Hugh Howey’in "SİLO"

A+ A-

Herkese merhaba. Yine bir kitap değerlendirmesi ile karşınızdayım. Bu yazımda Hugh Howey ’in Silo isimli eserini kısa bir değerlendirme şeklinde size aktaracağım.                                                    

Silo hakkında bir bilginiz var mı? Silo nedir? Silo, toptan malzemelerin korunduğu, saklandığı veya depolandığı bir yapıdır. Genelde tahıl, gıda ürünleri vb. ürünleri depolamak için kullanılır. Ama bu kitapta bahsedilen silo insanları saklamak için kullanılan bir sığınak konumundadır.                                                     

Şimdi kitapta dikkatimi çeken yerlerin üzerinde kısa kısa duracağım.

Yakın bir gelecekte yeryüzü zehirli gazlardan yaşanmaz haldedir. İnsanlar dünyanın küçük bir bölümünde çok katlı yeraltı silolarında yaşamaktadır. İnsanlar bulundukları çevreyi yaşadıkları çok katlı yeraltı silolarının en üst katındaki ekrandan izlemektedirler. Yasalar gereği bu tek görüntüyle yetinip yeryüzü hakkında hiçbir meraka kapılmaksızın yeraltına gömülü olarak kapana kısılmış şekilde yaşamaktadırlar. Öyle ki artık herkes dünyanın ezelden beri zehirlenmiş olduğuna inanmış, dışarısı hakkında en ufak bir şüpheye düşmemektedir. Peki ya sorgulayanlar? Yaşadıkları hayatın gerçekliğinden şüphe duyup içinde bulundukları hayat hakkında sorgulamalar yapmışlardır.

Yeryüzünde zehirli gazlar meydana gelmeden önce, insanlar silolara zor zamanlar için tohum saklıyorlarmış, güzel günler gelene dek idare edebilmek için.  Aslında bu kitapta bahsedilen silolara insanları zor zamanlar için saklamışlardır. Yeraltındaki bu silolara tohum olarak insanları koymuşlardır. Ama bilmiyorlar ki tohumlar gibi insanlarda uzun süre dayanamayıp çürürler. Bu çürüme isyanlar ile başlar ve kendilerini yavaş yavaş yok eder. Silonun yaşam şekli kurallar ve işlenişinden bahsedeceğim. Siloda da günümüz dünyasında olduğu gibi belirli kurallar var ve bunun dışına çıkmak yasak. Tabi insanların koyduğu bu kurallar daha iyi bir dünya hayal etmeyi yasaklayan kurallar. İnsanların dışarıdaki dünya ile ilgili hiçbir fikirleri yok. Bu yüzden dışarı ile ilgili teoriler üretip isyan başlatıyorlar. Tabi sisteme başkaldıranlar, silonun dışına sürgüne temizliğe gönderiliyor. ‘Bu temizlik de nedir?’ diye sorabilirsiniz. Belirli sürelerde silonun dışarı ile bağlantılı olan ekranları temizlenmesi gerekiyor, aksi takdirde silo halkının dışarı ile bağlantısı tamamen kopmaktadır. Sürgüne gönderilen insanlar için özel kıyafetler tasarlanmaktadır. Bu kıyafete sadece temizliği yapabilecek kadar oksijen doldurmaktadırlar. Silonun dışına sürgüne gönderilen insanların ölüme gidişini silo halkı hiçbir tepki göstermeden öylece izlemektedirler.

İnsanlık yine insan yapımı silolara hapsolmuş durumdadır. Bu hapis hayatının insan psikolojisine etkilerinin analizini çok iyi yapmış yazar. Bunun yanında hayatta kalmak zorunda olan topluluğun yok olması an meselesi.  Siloda neşeyle gülme sesi sadece çocuklardan duyulabilir.  İnsanların yaşama dair heyecan verici bir planı ve amacı yoktur. İnsanlara verilen görevler var ve sadece onları yapmakla meşguller.  Sizce bu insanlar mutlu mudur? Peki bu böyle mi devam edecek? Siloda kapana kısılmış şekilde yaşayan ve bunun farkında olmayan insanların günümüzdeki insanlardan farkı var mıdır?  Günümüzde de teknoloji ve internetin yaygınlaşması ile insanlar kendini küçücük bir kutuya hapsetmiş durumdalar. Tabi bunun sonucunda yalnızlaşmış ve mutsuz insanlar her geçen gün artmaktadır. Siloda yaşayan insanlardan farklı olarak günümüzdeki insanlar için elle tutulur bir hapisten söz edilemez, kapana kısılmışlık zihindedir.

                                   Silolar ev değil birer hapishane, kafes. İnsanlar büyük bir yalanın içinde ve siloların içinde ölüme terk edilmiş durumdalar. Kitapta geçen Juliette, Holsten karakterleri, inandıkları şeyler uğruna ölümü göze almış durumdadırlar. Bizler inandığınız şeyler için neleri göze alabiliriz? Örneğin özgürlüğümüz ile ilgili ne gibi fedakarlık yapabiliriz?     

Silonun sistemine bakıldığında 130u aşkın kat var en birincide yöneticiler duruyor ve yeraltına doğru inildikçe her katmanın başka bir görevi bulunmaktadır. En üst katmanda yaşayanların yaşam koşulları çok iyiyken, en alt katmana doğru yaşam kalitesi düşmektedir. Günümüz dünyasında böyle bir katman elle tutulur bir şekilde olmasa da dünya sisteminde varlığı çok büyüktür. Her koşulda eşitsizlik varlığını yoğun bir şekilde hissedilmektedir.

Kitapta ‘Gölge’ kavramı çok geçiyor. İnsanlar bulunduğu katmandaki görevlerini öldükten sonrada devam ettirmeleri için işi kendinden küçüklere öğretiyor. İnsanların siloda yaşamını devam ettirmesi için her katmanın görevini yapması gerekmektedir.  Herhangi katmandaki bir aksaklık tüm silo halkını ölüme terk edebilir. Burada da günümüzde ki çırak ve toplumsal işbirliği kavramlarını görmekteyiz.

Tarihe bakıldığında zor şatlarda yaşayanlar ve toplumda ezilenler sisteme başkaldırıp çağı değiştirmiştir. Kitaba bakıldığında aynı şekilde siloda en alt katmanda yaşayanlar isyan çıkarıp bulundukları durumu değiştirmek istermişlerdir.

Siloların inşa edilme nedeni; güçlü ülkelerin başındaki yöneticiler dünyayı yok etme kararı verdikten sonra insan soyunun devamı için siloları inşa etmeyi planlamışlardır. Yöneticiler kendilerini ve hayat tarzlarını korumak için plan yapıp siloları inşa etmişlerdir. Dünya iktidarları siloları inşa ettikten sonra insanları yerleştirmişler ve dünya hakkında bütün bilgilerini sıfırlamışlardır. İktidar halk adına karar almakta ve onları ölüme terk edip uzaktan izlemektedir. Dünya siyasetine de baktığımızda böyle değil mi? Güçlü ülkelerin yöneticileri ne karar alırsa alsın her zaman alınan kararlardan sadece halk etkilenmiştir. Yazar eserinde dünya sistemine yönelik gizli birçok eleştiri yapmıştır.

Siloda insanların yaşamlarını daha uzun süre devam ettirmeleri için bir an önce savaşı bırakıp barış içinde yaşaması gerekmektedir. Siloyu inşa edenlerin koyduğu kuralların, çiğnenmesi herkesin ölmesi demektir. Tarih boyunca dünya sisteminde bu olmadı mı? Tarihe bakıldığında yönetenler yönetilenlerin ölüm korkusunu kullanarak ve tehdit ederek belirli kurallar çerçevesinde kendi görüşlerini kabul ettirdiler ve adeta bir kukla gibi insanları yönlendirdiler.

Siloların çevresi sürgüne gönderilen binlerce insanın ölüsü ile dolmuş durumda. Siloda kuralları çiğnedi, düzeni bozdu gerekçesi ile bu insanlar ölüme terk ediliyor. Doğanın onları alt etmemesi ve silonun varlığını sürdürmesi için insan kurban ettikleri apaçık ortada. Silodaki insanlar fark etmeden yeni bir din oluşturmuş ve bu dine kurban vermektedirler.

                           Biz kurallar ve teknoloji vasıtası ile gözetleniyor ve kontrol ediliyoruz. Bulunduğumuz yeri sorgulamak yerine sıradan yaşamımıza devam ediyoruz. Halbuki insanlara ayak uydurmak yerine düşünmeye başlasak bedenen tutsak olsak da düşünce olarak kendimizi özgür kılabiliriz. Günümüzde belki Silo içinde tutsak değiliz ama düşünce olarak kendimizi kafese kapatmış durumdayız ve görünen o ki kafesten çıkmaya da pek niyetimiz yok. Silodaki insanlar gibi gözümüz kapalı yaşamımızı sürdürüyoruz. Gözümüzü bir açsak tutsaklıktan zihnimizi kurtarıp özgür düşüneceğiz.

İnsanlar kendi elleri ile dünyayı yaşanılmaz bir yer haline getirdiler ve dünyanın küçük bir bölümünde yeraltında yaşamak zorunda kaldılar. Yazar burada bize mesaj vermiştir “Eğer dünyamızı korumazsak silodaki insanlar gibi küçücük bir yerde kapana kısılmış şekilde yaşamak zorunda kalırız“

Eğer fark ettiyseniz yazar dünyanın bulunduğu durumu her haliyle siloya işlemiş durumdadır.

Ve son olarak kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum. “Diri diri gömüldüler. Ama ölmediler. Bazılarına yetmedi bağışlanan hayatlar. Çünkü yalanlarla kaplı bir hayatı yaşamaktansa, gerçekler uğruna ölmeyi seçtiler. “

Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Tekrar görüşmek üzere sevgiyle kalın. :)

21-09-2018