Hayat mı üstüne gelmeli insanın yoksa insan mı üstüne gitmeli hayatın?

     Hayat dediğimiz kavram ona ne anlam atfettiğimizle ilgilidir aslında. Değerleriniz, yumuşak karnınız, damarınız, yaşanmışlıklarınız, acı tatlı tecrübeleriniz, aileniz, sosyal çevreniz, dostunuz, arkadaşlarınız,mesleğiniz, varlığınıza olan farkındalığınız, hedefleriniz, amaçlarınız, hobileriniz, korkularınız vs vs..Daha da sayabileceğim bir çok olgu oluşturur bu “hayat” denilen kavramı. “Hayat zor be!” lafı mı klişedir yoksa bütün tecrübelerden varılan bir çıkarım mıdır bilemem ama hayat eşittir mücadeledir bence..Her şeyle, herkesle, bazen kendinle, sorunlarla, güzelliklerle, yeni başlangıçlarla, radikal değişimlerle, zorlu süreçlerle..Her şey ile baş edebilme kabiliyeti bir nevi

      İnsan, çok komlike bir yapı aslına bakarsanız. Mesela çoğu zaman savunmada kalmayı tercih ederek sadece gelen atakları karşılamaya meyilli olduğumuz ve pasif bir tutum izlediğimiz dönemler vardır. Bu dönemler tüm hayata hakim olabilen bir salgın gibidir; bütün hayatınızı birden ele geçirebilir, anlamazsınız bile. Böyle dönemler insan kolaya kaçtığı için mi olur yoksa kolay vazgeçtiği için mi?  Ya da bu, toplumumuzun her zaman empoze ettiği garanticiliğe ve armut piş ağzıma düşçülüğe teslim olmaktan, risk almaya ve mücadele etmeye karşı yaratılan korkudan mı kaynaklanır? Başına geleni kabullen felsefesi yatıyor tam da bu noktada.. Evet kabul et ama kabul ederek onu aş ve ilerle.Kabullenip boyun eğme yani, çözüm üret demek bu.



     Belki de mücadeleden kaçmak, düşünme tembellerinin bahanelerinin ya da elinden gelen hiçbir  şeyi yapmadan her şeye kader diyenlerin savunma mekanizmalarının bir parçasıdır. Kim bilir? Bu soruların yanıtlarını net bir biçimde belirlemek imkansız olsa da insanın karakterine, yetiştirilişine ve hayat gayesine göre değişebilir. Halbuki hayatın bir parçasıyız hepimiz;  içinde onu oluşturan “ana” öğeleriz. Peki biz olmasak hayat kavramı olur mu? Madem oluşumu bizlere bağlı olan bir kavramın içerisinde yaşıyoruz; o zaman neden biz onu zorlamayalım, neden üstüne gitmeyelim? Bizi bundan alıkoyan nedir? Gardımızı alarak ne zamana kadar savunmada bekleyebiliriz ki.. Bütün gizem belki de bütün-parça etkileşimini iyi analiz ederek kurmaktan geçiyordur. Belki de bu bağı kuramadığımız için mutsuzuz,doyumsuzuz,bilinçsiziz, ne istediğimizi keşfetmekten korkuyoruz veya farkındalığımız yetersiz…Pasiflik,tembellik, korkular,risk almaktan çekinen yapı, mahalle baskısı vs…Kimi zaman bahane belki ama bunlar da ciddi etken tabi ki bakış açılarımızın dinamiklerini belirleyen. Fakat çoğu zaman tüm bunlar elimizi kolumuzu bağlamaktan öteye gitmiyor. Böylelikle benliğine yabancılaşan, amaçsız, korkak, duygularından çekinen ve onları saklamaya çalışan, kimliğinin farkındalığını yitiren,ne istediğini bilmeyen sadece yürüyen,nefes alan ama düşünmeyen,yorumlamayan ve uygulamayan, iki bacaklı varlıklardan ibaret oluyoruz. Robotlaşıyoruz ve mutlu olma amacıyla başladığımız her şey, üzerine koymadığımız için bizi boğup yok etmeye başlıyor.



    Baştan kaybeden olmak, hayal kırıklığından kaçmak istiyoruz belki ama daha savaş başlamadan mücadeleden vazgeçiyoruz. Fakat farkında değiliz ki aslında tam vazgeçtiğimiz  anda en ağır mağlubiyeti aldığımızın…Tıpkı futboldaki gibi; ataktan çok savunmaya önem veren bir takım gibi düşünün.Rakip takım, savunmayı kırabilmek için mücadele eder.Diğeriyse, risk alarak kontra atak yapıp gole çevirirse durum bambaşka bir hal alır.Ama ya risk almaz daha da savunmaya odaklanırsa? Savunmayı tamamen bıraksın direkt atağa geçsin demiyorum fakat savunurken atağa çıkabilmenin yolunu da bulmaya çalışmalı. Savunmaya iyice çekilen takım direnir, pasif kalır ve atağa geçemez, ya da o riski alamaz. Fakat sıkıştıran, ezen, bunaltan ve vazgeçmeyen takım en sonunda savunmayı hataya iter ve top filelerle buluşur. Ya kazanırsınız ya kaybedersiniz. Ha tabi berabere de kalabilirsiniz.  Şartların tümünü yönlendiremezsiniz belki, ama tam da elinizden gelen her şeyi ama her şeyi yaptıktan sonra  “kader” veya “hayırlısı buymuş” demelisiniz.

    İnsanların içlerine kapanmalarının, duvarlar örüp kendilerini ,kendi yükselttikleri surların içine hapsetmelerinin en güçlü sebebi tam da budur. Elden gelen yapılmadığı için duyulan vicdan azabı ve keşke hissi.. Elinizden geleni, hatta fazlasını yaptıysanız içiniz rahattır, vicdanınız özgürdür…Asıl önemli olan da ruhunuzun huzurudur aslında…O yüzden üstüne gidin hayatın, üzerinize gelmesine izin vermeyin. O, illa gelecektir; oyunun kuralı bu zaten. Fakat üzerinize geldiğinde de, duvara çarpıp yere düştüğünüzde de vazgeçmeyip, silkelenerek tekrar oyuna dahil olabiliyorsanız, işte o zaman hayatın tam da üzerine gidiyorsunuz demektir ve köşeye sıkışması an meselesidir. İşte oradan sonrası zaferdir artık.O mutluluğun lezzeti de apayrıdır.
 


        Sadece SABIR…AZİM…CESARET…İçinizdeki Spartacus’den, Herkul’den  veya Zeyna’dan korkmayın, çıkartın dışarı...Çıkartın da biraz hava alsın, siz de gerçekten yaşamak neymiş keşfedebilin. Yaparak pişman olun olacaksanız, ki tecrübe olsun, keşke yapsaydım alt metinde daha güçlü bir pişmanlıktır çünkü… Üzerine git ne kaybedersin ki, en fazla denedim olmadı dersin; “deneseydim nolurdu acaba”larla boğuşmazsın ;)

     
  Vazgeçmeyip mücadele edenler, çok güçlü olduğunuzu unutmayın...Sabreden, emek veren daima bir şekilde karşılığını alacaktır...Evren size istediğinizi değil ihtiyacınız olanı verecektir belki de..İşaretleri iyi yorumlamak gerek  ;) Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sevgiyle...Bana her konuda ulaşabileceğiniz adresim yildizsanli@medyacuvali.com ;)


Aralık ayının;

Kitabı: Tiyatroda Yaşam-Oyun İlişkisi- Sevda ŞENER

İçeceği: Sütlü filtre kahve

Mottosu: "
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,     uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. Yaşamak için,
mücadele şarttır." Friedrich Nietzsche





01-12-2018
Yıldız Şanlı

Süpernova

Yıldız Şanlı

Süpernova

Yıldızlar da tıpkı insanlar gibi doğar, yaşar ve ölürler. Enerjisi biten yıldız aniden parlar ve patlar. Buna "Süpernova" denir. Ardından ya yeni yıldızlar oluşur ya da kara delik... Hayat da böyledir; tam bitti dediğiniz anda yenilikler sunar... Bu yenilikleri kucaklamanız ve kendi yıldızınızı keşfetmeniz dileğiyle...

yildizsanli@medyacuvali.com