İhtiyar Kadın

A+ A-
      Bugünlerde grileşmiş saçlarım titriyor 80’lik bedenimde. Yıllar yaşlanmış, yaşadığım zaman kıymetlenmiş, bense günden güne huysuzlaşıyorum. Saksıdaki çiçeklerim de ihtiyarlamış, suya hasret kalmışlar. Tıpkı benim gibi. Zavallılarım!
     Çocuklarım daha sık geliyor beni görmeye. Torunlarım da boy boy olmuş. Ama en gençleri benim, aramızda kalsın ha bu! En büyük çocuğumun adı Ahmet... Mehmet de olabilir. Tam hatırlayamadım şu an adını. Çok yaramazdı küçükken. Ohoooo, bana neler çektirdi bir bilseniz! Şimdi iki tane çocuğu var. Ikisi de liseye gidiyor. Oy kuzularım, ne kadar tatlılar bir görseniz! Hepsi de büyüyüp doktor olup beni iyileştirecekmiş. E hadi bakalım, görebilecek miyim o günleri!? En küçük çocuğumun adı da Ayşe... Fatma da olabilir. Amaan, isimleri ne yapacaksınız!? Boş verin! O daha bekar, evlenmedi hiç. Bana bakıyor. Her gün evime gelip ilaçlarımı veriyor, bazen güzel güzel yemekler yapıyor bana. Çok talibi vardı. Ama evlenmek istemedi kimseyle. Neden diye sormayın, iki saattir onu düşünüyorum ben de.
     Ahh ahh! Yalnızlık, bir şarkı gibi dilimin ucunda. En güzel şarkımı yıllar önce söylemiştim! Eşim öldüğünde çok yalnız kaldım. Şimdi bakmayın, saksıdaki çiçekler, kedim bana yoldaş olmuş! Gelin toplaşın! Azıcık ilk ve son aşkımı da anlatayım size. Beyefendiyle sevdik birbirimizi deli gibi. Onun da adını tam hatırlayamadım. Onu aldığımda yağız teniyle, iri cüssesinde pek bir dalgalı bakardı gözlerime. E tabii, ben de ona bakardım kaçamak. :)  Siz bilmezsiniz a evlatlarım, o zamanlar bakışmak bile ayıptı. Kız kısmı bakar mıydı öyle ayan beyan? Olsun, o bakardı ya, içim de titrerdi hani! Hey gidi hey! Sonraları bir titremek aldı onu. O koca cüsse, küçüldükçe küçüldü, kamburlara karıştı. Saçları mı? E döküldü tabi garibim. O dalyan gibi boyu gitti de saçı mı kalacaktı? :) Kalmadı gitti sevdiğim. Ben de dayanamam giderim dedim, ama olmadı gidemedim. Toprak beni çekmedi kendine.
    Sokaktaki çocukların sesleri gelmiyor artık. Ne oldu acaba, büyüdüler mi? E ben demiştim bir gün hepiniz büyüyeceksiniz. Sokaklarda çocuklarınız oynayacak diye. Kim kıstı şu televizyonun sesini kardeşim! Aç hele!
  Kızım yemek yapmadığı zaman ben de bir tas çorba pişiriyorum. Onu da yiyemiyorum. Bu aralar zaten canım hiçbir şey istemiyor. Havalar da soğudu. Küçücük odada yanan iki odun ısıtamıyor artık beni. Eskiden odunlar da odundu hani! Attığında parlardı. Şimdi her kalp gibi onlar da sönmüş birer birer. Biz Yusuf’la öyle miydik? Utanırdık sevmeye. Ellerini tutamazdım utancımdan. Yusuf demişken… O Beyefendinin adını hatırladım. Hey gidi Koca Yusuf… Koca… Yusuf…
Televizyonun yerini değiştirdik bugün. Üstteki delikanlının oğlu geldi yardıma. Birkaç aydır arayıp bulamadığım gözlüklerimi buldum altında. Benim eksiğim meğer buymuş! Bakın, taktım! Şimdi tazecik bir ‘kadın’ oldum. Pencereden dışarıya baktığımda, karşıdaki ağacın dallarındaki zeytinleri bile görebiliyorum artık. Şimdi onu ağaç düşünsün be!
Neyse, bu kadar lakırdı yeter a dostlar! Beyefendim gelir şimdi. Yemekleri ısıtmak gerek. Tüh altı da tutmuş. Gitti güzelim yemek! Yandı bizim Koca Yusuf, Koca Yusuf!





05-10-2020
Gökçe Kızıldemir

Gökçe Kızıldemir

Şiir, Hikaye, Deneme

1993 yılında, İzmir’de doğdum. Manisa Celal Bayar Üniversitesi, tarih bölümü mezunuyum. 2006 yılında yazın hayatına katıldım.

Kağıtları, mürekkeple eskitebilmek, karanlık dünyada tarif edilemez bir aydınlıktır. Rengarenk sayfalara sığdırılacak hayaller, yaşanacakların müsveddesidir. Parmaklarını nüfuz ettir hayallere. Her insan, gizli bir yazardır.

kizildemirgokce@gmail.com