Hapishaneler, Suça Çözüm Mü?

Herkese merhaba. Değerli okuyucularım, bu yazım da bambaşka bir konu ile karşınızdayım. Hapishane, suç, şiddet bende merak uyandıran konulardır. Bu konular ile ilgili çalışmalarımı size yavaş yavaş aktaracağım.

Hapishaneler uzun zamandır gündemimizde değil. Sosyal bilimciler, medya, sivil toplum örgütleri, sinema haricinde hapishaneleri konuşan pek olmuyor.  O duvarların ardında nelerin olduğunu hiç merak ettiniz mi? Hapishaneler insanları ıslah etmek için mi kuruldu yoksa sadece amacı normal algısının dışındaki bireyleri toplumdan uzaklaştırmak mı? Hapishaneye giren bireyler dışarı normalleştirilmiş bir biçim de mi çıkıyor, yoksa daha fazla şiddete ve suça eğimli mi oluyor? Hapishaneler kendilerinden beklenen, suçluları yeniden biçimlendirme ve yeni suçların işlenmesini önleme etkilerini yerine getiriyor mu? Hapishaneler, bireyleri neden suç işlemekten alıkoyamamaktadır?

Hapishaneler 19.yy dan itibaren yaygınlık kazandı. 19. yy. ’a kadar mahkumlar; kamçılanma, zincire vurulma, kızgın demirlerle dağlanma veya idam edilme vb. cezalara tabi tutuluyordu. Ancak daha sonra ki dönemlerde; suç işleyen bireylerin özgürlüklerini kısıtlayarak suçtan caydırmaya çalışılmıştır. İçinde bulunduğumuz dönemde ise mahkumları sosyalleştirmeye yönelik girişimler vardır.

Modern hapishanelerin altında yatan ilke, bireyleri geliştirmek ve topluma uyumlu bireyler haline getirmektir. Hapishaneler ve uzun hapis cezalarına güvenme, suça karşı güçlü bir engelleyicidir de.

                                                        

Mahkumlar artık, bir zamanlar yaygın bir uygulama olan fiziksel kötü muamele görmemektedir, ancak başka türden pek çok yoksullaşma ile karşı karşıyadırlar. Onlar yalnızca özgürlüklerinden yoksun olmakla kalmazlar; aynı zamanda yeterli bir gelirden, ailelerinin ve eski arkadaşlarının yakınlığından, karşı cinsten arkadaşlarla ilişki kurmaktan, kendi giysilerinden ve öteki kişisel eşyalarından da yoksun kalırlar. Genellikle çok kalabalık yerlerde yaşarlar; katı disipliner prosedürler ve gündelik yaşamlarının denetlenmesini de kabullenmek zorundalar.

Bu koşullarda yaşamak, hapishanede ki tutukluların davranışlarını dışarıdaki topluma uyumlu hale getirmekten çok, onların dışarıdaki toplumdan kopmasına yol açmaktadır. Tutuklular dışarıdaki yaşamın tersine bir yaşam sürmekteler ve bu durum onları daha da hırçın yapmaktadır. Örneğin, sıradan vatandaşlara kin duymaya başlayabilirler, şiddeti olağan bir şey olarak kabul etmeyi öğrenirler, azılı suçlularla, özgür kaldıklarında kullanacakları ilişkiler kurarlar ve daha önce hakkında pek az şey bildikleri suç becerileri edinirler.  Bu yüzden, hapishanelere kimi zaman “suç üniversiteleri” de denmektedir. Mahkumlar suç dünyasına ilişkin bazı teknikleri, tutum ve değerleri cezaevlerinde öğrenmektedir. Küçük suçlar ile hapishaneye giren bireyler, hapishane de daha büyük suçlar ile karşılaşırlar. Dolayısıyla sabıkalılık oranlarının çok fazla olması şaşırtıcı değildir. Çünkü daha önce hapishanede yatmış olanlar yasalara karşı gelmeyi sürdürmekte ve daha büyük suçlara karışmaktadır. 

Hapishaneler, tutukluları ıslah etmekte pek başarılı olmasalar da, hapishanelerin sayısının artırılması ve pek çok suç için hapis cezalarının sertleşmesi yönünde çok büyük bir baskı vardır. İstatistiki verilere bakıldığında her geçen gün hapishane nüfusu artmaktadır. 

                                                                

Ceza reformunu savunanlar, cezalandırıcı adaletten, düzeltici adalet anlayışına geçilmesinin gerekli olduğunu ileri sürmektedirler. Düzeltici adalet, suçu işleyenlerin topluluk içerisinde cezalarını çekme yoluyla işledikleri suçların etkileri hakkındaki farkında oluşlarını artırmaya çalışır.  Suç işleyenler topluluk hizmet projelerinde çalışmak zorunda tutulabilir ya da kurbanlarla hakemli uzlaşma oturumlarına sokulabilir.  Toplumdan yalıtılmak ve suç niteliğinde ki eylemlerinin sonuçlarından uzaklaştırmak yerine, suçlular suçlarının bedellerini, anlamlı bir biçimde ödemiş olurlar.  

Foucault cezaevlerini, gözetleme kurumları olarak nitelendirmektedir.  Foucault hapishane üzerine yaptığı çalışmalarda hapishanelerin, suçluları namuslu bireyler haline getirmenin aksine, onları daha çok suça eğimli kıldığını ileri sürmektedir.  Ona göre : “ Hapishane, suça eğimli kişi imalathanesidir; suç işlemeye eğimli olmanın hapishane yoluyla üretilmesi hapishanenin yenilgisi değil başarısıdır, çünkü hapishane bunun için yaratılmıştır. Hapishane suçun tekrarına olanak sağlar. “ 

Sutherland tarafından formüle edilen Ayırıcı Bileşenler Kuramına göre: Cezaevlerinde sürekli suçlu değer ve kalıplarla etkileşim içerisinde bulunan mahkumların suçluluk yapılarının, cezaevlerinde daha çok pekiştiği sonucu çıkarılabilir. Suçun oluşumunda kriminal bireylerle olan ilişkinin sıklığı, süresi, önceliği ve yoğunluğu gibi unsurlar da önemlidir.                   
Etiketleme Kuramı da bireylerin suçlu olarak etiketlenmelerinin onların davranışları üzerinde nasıl bir etkide bulunduğu sorunsalı ile ilgilenmektedir. Suçlu olarak etiketlenen birey, cezaevinden çıktıktan sonra yeniden suç işleme eğilimi sergilemektedir. Her iki kuram dan da bakıldığında, cezaevleri kriminojenik mekanlar olarak görülmektedir. 

Cezaevi koşulları ve cezaevinde var olan suç alt-kültürü yeniden suç işlemede veya mükerrer(tekrar eden) suçlulukta son derece önem arz etmektedir. Cezaevindeki mahkum alt-kültürü, bazı suçluların ıslah edilmelerini veya toplumsal öngörüler ekseninde yeniden sosyalleştirme olasılıklarını azaltmaktadır.  Cezaevinde baskın olan alt kültür, mahkumlar arası sosyal ve güç ilişkilerini belirlemede etkili olmaktadır.

Hapishanenin caydırıcılığına ilişkin yaklaşımlar;                                                                                                          
1. Suçlular için öngörülen cezaların ve cezaevi koşullarının ağırlaştırılması, 
2. Suçlular için öngörülen cezaların ve cezaevi koşullarının insanileştirilmesi ve rehabilitasyon faaliyetlerine ağırlık verilmesi, 
3. Cezaevi alternatifi yaklaşımlarının ve kuramlarının geliştirilmesi, 
4. Suç işleyen tüm bireyleri cezaevine göndermek yerine sadece ciddi ve ağır suçları işleyenlerin cezaevine gönderilmeleri veya hapsedilmeleri.

Hapishaneden tahliye edilen bazı suçluların yeniden suç işledikleri gerçektir. Bu durum hapishanenin caydırıcılığına yönelik birçok tartışmayı ortaya çıkarsa da yeniden suç işlemenin tüm sorumluluğu hapishaneye indirgenemez. Yeniden suç işlemenin etkeni hapishane ve bunun yanında suçluların taşıdığı bazı kişilik özelikleri, suçlunun kronik suçlu olma durumu, hapishane sonrası olumsuz koşullardır.

Hapishanelerin işe yarayıp yaramadığı hakkındaki tartışmaların kolay bir yanıtı yoktur. Hapishaneler suçluları ıslah edemeseler de, az da olsa suçtan uzak tutmakta başarılıdırlar.  Hapishane yaşamının kötülüğü, bizzat hapishanede yatanları caydırmasa da, ötekileri bundan alıkoyabilir.  Şu da gerçektir ki, hapishane koşulları daha az kötü hale geldikçe, hapsetmenin caydırıcı etkisi de daha az olacaktır.

Hapishaneler kimi tehlikeli bireyleri sokaklardan uzak tutsa da, kanıtlar suçu engellemenin başka yollarını bulmamız gerektiğini düşündürmektedir.

Şunu da söylemeden geçmek istemiyorum. Hapishanelerde kendine zarar verme ve intihar olayları artış göstermektedir.  Hapishaneye giren çoğu kişinin psikolojik sıkıntıları vardır ve bunu üzerine ağır yaşam koşulları sert disipliner davranışlar ve kapalı ortam, özgürlüklerinin kısıtlanması gibi nedenler mahkumların psikolojisinin daha fazla yıpranmasına neden olmaktadır. Hapishanede intiharların azalmasını için; mahkumların travma olayları bilinmeli, hayatına yönelik tüm bilgiler edinilmeli sık sık psikolog ile görüşme ayarlanmalı, orada vakit geçirmek için yeni eğitsel ve mesleki alanlara yönlendirilmelidir, kısaca hala yaşadığı mahkuma hatırlatılmalıdır. Tabi sadece mahkumlar değil hapishanede görev yapan kişiler de psikolog ile görüşme yapmalıdır.

Mahkumun yaşadığı sosyal çevre onun kişiliğinin oluşmasına etkili olduğu gibi psikolojik problemlerinin oluşmasında da etkendir. Her mahkum farklı bir sosyal çevrede yaşadığı için her mahkuma ayrı ayrı suçtan caydırıcı yöntem uygulanmalıdır.   

Hapishanelerin yalnızca cezalandırmak yerine rehabilitasyon yerlerine dönüştürecek reformlar ve topluluk içinde çalışma gibi hapishaneye alternatif olacak deneylerin, uzun dönemli olması ve arttırılması gerekmektedir.                 

                                                   

Basit suçlar işleyen bireyleri hapsetmek yerine topluma kazandıracak şekilce cezasının çektirilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ayrıca cezaevlerinde mahkumların kendilerini geliştirebileceği gerek mesleki, gerek eğitsel gerek se de terapi içerikli rehabilitasyon programlarına ağırlık verilmesi yönündeki uygulama, mahkumların suç işleme olasılıklarını azaltmada etkilidir.

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Hoşça kalın!

 

Kaynakça

*GIDDENS, Anthony(2013), “Sosyoloji” , Kırmızı Yayınları, İstanbul

*KIZMAZ, Zahir (?) “Cezaevinin Ve Hapsetmenin Suçu Engellemedeki Etkisi” Fırat Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

 

08-11-2018