Eski Eşik 'Efe Tuzlacıoğlu'

A+ A-

  Güneş, biraz bozuk biraz yamalı asfaltı kavuruyordu. Hurda diplerinde, kapalı dükkanların önünde ya da ağaç dibinde buldukları gölgelere yatmış köpekler uyukluyordu. Kadir Dayı, dükkanının önündeki taburesinde sırtı bükük, bir elinde ince belli bardağı bir elinde bardağın altlığı, asfalttan yükselen bulanıklığa dalmıştı. Bir araba sesiyle bozuldu dalgınlığı. Köpeklerin bazısı ayaklandı, bazısı başını kaldırdı. Hepsi arabanın gelişini sakince izledi. Araba yavaş yavaş geldi ve dükkanın önüne kırdı. Kadir Dayı’nın ayaklarının dibinde durdu. Kalktı yerinden, bardağın dibinde kalan çayı yan tarafa savurdu ve tabureye koydu. Göbeğinin altında kalan kemerini tutup pantolonunu biraz daha yukarı çekti. Ortası sararmış bembeyaz bıyığını avuçlayıp bakışlarını arabaya dikti.

  Bir genç indi arabadan. Sıska, kısa saçlı, köse bir delikanlı. Gülümseyerek yaklaştı Kadir Dayı’ya “İyi, buradasın hala Kadir Dayı” dedi ve elini uzattı. Başını sallayıp tokalaştı Kadir Dayı. “Yağı değişecek dayı akşam yola çıkacağım” dedi delikanlı. Kadir Dayı “Sen geç bir çay iç” dedi delikanlıya. Krikoyu arabanın sağ ön tarafına çekip yerleştirdi. Bir tarafını kaldırdığı arabanın altına simsiyah kurum bağlamış derin bir tepsi çekti. Dizlerinin üstüne çöktü. Keçe sardığı elini arabanın altına uzatıp yağ filtresini söktü. Yağ tepsiye akarken içeri girip kendine çay doldurdu. Delikanlıya “Çay aldın mı?”diye seslendi. “Aldım” dedi delikanlı. Koltuğuna oturup çayını yudumladı. Karşısındaki masanın önünde, bir kolunu masaya dayamış diğer kolu bacağının üzerinde elindeki telefonla uğraşan delikanlıya baktı.

-Tatile mi?

-Efendim dayı?

- Yola çıkacağım dedin ya tatile mi?

-Ha... öyle sayılır… Köye gideceğim… bahçe işleri falan…

-Biz de yarın sabahtan gideceğiz köye. Gidemiyorduk doğru düzgün. Yılda on, on beş gün anca…  Yakın aslında buradan bir buçuk saat ama…

- Hıı.

-Nerelisin? Uzak mı?

-Yok buralıyım…  yakın…

Delikanlı nihayet gözünü telefondan ayırdı.

- Bir sen kalmışsın zaten dayı gitmiş herkes.

-Evet.

  Kadir Dayı çayını masaya bırakıp arabanın yanına gitti. Kenardaki yatma tahtasını çekti. Arabanın altına yatıp filtreyi taktı. Kalktı, kaputu açtı. Yağını koydu. Kaputu kapattı. Arabayı indirdi. İçeri gidip elini yıkadı. Elini tulumuna silerek, arabanın başına geçmiş olan delikanlının yanına gitti. “Borcum nedir dayı?” diye sordu delikanlı. “Ufak bir şey bırak yeter. Bidonun içinde var iki litre daha at onu da bagajına yanında dursun.” dedi. Delikanlının uzattığı paranın çoğunu almadı. Delikanlı itiraz edecek gibi olsa da Kadir dayı dinlemedi onu. Bidonu alıp arabanın arkasına ilerledi. “Bagajın açık mı?” dedi delikanlıya. Başıyla onayladı delikanlı. Bagajı açtı, bidonu yerleştirdi, geri kapattı. “Hadi selametle!” dedi delikanlıya ellerinin tozunu çırparak. Tokalaşıp arabasına bindi delikanlı. Kadir Dayı elleri cebinde araba gözden kaybolana kadar izledi.

  Gıcırdayan sandalyesinde geri yaslanmış, ayaklarını birbiri üstüne atıp dümdüz uzatmış, ellerini göbeğinin üstünde kenetlemiş uyuklayan Kadir Dayı, uyandı. Uzun bir süre kimi kırık, kimi çatlak,  kimi de kararmış şeffaf plastik çekmecelerden oluşan cıvata dolabına daldı. Esintiyle sallanan jaluzinin sesiyle dağıldı dalgınlığı. Duvardaki saate baktı. Beş’i geçiyordu. Hızla doğruldu. Yüzünü yıkadı. Kapının önüne çıkıp bir sigara yaktı. Ağzında sigarası içi yağ dolu tepsiyi kenardaki büyük varilin içine boşalttı. Keçeyi ve tepsiyi içeri götürdü. Geri döndü krikoyu içeri çekti. Bardağını ve taburesini de içeri aldı. Masadaki gözlüğünü ipinden boynuna astı. Sehpadaki gazeteden bir sayfayı masaya serdi. Cıvata dolabının arkasındaki bölüme gitti. Elini yüzünü yıkadı. Tulumunu çıkarıp astı. Gömleğini ve pantolonunu giydi. Ayakkabılarını değiştirdi. Eski lastiklerin yanında duran buzdolabına gidip, bir şişe rakı ve su çıkardı. Onları masasına bırakıp geri döndü. Dolaptan erik çıkardı. Bir avuç eriği yıkadı kaseye koydu. Seleden iki çay bardağı aldı. Bardakları ve kaseyi alıp sandalyesine oturdu. Rakısını, suyunu koydu. Masanın üstündeki radyoyu açtı. Bir süre reklamlar devam etti. Türküler başladığında içmeye başladı. Gözü yine cıvata dolabına daldı.

  Saat ilerlemiş, hava kararmıştı. Yayıldığı sandalyesinden masaya doğru toparlandı. Bardağında kalan rakıyı iki büyük yudumla bitirdi. Şişeyi masanın altına, erik kasesini buzdolabına koydu. Bardakları yıkayıp seleye dizdi. Suyun nemlendirdiği, sıcağın kurutup buruşturduğu gazetede bir habere takıldı gözü ”Kentsel dönüşüm kapsamında yıkım çalışmaları 23 Temmuz sabahı başlatılacak. Belediye ekipleri...” Gazeteyi toplayıp masanın yanındaki çöpe attı. Dükkan kapısının arkasındaki askıdan yeleğini alıp giydi. Askının yanında asılı duvar takviminden bir yaprak kopardı. “22 Temmuz. ‘Her şeyi kendinizden bekleyiniz, hüner elinizdedir.’ Güneş 04.47, Öğle 12.20…” Yaprağı masanın üstüne bırakıp çıktı. Kapıyı kilitledi. Kepengi ve asma kilitleri taktı.


Kaynakça

Fotoğraf: Pete Johnson

09-06-2019
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir