Evrende Yalnız Mıyız?

Uzay, biz insanlara kıyasla çok büyüktür. Kafamızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda ya da sahil kenarında durup denize baktığımızda sonsuzluğa bakıyormuş gibi hissederiz, birçok gökcismine kıyasla küçük olan gezegenimiz bize sınırsız görünür. Gezegenimizin de dahil olduğu Samanyolu Galaksisi hayallerimizle sınırlandırılamayacak büyüklükte. Ve Samanyolu Galaksisi, şimdiye kadar keşfedilmiş yaklaşık iki trilyon galaksi ve gökada evrenden sadece birisi. Peki, evrenin bu büyüklüğüne rağmen Dünya, içinde hayat bulunduran tek gezegen midir?

               Arthur C. Clarke bu soru için en doğru tespiti yapmıştır: ''İki olasılık var. Ya evrende yalnızız ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü!'' Yani bu konuda iki temel görüş vardır. İlki, tamamen yalnız olduğumuzu ve bizden başka herhangi bir yaşam formunun olmadığını savunur. İkinci görüş ise matematiksel ihtimaller doğrultusunda bu kadar büyük bir evrende yalnız olamamamız gerektiğini savunur.

 

İkinci görüş, bizler gibi hayal dünyası geniş insanların her zaman daha çok ilgisini çekmiştir. Bazılarımız için umut verici, bazılarımız için korkutucu da olsa, başka gezegenlerde yaşam olmasını tarih boyunca istemiş, hakkında araştırmalar yapmış hatta bilimsel teoremler oluşturmuşuz.  Gelişen teknolojiyle birlikte umutlarımız hatta şansımız güden güne artıyor. İsterseniz konuya daha yakından bakalım.

Çoğumuzun bildiği bir kavram olan UFO'ların (undefinied flying object) yani tanımlanamayan uçan nesnelerin, uzaylıların dünyayı ziyaret etmekte kullandıkları araçlar oldukları varsayılır ve bu iddalar Eski Mısır'a kadar dayanır. Yani diyebiliriz ki insanlar, bilimin başlangıcından itibaren evrende yalnız olmadığımıza dair kanıtlar aramışlardır.

 

UFO’ların var olması dünya dışı yaşam için genel geçer bir kanıt olamamıştır ancak dünya dışı yaşamla ilgili ortaya atılmış birçok kurama önayak olmuştur. Örneğin Fermi paradoksu, evrende bunca yer ve zaman varken, bu yüksek olasılık içinde herhangi bir yaşam formuna neden rastlamadığımızı sorgular. Bunun birinci sebebi uzayın acımasız bir yer olmasıdır. Diğer bir sebep ise çok az yerde canlı hayat arayabilecek kapasitede olmamızdır. Üçüncü sebebi uzay-zaman kuramına göre uzaya bakarken aslında geçmişe bakıyor olmamızdır. Sonuncusu ise daha çok hayal gücüne hitap eden, sanal bir gerçeklik içinde yaşıyor olabileceğimiz ve evrenin bilinmeyen köşelerinden komşuluk bağı içinde yaşayan bizim dışımızda uygarlıklar olabileceği düşüncesidir.



Diğer bir teori ise günümüz gökbilimcilerine ait. Uygarlıkların gelişmişlik düzeyinin enerji kullanımlarına göre belirleniyor olması. Örneğin gezegeninin tüm enerjisine erişebilen ve bu enerjiyi kullanabilen uygarlıklar birinci seviye, yıldızının tüm enerjisini kullanabilen uygarlıklar ikinci seviye, galaksisinin tümünü kontrol edebilen ve enerjisini kullanabilen uygarlıklar üçüncü seviye yani en gelişmiş uyarlıklardır. Biz, henüz gezenimizin tamamına bile hükmedemeyen birinci seviyede bir uygarlığız. Dolayısıyla bizden daha gelişmiş medeniyetlerle iletişime geçmeye hazır değiliz.

Evrende bizden başka uygarlıkların da olduğunu varsayalım. Peki, onlara neden ulaşamıyoruz? Bunun için de ortaya atılmış bazı fikirler var. İşte en bilinen örnekler:

-Diğer medeniyetler süper-akıllı yaşamlar olabilirler.

-Dünya’yı ziyaret etmiş olabilirler ama o esnada bizler, henüz burada bulunmuyor olabiliriz.

-Teknolojimiz, henüz iletişime geçebilmek için çok ilkel olabilir ya da mesajları yanlış yerden bekliyor olabiliriz.

-Gelişmiş medeniyetler bizim varlığımızın farkında ve bizi uzaktan gözlemliyorlar olabilirler.

Bunlar bilimsel temellerle oluşturulmuş teoriler de olsalar henüz elle tutulur bir gerçeklik kazanmış değiller. “Evrende yalnız mıyız?” sorusu yakın zamanda cevaplanabilecek bir soru mu bilemeyiz ama nesiller boyunca aklımızda olmuş ve olacak bir sorudur. Hayatımızı derinden etkilemiştir. Öyle ki, bu konu hakkında sayısız film çekilmiş, kitap yazılmıştır. Evrende yalnız olup olmadığımızı sorgulayan yapımlardan benim en çok beğendiğim Carl Sagan’ın 1985 yılında yazdığı ve 1997 yılında sinemaya uyarlanan eseri Contact’tır. Eğer, evrene dair sorularız varsa ve yalnız olmadığımıza inanıyorsanız, içinde çeşitli paradokslar ve yukarıda bahsedilenlere dair birçok örnek bulunan bu eseri çok beğeneceğinize inanıyorum.

“Evrende yalnız olduğumuzu düşünmek, okyanustan bir bardak su alıp balinalar yok demekle aynı şey.”  -Carl Sagan

 

27-02-2019
Melahat Ünal

Melahat Ünal

Bilim, Teknoloji, Evren

Yazdıklarım genel olarak temel bilimler, astronomi ve uzay bilimleriyle ilgili araştırmalar, teoriler ve yapılmakta olan projeler hakkında. Bu blogun yazılma amacı, benzer şeylere ilgili insanlarla düşüncelerimizi paylaşmak, yeni şeyler öğrenmek ve farklı bakış açıları kazanmak. Umarım okumaktan keyif alırsınız…

*Camelopardalis, Kutup Yıldızı’nın aşağısında, Büyük Ayı ile Cassiopeia arasındaki sönük yıldızlardan oluşan bir takımyıldızdır. Sönük bir takımyıldız olması, görülebilecek hiçbir şeye sahip olmadığı anlamına gelmez tıpkı sıradan bulduğumuz şeylerin hayatımızı değiştirebilecek potansiyele sahip olabileceği gibi…

melahatunal51@yandex.com