Huzur Gecekondu

A+ A-

      İlkokulda gece-gündüz; yaz-kış, çatısından duman çıkan, evde soba yanan yerin adıdır gecekondu.

Gecekondu, bana saklambacı ve akşam ezanından önce eve koşmayı, ikindi zamanı reçelli ekmeği hatırlatır. Bir dilim karpuzla kapının önüne çıkıp şapur şupur yemeyi...Yazları soğuk duvarları, gıcırdayan kapısı, bahçesindeki ağaçların gölgesini, kısacası hepsini yüreğim sızlayarak özlerim.

Lüks binalardaki kavgalar, dövüşler yorucu…

Eski zamanlar, bahçesindeki kirazları izinsiz aldığımız için yandaki “Ayşe teyze” (Her mahallede olan camda çocuklara kızmak için bekleyen sinirli orta yaşlı hanfendi) anneme şikâyete gelirdi. Annemde çay ikram ederdi. Biz yine eğlenirdik ve mahalledeki tüm mesele, bu tarz olaylarla çalkalanırdı. Kavga da dövüş de bu kadardı. Kimse kimsenin evinin içene karışmazdı.

 Bahçesinde, sıra gecelerine taş çıkartan şenlikler yapardık. Herkes evinde yaptığı harika yiyeceklerle, gecekondunun önünde toplaşırdı.  

 

Yerdik, içerdik eğlenirdik. Yiyeceği, gecekondunun önünü, mutluluğu, huzuru paylaşırdık. Merdivende saatlerce otursak da huzur verirdi. Mesela; gecekonduda anneannemin bakır tavada kızarttığı patatesi hiç unutamadım ben. Şimdi granit en lüks tavada patates kızartmaları sinir stres yapıyor, eskiden patates kızartması huzur yapardı. Böyle dışarda ne zaman yanmış odun koksa, ben yine o gecekondunun önüne ışınlanır, saklambaç oynarım. Ya da ne zaman yazları hafiften rüzgâr çalsa yüzüme, dizlerimin yaralarını hatırlarım, hiç iyileşmeyen dizimin, dirseğimin yarası ...Akşam kapının önünden gelen çatal kaşık bardak sesleri, herkesin aynı saatte ...

Peki ya mısırcının o büyük kazanındaki sulu mısırının tadı, nohut satan amcanın 3 tanesini bir liraya vermemesi hepsine büyük özlem.


Gecekondu; devletin arazisine izinsiz yapılan iki göz odalı kulübe demekmiş. Bilmiyordum hiç ben.

 Gecekondu denince ya da gecekondu görünce, geçmişe sallanırım. Bende huzur demek çünkü, büyüdükçe yiten huzur… Daha da büyüdükçe, öğrendim ki yoksulluk demekmiş.

 Kamyondan indirdiğimiz kömürleri, sevinçle kömürlüğe taşıdığımız, yazın mutlulukla odun kırıp sırtladığımız gecekondu, meğer yoksullukmuş ... Hiçbir şey yokmuş ya da yok derecede azmış ama hep birlikte yapılmış, mutlulukla yapılmış. Huzur yokluğu değil para yoksulluğu varmış. O yüzden huzur hatırlatıyormuş. Tabi büyüyünce fark ediyorum ben: Tek odada hepimizin oturma nedenini, sobanın sadece kestane için değil ısınmak için yakıldığını, yakılmadığında kömürümüzün olmadığını ...  Büyüdükçe fark ediyorum babamın ekmek parası diye kazandığı şeyin sadece ekmek olmadığını. Alın teri döküp emek parası kazandığını.  Hiç yeni montumun olmayışını, hep ablamın eskilerinin benim oluşunu… Ablamın da montlarını zaten mahalledeki zengin kişilerin yurtdışından teyzeleri yollarmış. Başkalarının az giyinmişlerini giydiğimizi, sadece bayramda yeni alınan kıyafetlerimizin olduğunu hep sonradan fark ettim zaten iyi ki o anda fark etmiyoruz bunları, yoksa üzülür, tadını çıkaramazdık. Anneannemin patates kızartması artık mis gibi kokmuyor …  Bisküvinin arasındaki lokum da mutlu etmiyor...Sinir stresten ne birbirimize sabrımız ne sevgimiz kalmış. Sokaktaki açan çiçeği nedensizce koparabiliyoruz veya sokaktaki köpeğe nedensizce tekme atabiliyoruz. Ağaca dalıp dal kırmak yerine birbirimize dalıp kalp kırıyoruz.

Gecekondu sonsuz huzurmuş fakat yoklukmuş...

Şimdi markalı ayakkabılarımız, markalı kazaklarımız ve montlarımız var en güzel yemeği yiyoruz. Peki ya huzur? Huzurumuzun markası nedir? En kaliteli huzur nedir? Huzur yokluğunun geçmesi çok zor, huzur kazanmak çok zor fakat para kazanmak kolay.

Huzuru para da değil, ‘’HAYATIN İÇİNDE ‘’ aramak lazım ...

21-03-2021
Sümeyye Göktepe

Sümeyye Göktepe

Hayatın İçinden

Merhaba ben Sümeyye, kış mevsiminde dünyaya geldiğimden yada ilgimden bilmiyorum en sevdiğim mevsim kış fakat sonbahara tutkun bir insanımdır. Hayvanları çok severim ve doğaya bayılırım. Kendimi bildim bileli genellikle kendimle alakalı pek alakam olmaz ama bütün objelere amuda kalkarak bakmışlığım vardır. Kendimi bildim bileli yazıyorum ama dediğim gibi kendimi ne zaman bildiğim hakkında pek fikrim yok. İlk yazmaya başladığımda yedi sekiz yaşlarındaydım. Mezarlığım vardı çocukken, bütün ölen karıncalara bahçemizin bir kenarında mezarlık yapardım. Bir gün çok üzülüp ölen karınca gibiymişim gibi mektup yazmıştım. O zaman nasıl güzelbir şey olduğunu anlamıştım yazmanın, zihninizi kağıda döküyorsunuz kimse sorgulamıyor, günler sonra okuduğunuzda keyif alıyorsunuz. Lise de edebiyat öğretmenim sayesinde yazmaya devam ettim. Bir kaç kez okuluma başarı kazandırdım fakat daha sonra yazılarımı kimseye göstermedim. Şimdide tesadüfler üzerine tanıştığım Medya Çuvalı ve ailesi ile gönül bağı kurmaya karar verdim.Yarışmacı arkadaşlara başarılar diler, sevgilerimi sunarım. Bu arada en sevdiğim şey mısırdır. Evet evet yediğimiz koçanı olan.

 

sumeyyekarakis0810@gmail.com

https://www.instagram.com/sumeyyegok95/