Eyvah ! Galiba Doğuruyorum

A+ A-

Soğuk soğuk terliyorsunuz. Ayakkabınıza eğilemiyorsunuz, sanki bacağınıza bıçak saplıyorlar. Nefesinizi derin derin alıyorsunuz.  Bir yere sıkışmışsınız, ağlamaya başlıyorsunuz. Yüreğinize sonsuz bir korku doğuyor, ya bana bir şey olursa düşünceleriniz beyninizi esir alıyor. Kusmaya başlıyorsunuz içinizdeki tüm kötü düşüncelerinizle beraber. Sancılarınız artık başlıyor. İçinizdeki minik yürek rahminizin kapısını tekmeliyor. Hazır mısınız gerçekten? Onu sonsuza kadar korumaya, sevmeye, bakmaya, hayatınızı vermeye hazır mısınız? Bana bir şey olursa yavruma kim bakar diye beyninizi durmadan bunla yormaya. Yıllarca umursamadığınız bedeninizi sırf minik bir kalp size muhtaç diye koruyorsunuz. Alınan kilolar, yırtılan vücudunuz sarkan göğüslerinizi unutup boğazınız düğümleniyor… içinizde dokuz ay büyüttüğünüz, tanımadan sevdiğiniz varlık dünyaya gelmek istiyor, süresi doldu… Vücudunuzu durmadan sıcak basıyor. Derin derin nefes alıyor ve kendinizi uçuyormuş gibi düşünüyorsunuz. Uçup uçup boşluğa bırakılıyorsunuz. Yeşil önlükleri giydiriyor hemşire. Artık çıplaksınız ve kaçma ihtimaliniz yok. Dermanınız yok ama sinirlisiniz de… sanki kocanızı yatakta bir kadınla basmış siniri geliyor. Üç saniye sonra geçiyor, geliyoooooor geçiyor hemen.
Devamlı böyle tekrarlıyor.  Bacağınızdan sıvı bir şey akmaya başlıyor, çok sıcak bir jel durduramıyorsunuz… Korkuyorsunuz… Kontrol dışında bir şeyler oluyor anlayamıyorsunuz ama biliyorsunuz da. Artık başlıyor miniğin yaşam öyküsü. Yatıyorsunuz yatağa ve tüm kötü hikayeler geliyor aklınıza ve kendinizi sorguluyorsunuz. İyi anne olabilecek miyim? iyi bir aile olabilecek miyiz?  İçimdeki minik eller kime benzeyecek. Ağır bir regl sancısı geliyor, damar yolu açılıyor hemen bir makineye bağlanıyorsunuz muhtemelen sancınız bakılıyor ama hiç oralı olmuyorsunuz. Çünkü bir yerleriniz diri diri koparılıyormuş acısı bu! Umurunuzda değil NST deki dalgalar.  Bağırıyorsunuz ve doktor görmek istiyorsunuz sanki size dokununca her şey geçecekmiş gibi, ölüyormuş da kimsenin umurunda değilmişsiniz gibi oluyor. Tüm gücünüzle ıkınıyorsunuz bu sizin isteyerek yaptığınız bir davranış değil ve ana avrat sövüyorsunuz. Karşınızdaki duvara, seruma, yatağa makinadan gelen sese ve aynı hızla uyku geliyor, gözünüzü kapatıyorsunuz. Ama karın ağrısının milyon katı bir yerleriniz ağrıyor, sonra aynı hızla tekrar ıkının diye bağırıyor güzel hemşire  
Bağırıyorsunuz… Kolunuzu, bacağınızı, koparıyorlar bir yerlere götürüyorlar sanki. Yatağın kenarlarına tırnaklarınızı geçiriyorsunuz. Ne zormuş be, dokuz ay her şeyiyle çekiyorsunuz. Şimdi canınız yana yana sevineceğiniz bir şey için ıkınıyorsunuz.  Tekrar ıkınnnnn sesi, ulan gelsene evladım, ne bu inat diye düşünseniz de nafile gelmiyor. Altı üstü akciğerimi, karaciğerimi kenara itip çıkıvereceksin içimden. Devammm ıkıııııııınnnn . Çılgınlar gibi ıkınıyorsunuz, mübarek gelemiyor. Ne bu içime olan sevdan?  Gel birde dışımı gör evladım bak bir elli boyum, ela gözüm, kıvırcık saçım var gel bir bak güzel miyim nasılım? Neler neler geçiyor içinizden…
 Uykunuz geliyor, eliniz ayağınız bir titriyor, bir boşalıyor. Ayağa kalkmak istiyorsunuz, kalkıp odada deli dana gibi koşup duvarlara vurmak istiyorsunuz kendinizi.  Beceremeyecek miyim? Masada mı kalacağım? Doktorun kolu dirseğine kadar kan, içinize değil yer altına kadar da soksa kolunu, gelmiyor. Öyle bir sancı ki sanki parmağınızı aynı yerden defalarca kesiyorlar… Yine de içinizdeki meleği düşünüyorsunuz. Canı yanıyor mu? Ne oluyor? Sapa sağlam gelecek mi? Annelik iste...
 Aman Allah’ım yüreğime kadar dokunmuş kadın e doğurayım artık diye düşünüyorsunuz. Nefis ıkınmanız ve hemşirelerin midenizde halay çekmesi sonucu fırlatıyorsunuz. Doktor ne yapıyorsunuz çocuklar deyip çocuğu havada yakalıyor. Aynı orta sağdan top gelir de kafayı boşluğa sallarsınız, vuramazsınız ama nefis de uzanırsınız yere, böyle dizleriniz çimden kaya kaya kaleye girersiniz ama topa vuramamışsınızdır. İşte öyle bir boşlukla fırlıyor. O acıyla göremiyorsunuz. Ama çok şükür nefes alıyor ya diye düşünüyor ve mutlu oluyorsunuz.

YİRMİ ALTI YILDIR KOVALADIĞINIZ HAYATI YAKALADIĞINIZI   düşünüyorsunuz ve ağlamaya başlıyorsunuz. Aniden kalkıp, kucağınıza alıp, kapı kapı gezip bakın ben doğurdum bu benim diyesiniz gelse de. Elinizi kaldıracak mecaliniz olmuyor ve sonunda o ağrılar son buluyor, bitiyor her şey. Hani sıcacık duştan çıkıp buz gibi su ile yüzünüzü yıkarsınız o rahatlama, o ferahlık…
E hani inga sesi?  şap şap  sesi geliyor ,doktor vuruyor ama  ağlamıyor.
 Belli o benim çocuğum bende defalarca hayat yolunda düştüm. Dizlerim kanaya kanaya koştuğum oldu.
 Yalandan inga diyor ama devamı yok. Yanıma bırakıyorlar bana bakıyor.
 Merhabalar yavrummmm, merhabalar…
 Boncuk boncuk gözlerinle bakıyorsun da çok çirkinsin be evladım azıcık yakışıklı olsaydın.
 Bu ne çirkinlik hayır bende güzelim şimdi yani bu kadar çirkin değilimdir. Ceviz, fıstık, fındık yedim ne bileyim ananas avokado yedim ne bu çirkinlik? o kadar aydır içimdesin, o kadar ay bekledim… Aylarca aynadan kendime baktım. Batıl inançlara göre kendinize aynada çirkinsin deyip öğürürseniz size benziyor olacağı söyleniyor onu da denedim. Ben tabi dalarken bu düşüncelere…
Gülümsedi biran sanki beni duydu da ne diyorsun anne yeni doğduk şurada vir vir konuşuyorsun der gibi. Bense hiçbir şeyi sevmemiştim bu kadar, gülümseyince o gamzesini görünce vuruldum benim oğlana dedim bu bebek beni anlıyor, duyuyor ve benim bu saatten sonra.
Yavrum çocuğum diyemiyorum, utanıyorum ne bileyim ne değişikmiş anne olmak.

Neyse odamıza geçtik bana sapşal şapsal gülümsüyor. Anne gamzeme bak baksana gamzeme ikisinde de var ne canlar yakacağım görüyor musun diyor aklı sıra. Tabi ben hala ağlamaklıyım. Evrenin son safhasındayım artık. Ben bunu ne zor doğurdum. Böğüre böğüre ağlayacağım tabi ki anneyim sonuçta. Çocuğu emzirir emzirmez vurdum kafayı yattım yüzüstü. Ne ağlaması!  Anneyim ulan ben sonuçta altı aydır yüzüstü yatamıyorum. Allah im çok şükür …
Saatler geçmiş tabi gece yarısı olmuş. Çocuk sesine uyanıyorsunuz, ağlıyor, fark ediyorsunuz sizinki! Emzireyim bari deyip emziriyorum…

Annelik dünyanın en zor şeyi. Annelik bir duygu annelik bir his. İliklerinize kadar anneliği hissediyorsunuz. Bu sizin içinize işlemezse çabalasanız da olamazsınız.  Emzirirken, koşarken, severken, ağlarken, gülerken ne hissettiğini bilirsiniz. Sizin dediğiniz işin sonunda hep doğru çıkar. Güçlü anneler bilirler… Hiç yalnız bırakmazlar, iğnede, aşılarında, doktorda, sporda, sınavda onlar hiç yalnız bırakmazlar. Çünkü öğretirler zor durumda bile dimdik kalmayı hep el el olmayı…
 Yani öyle iki hece değil ANNE  ‘lik… Ne her doğuran ANNE ne de her büyüten ANNE. En çok seven, en çok hayatını seren, İşte bu meselede en iyi ANNE…



Dipnot: Annelik hissiniz sadece doğurduğunda değil her hangi bir canlıya hissettiğinizde yaşayabileceğiniz olağanüstü bir his. ANNELİGİ KALBİNDE HİSSEDEN TÜM ANNELERE SEVGİ SAYGI İLE…

 

21-12-2020
Sümeyye Göktepe

Sümeyye Göktepe

Hayatın İçinden

Merhaba ben Sümeyye, kış mevsiminde dünyaya geldiğimden yada ilgimden bilmiyorum en sevdiğim mevsim kış fakat sonbahara tutkun bir insanımdır. Hayvanları çok severim ve doğaya bayılırım. Kendimi bildim bileli genellikle kendimle alakalı pek alakam olmaz ama bütün objelere amuda kalkarak bakmışlığım vardır. Kendimi bildim bileli yazıyorum ama dediğim gibi kendimi ne zaman bildiğim hakkında pek fikrim yok. İlk yazmaya başladığımda yedi sekiz yaşlarındaydım. Mezarlığım vardı çocukken, bütün ölen karıncalara bahçemizin bir kenarında mezarlık yapardım. Bir gün çok üzülüp ölen karınca gibiymişim gibi mektup yazmıştım. O zaman nasıl güzelbir şey olduğunu anlamıştım yazmanın, zihninizi kağıda döküyorsunuz kimse sorgulamıyor, günler sonra okuduğunuzda keyif alıyorsunuz. Lise de edebiyat öğretmenim sayesinde yazmaya devam ettim. Bir kaç kez okuluma başarı kazandırdım fakat daha sonra yazılarımı kimseye göstermedim. Şimdide tesadüfler üzerine tanıştığım Medya Çuvalı ve ailesi ile gönül bağı kurmaya karar verdim.Yarışmacı arkadaşlara başarılar diler, sevgilerimi sunarım. Bu arada en sevdiğim şey mısırdır. Evet evet yediğimiz koçanı olan.

 

sumeyyekarakis0810@gmail.com