki tarihlerde Afrika da varlığı bilinen bir başka türde çalışkan insan ‘Homo Ergaster’dir. Endonezya’nın Flores adasında evrimleşen ve cüce tür olarak karşımıza çıkan bir tür de ‘Homo Florensis’tir. Ada da yine bazı hayvan türlerinin de bu tür gibi ada şartlarından cüce oldukları bilinmektedir.

Zamansal olarak bugüne yaklaşırken Afrika dışına çıkan, ilk olarak Asya’da keşfedilen diğer bir tür sırayı alır. ‘Homo Erectus’ yani dik adam. Büyük beyni, iri vücudu bulunan bu türün Asya da iki milyon yıla yakın yaşadığı düşünülmektedir ki bu alanda en uzun süreyi bizlere vermektedir. Bu tür buluntularıyla bizlere daha gelişmiş bilgiler vermektedir. Sistemli avlanabildikleri ve yırtıcılardan korundukları hakkında yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumlar da tabi ki ateşi kontrol altına aldıklarına dair bilgilerden yapılmaktadır. Zhokoudian ve Chesowanja da ilk kül katmanlarının bulunmuş ve bu türle ilişkilendirilmiş olmaları bizlere tür hakkında çeşitli yorumlar yapabilme şansı tanımıştır. Ateşin kullanımı akıllara yemeklerin artık pişirilerek yendiğini getiriyor. Aynı zaman da avlanma sırasında ateşin kullanılıp hayvanların korkutulabildiğini düşündürüyor. Çevre koşullarına da ateş ile adapte olmak daha kolay hale gelmiş olmalıdır. Bu türler için taş aletler çok önemli bir yerde bulunmaktadır. Her türe ait taş alet buluntuları incelenerek çeşitli endüstriler ortaya çıkarılmıştır. Örnek olarak Homo Habilis insan türüne ait taş aletlere Olduvai Endüstrisi denirken Homo Erectus’a ait taş aletler ise Aşölyen ismini almıştır. Hayatlarının devamını sağlamak, avlanmak, avlandıkları hayvanların derilerini işlemek gibi işler için taş aletler üretmişlerdir. Şimdiye kadar anlatılan türler arasında taş aletlerin en gelişmiş olanları Erectus’a aittir.

Gel gelelim son iki türe yani bizlerle birlikte yaşamış ancak sonra nesli tükenmiş olan ‘Homo Neandertalensis’ ve son temsilciler olan bizler yani ‘Homo Sapiensler.’

Evrimsel süreçte Neandertaller Avrupa da evrim sürecini tamamlamışlardır. Son zamanlar da birkaç buluntu da ataları hakkında yorumlar yapılmasını sağlamıştır. ‘Homo Heidelbergensis’ buluntuları neandertallerin ataları olabileceklerini düşündürmüştür. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Neandertaller Avrupa insanlarıdır ve evrimleri burada tamamlanmış, Avrupa da yaşamışlardır. Yaşadıkları süreçte Avrupa da buzul iklimi hakim olmasından kaynaklı bu insanlar buzul iklimine adapte olmuşlardır. Soğuk yaşantıdan kaynaklı kısa boylular, çok hareketliler, vücut boyutları fazladır, çok güçlü ve kaslılardır, akciğerleri de geniştir. Genelde Avrupa dolayların da mağara içlerinde yaşamışlardır. Beyinleri bizlerden daha büyük olmasına karşın kullanabilme durumları bizimkisi kadar fazla olmamıştır. Beynin gri alan denilen kısmını modern insan daha efektif kullandığı için bu türe karşı bir üstünlük sağlayabilmiştir. Neandertaller karşımıza ilk gömü geleneklerini başlatan tür olarakta çıkar. Ölülerini gömmeye başladıkları hakkında çeşitli kalıntılar mevcuttur ki bu da bizlere onların soyut dünyası hakkında yorum yapmamızı sağlar. Örnek olarak Şanidar Mağarası ve La Chapelle Aux Saints buluntuları gösterilebilir.

Bu türün ortadan kalkmasının nedenleri arasında modern insanlarla olan karşılaşmaları da gösterilmektedir. Homo Sapiens olarak bizler Avrupa’ya ulaştığımız vakit bu türle karşılaşmamış olmamız imkansızdır ki bu türle bu coğrafya da kardeş kardeş yaşadığımız beklenemezdi. Onlar bedenen bizlerden daha güçlüydüler, ancak bizim aklımız da onlardan fazlasıyla güçlüydü ve kazanan bizler olduk. İki tür arası savaşlar, kavgalar da yaşanmış olması muhtemeldir. Yine iki tür arasında akrabalıklar da kurulmuş olabilir. Neandertallerin Avrupa’ya bizlerin gelişiyle ikiye ayrıldıkları görülür. Günümüz Portekiz, İspanya gibi güney ülkelere doğru gidenlerin buzul etkisine alışmış olan insanları burada türlerinin devamını sağlayamamış olmalıdırlar. Kuzeye göç eden diğer insanları da zamanla hem modern insanla karışmış hem de buzul etkisinin azalmasıyla yaşama adapte olmakta zorlanıp türleri ortadan kalkmıştır. Bizim kadar kalabalık olmadıkları da düşünüldüğünde, hem bizim türümüze karışarak hem de bizlerle savaşlarında doğal olarak mağlup olarak zamanla ortadan kalkmaları sürecin en muhtemel sonucudur.

Ve artık modern insan yavaş yavaş dünyanın hakimiyetini tamamıyla tekeline almaya başlamıştır. Afrika, Asya, Avrupa’ya yayılmış, buzul çağlarında Amerika kıtasına bile geçtikleri söylenmiştir. Dünyanın dört bir yanına dalga dalga yayılan ve nüfusu gün geçtikçe çoğalan modern insan yeni hakim güç olmaya başlamıştır. Avcı-toplayıcı yaşantısı yavaş yavaş yarı yerleşikliğe daha sonraları yerleşik yaşantının ana hatlarını akıl ederek tamamen yerleşik yaşamaya başlamıştır. Yerleşik yaşama geçiş ve yerleşik yaşamın getirdiklerini de ayrı bir yazı ile kaleme almak gerekiyor. Avcı-toplayıcıların egemenliğinde ki Paleolitik dönemden yerleşik yaşantının hakimiyetine giren Neolitik döneme geçiş elbette ki bir takım farklılıkları da beraberinden getirmiştir.  İnsan aklını kullanarak taştan, obsidyenden, kemikten, hayvan boynuzundan aletler yapmaya, ihtiyaç duyduğu vakit bu aletleri geliştirmeye çalışmıştır. Yabani hayvanlardan korunmak için ateşi etkin bir şekilde kullanıp, kontrol altına almış, avlanabilmek için çeşitli teknikler geliştirmiştir. Avladığı hayvanların derilerini kesinlikle en olası şekilde değerlendirmiştir. Belirli refah düzeyiyle, nüfusun iş paylaşımını yapabilmesi zamanla insanlar arasında sanatı doğurmuştur. Mağara yakınların da yaşayan insanlar mağaralarda duvar resimleri yapmaya başlamışlardır. Açık yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar da zamanla kemik, boynuz gibi malzemelerden elle tutulur eserler ortaya koymuşlardır. Biz insanlar zamanla soyut dünyamızı da genişlettik. Ölülerimizi gömmeye başladık ve herkesi bu şekilde olmasa da toplumun öne çıkan isimlerini özenerek yaptığımız mezarlara, özenerek yaptığımız hediyelerle, eserlerle birlikte yerleştirdik. Modern insan olarak dünyanın hakimiyetini elimize aldığımız günden bu yana aslında kendimizi her geçen gün geliştirmeye devam ediyoruz. Çok kısa bir özet olsa da insanın evrimsel sürecine ilişkin kısa bir aktarım yapmaya çalıştım, insanın zaman içerisinde ki süreci, nereye savrulduğuna ilişkin yeni yazılarda görüşmek üzere…

21-10-2019
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir