İnsan Felsefesi

       Antik Yunan'dan başlayarak 21.yy'a gelene kadar "insan", felsefenin başlıca konularından biri olmuştur. İnsanın ne olduğu, neden varolduğu, neye ihtiyaç duyduğu ve onu sonsuz bir mutluluğa neyin kavuşturacağı hakkında her dönemde farklı filozoflar çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır. Sofistlerden önceki doğa filozofları insana değil doğaya ilgi duydular. Onlara göre insanın ne olduğundan çok doğanın ne olduğu daha önemli bir konuydu ve buna bir çözüm getirilmeliydi. Herşeyin kendisinden meydana geldiği ve kendisinin meydana gelmesi içinse başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan bir ilk maddeye ihtiyaçları vardı. Bu ilk maddeyi Thales su, Anaximander hava, Anaximandros aperion (belirlenemez olan), Demokritos ise atom olarak adlandırdı. Doğaya olan merak bir süre sonra yerini insana bıraktı ve Sofistlerle beraber insan felsefenin içine girdi. En büyük Sofist Protogoras'a göre insan her şeyin ölçüsüdür. Yani mutlak doğrular yoktur, herşey insana bağlıdır. Erzurum soğuk Antalya sıcak demek yanlış bir söylemdir, bu benim nasıl hissettiğime bağlıdır. Da Vinci'nin Mona Lisa tablosuna baktığımda illa da güzel ve sanatsal demem gerekmez, Estetik zevkime uymazsa, renk tonlarını beğenmezsem ve bana birşey hissettirmiyorsa o tablo benim için kötüdür. Sokrates buna şiddetle karşı çıkar ve mutlak doğruların olduğuna inanır. İyi, güzel, doğru, estetik kesin, mutlak olarak vardır ve bana göre değişmez. Örneğin; yalan söylememek erdemdir, kendini bilmemek cahillik, insanlarla tartışmak ise iyidir. Bunlara ulaşmak için hazlarımızı bastırmamız gerekir. Öğrencisi Platon ise bu görüşlere katılmakla beraber biraz daha ileriye götürür. O," etrafımızda gördüğümüz gölgelere değil, mutlak olan idealara ulaşmak insanların amacı olmalıdır" der. Aristoya göreyse insan erdemli yaşamalı, en büyük erdem olan iyiye ulaşmalı ve orta yol teorisini benimsemelidir. Yani hayatı ölçülü yaşa ne çok ne az.
            Orta çağla beraber insan özgür bir varlık değil, dinsel bir varlık olarak tanımlanmaya başlanmıştır. İlk insanlar Âdem ile Havva Tanrı'ya karşı çıktılar ve yasak ağaçtan meyve yediler. İnsan ilk günahı işledi ve kirlendi. Ta ki kurtarıcı İsa yeryüzüne gelene ve kendisini bütün insanlık uğruna Tanrı'ya kurban verinceye kadar. İsa insanlık uğruna çarmıha gerildi ve bizlere düşen görev onun yolundan ilerlemektir. Ancak o zaman mutlu ve huzurlu olabiliriz. Bizler artık özgür varlıklar değil, ayaklarına pranga geçirilmiş tutsak varlıklarız. Orta çağ'ın bu katı totaliter anlayışı rönesansla birlikte kendini özgürlüğe bıraktı. Hümanizm olarak adlandırılan bu düşünceye göre insan evrendeki en yüce ve en yüksek değerdir. Edebiyatın ve sanatın konusu insandır, önemli olan insanı yüceltmektir. Yerel ve ulusal değerler değil, evrensel değerler önemlidir. Dante, Shakespeare, Erasmus, Montaigne bütün eserlerinde evrensel insana vurgu yapmışlardır.
         
       19.yy'a gelene kadar insan yaşadığı dönemin şartlarına göre değerlendirilmiş ve dar bir tanımlamaya tabii tutulmuştur. Antik çağ'da özgür olan insan, ortaçağ'da karı ve kuralları olan bir kalıba sokulmuş, rönesansla birlikteyse evrenselliğe kavuşmuştur. 19.yy'da yaşayan iki filozof insana bambaşka bir boyut getirmiş ve düşünce alanlarımızı genişletmiştir. İlki Friedrich Nietszche'dir. Nietszche güçlü ve bağımsız olan üst insanı arar. Zerdüşt, üst insana ulaşmaya çalışan, gelenek ve göreneklerden bağımsız, apayrı ahlaki ölçütlerle donatılmış bir kişidir. Hristiyanlığı reddedecek, acımasız olacak ve dünyayı ele geçirecektir. Nietszche'nin üst insanı eleştirel ve ütopik felsefenin bir konusudur. Diğeri ise Sören Kierkegaard'dır. 21.yy'a damgasını vuracak varoluşsal felsefenin kurucusu Kierkegaard'a göre insan sorunlarından ancak kendi başına çözüm getirdiği zaman kurtulabilir. Bizler çoğu kez umutsuzluğa düşebiliriz, hayatlarımızda çoğu kez tercihler yapmak zorunda kalırız. Bunlar iyi ya da kötü olabilir ancak eyleme geçersek hayatın anlamını keşfedebiliriz. Takipçilerinden Albert Camus ise karamsarlığın dünyayı yöneten bir saçmalık olduğunu fakat ne kadar saçma da olsa hayatın bir amacı olduğunu söyler. Bu amaca ulaşabilen tek varlık insandır. Yaşam saçmadır çünkü sonunda hepimiz öleceğiz, aynı zamanda yaşam anlamlıdır çünkü hepimizin içinde yaşama sevinci var.
              İnsan kavramı günümüzde bile hala tartışılmaktadır. 21 yy'da insanın ne olduğundan çok nasıl var olduğu tartışmaları ön plana çıkmış olsa da filozoflar tarih boyunca insanı anlamlandırmaya, onu yeniden keşfetmeye ve onları sonsuz mutluluğa ulaştırmayı hedeflemişlerdir. Bundan sonra bizler de yaşadığımız hayatı sorgulamaya her zaman devam edeceğiz... 


Kaynakça

Ahmet Cevizci- Felsefe Tarihi kitabı

Jostein Gaarder- Sofi'nin Dünyası kitabı

26-07-2019
Ahmet Küçükyurt

Ahmet Küçükyurt

Felsefe

1990 yılında Ankara'da doğdu. Gazi Üniversitesi Felsefe bölümünü bitirdi. Amacı burada yazılar yazarak, insanları bilgisi yettiği kadar aydınlatabilmek. Felsefenin toplumları ileri götürdüğüne olan inancını her zaman canlı tutar. Felsefenin yanında bilim, tarih ve hatıra kitaplarına merak duyar. Spor yapmayı, yabancı müzik dinlemeyi, film izlemeyi, seyahat etmeyi, en çok da gerçeğin peşinden gitmeyi sever:)

ahmetkucukyurt90@gmail.com