Hayatın level'ları vardır

A+ A-
   Hayatın level'ları vardır; aşamaları yani. Bunu bir nevi bilgisayar oyunu gibi düşünmek mümkün.Bir bölümü tamamlamadan diğerine geçemezsin ya hani.Tıpkı çocukluğumuzda Mario'nun prensesi kurtarmak için önce canavarı yenmesi gerektiği gibi.. Aslına bakarsanız yaşadığımız her dönem farklı ve kendine özgüdür. Her dönem kendine has çıkarılan dersleri, farklı deneyimleri içerir.                      Hatta bir dönem şöyle geçer; ağlamaktan şırkıldığımız, çikolatalara,işte efendime söyliyeyim; bilimum dondurmalara falan gömülüp, kanepeden 1 hafta çıkmak istemediğimiz,o bol mendilli romantik komedili günleri barındırır mesela.Şimdi düşünüyorum da en dertli olduğumu sandığım dönemler aslında dünyanın en rahat insanı olduğum zamanlarmış; tek derdim kendim, kankitellalarım, hoşlandığım çocuk ve meydana gelen bir ton bol action'lı olaylar silsilesinden ibaretmiş.Arada hobi olarak okul falan da var tabii:) Allahtan zeki bir insanmışım demek ki derslerimin her daim hakkından  geldim, bunca zaman.Her neyse, şimdilerde 30'larına gelmiş yetişkin bir kadın olarak, sanırım en son düşündüğüm ve uğraştığım şey kendimim;hatta kendimle baş başa kalabilmek için fırsat kolluyorum; ironik :) İşte o zamanlar bu zor dönemler(!) en az bir yakın kız arkadaşın zor kullanarak alışverişe veya kuaföre götürmesi suretiyle veya kız kıza bir pijama partisi gecesinde konunun derinlemesine analiz edilip, planlar yapılması ve bütün yorumların alınarak duygusal acının giderilmeye çalışılmasıyla atlatılırdı çoğu kez.En büyük korku; okula, sevdiceğe ve arkadaşlara rezil olma korkusuydu ve aile zinhar umrumuzda değil, tabi o zamanlar.. Aileyle yaş arasında ters korelasyon var zaten; yaşın büyüdükçe anlıyorsun kıymetlerini nedense. Neyse, sonradan illa ki yahu ben buna mı üzülmüşüm diye hayıflandığımız bir hal alırdı bu bol trajedili günler. Şimdi bu dönemi yaşayan 20’lerine gelmek üzere veya başındaki hemcinslerim asla alınmasın; çünkü o dönemleri atlatman lazım ki ardından gelenleri atlatabilesin; bir nevi öldürmeyen şey daha da güçlendirir hesabı, yani özetle o dönemler geçiyor kız kardeşlerim ama daha zor aşamalara atlıyorsun bu kez… Zaten hayat bu galiba; her dönem yahu buna mı üzülmüşüm diyorsun mesela ama yine de üzülüyorsun; paradoks gibi aslında. Üzülüyorsun, sonra buna mı üzülmüşüm yaa diyorsun, sonra yine üzülüyorsun bir şeye -bir şey buluyorsun yani illa üzülecek- sonra yine aynısı, yine aynısı; kısır döngü bir nevi.                 Hayat bu, evet.. Her dönem kendi içerisinde, o dönemin koşullarına uygun olarak şekilleniyor ve kendi dönemi içinde olması gerekenler oluyor aslında.Tarih gibi düşünün, her dönem kendi içinde değerlendirildiğinde daha mantıklı nihayetinde.        Bütün bu dönemlerin niteliği ve içeriği neyi barındırırsa barındırsın, genel anlamda üzülünecek olayları, çıkarılacak dersleri, birkaçı dışında bol gel gitli geçici dönem samimi arkadaşlıkları, başlanılan yeni hobileri, koyulan, varılan veya vazgeçilen hedefleri, of bu da mı gol değil dediğimiz başarısız ilişkileri, yemeye doyamadığımız kazıkları, cesurca verdiğimiz radikal kararları vs içerir... Hatta çok can alıcı kırılma noktaları da yaşarız; mesela evlenmekten, çocuk yapmaktan veya boşanmaktan vb bahsediyorum. Bu da bambaşka bir dönem insanın hayatında. Ama gerçek şu ki; her şey en iyi zamanında oluyor. Çoğu zaman geç kaldım şunu yapmak için veya şunu çok erken yaptım da böyle oldu, şu olsaydı bu olmazdı veya şunu yapsaydım da bu olsaymış vs gibi hayıflanmalar da söz konusu. Misal, biri 20’lerinde kariyerinin zirvesini yaşarken, diğer bir kişi bu zirveye 35'lerinde, 40'larında ulaşabilir veya hiç ulaşamayacaktır, bambaşka bir yol haritası beklemektedir onu. Ya da biri 27-28'lerinde evlenme kararı alıyor veya anne oluyorken diğer bir kimse için bu 38-40'larında gerçekleşiyor olabilir. Ya da herkes evlenmek,çocuk yapmak ya da kariyerinin peşinde koşmak zorunda da değildir.Bambaşka şeyler vardır deneyimlemesi gereken mesela.Hayata geliş amacı, keşfedeceği ya da deneyimleyeceği şeyleri, sınanacağı konuları farklılık gösterebilir insanın veya bazı şeyleri anlaması farklılaşabilir. Farkında olması gereken şeyler de bambaşka olabilir mesela. Herşey kendi en iyi zamanında gerçekleşir ve subjektiftir özetle; en doğru zamanında ve olması gerektiği gibi oluyordur.Yani; çok erken yaptım veya bunun için çok geç kaldım demek yersiz ve boştur; henüz zamanınız gelmemiştir veya siz o level'ı çoktaan atlayıp başka level'a başlamıssınızdır da haberiniz yoktur.              Farkındalıkla da ilgili tabi.Her dönem kendi içinde bir aydınlanmayı da içeriyor aslında.Hatta bazen şöyle de düşünüyorum; ya hayat amacımız sandığımız ve peşinde koştuğumuz şeyler, gelecek kaygılarımız, kariyer kasmalarımız, yerleşik düzenimiz, para, güç veya toplumsal statü vs değilse..Ya bir yanılsama içinde yaşıyorsak? Tüm bunlar, şehir düzeni, medeniyet vs hepsi dikkatimizi dağıtmak içinse ve yaşamdaki asıl amacımızdan bizi alıkoyma görevini üstlendilerse mesela, olamaz mı!? Bambaşka şeyleri; misal kendimizi, doğayı, yaşamın özünü, kaynağını keşfetmek için yaşıyorsak ve bu hayatı yaşamamızın temel amacı buysa, kimbilir!? Aslında son zamanlarda bu tarz spiritüel şeylere eğilim ve o yolda ilerleme arzusuna kapılmış insanlar hiç de azımsanacak gibi değiller. Globalleşen evren, teknolojiyle başı dönen insan, tüketim çılgınlığıyla doğru orantılı olarak, her geçen gün kendine, başkalarına ve doğaya zarar veren bir yaratığa dönüşüyor korkutucu bir şekilde ve kendine,emeğine, çevresine yabancılaşıyor.Marx'ın kulaklarını da çınlattım ama korkmayın şimdi uzun uzun Marx konularına girip beyin humması yaşatmayacağım kimseye; zira kendisi oku oku bitmez bir kişiliktir; sosyoloji okuduğum yıllarda kendisiyle az cebelleşmedim çünkü.           Uzun lafın kısası; sadece aldığımız nefeste varolmak, 'an'ı yaşamak, 'an'da olmak; bunu keşfetmek, üretmek ve üretmenin hazzını yaşamak; belki de hayata geliş veyahut da hayattan geçiş amacımız…Tüm bu dönemlerde kaybolduğumuz, level'dan level'a sürüklendiğimiz, kimi zaman hiçbir anın kıymetini bilecek farkındalığa bile iş işten geçtikten sonra erişebildiğimiz; önemi hep geçtikten sonra değerini anladığımız "zaman" gibi yaşam belki de.. Kimbilir!? En çok şikayet ettiğimiz şeyler bile belki de en çok kıymet bilmemiz gereken anlar…Dediğim gbi, dönemler, level'lar.. Her şey olması gerektiği gibi akıyor ve akmakta; sadece bazen fazla yoruyoruz, bazen de fazla umursamıyoruz.Sonra vay efendim depresyon vay efendim girdaplardayım çıkamıyorumlar.. Kendi kendimize oyun oynuyoruz belki de.. Şunu anladım şu kadarcık ahir ömrümde; elinden geleni yap, anda kal ve akışta ol.. Çok düşünme ama düşünmekten de erinme.. Sadece nefesinde varolduğunun farkına var ve o anın tadını çıkar... Aslolan sadece bu olabilir... Hayat; geçmiş için hayıflanmak ya da gelecek için endişe duymaktan öte bir farkındalığı  keşfetmek; sadece bunu anlamak da değil uygulayabilmek hayatın özü belki de; kimbilir...
13-08-2018