El İşçisi Adam 'C.U yazdı'

A+ A-
O benim karanlık yanım. Roman karakteri olmaya fazla müsait. Ondan korkmuyorum. Oysa korkmam için onlarca sebebim var. Hikayesini merak ediyorum. Birinin hikayesini merak etmek utanç vericidir; üstelik karşılığında kendi hikayeni anlatman beklenebilir. O yüzden soru sormadım; hep uzaktan baktım...

O dünyanın en acayip el işçisi. İçmediği ya da arkadaşlarıyla takılmadığı zamanlarda işini yapıyor. Güne muhteşem bir çayla başlıyor. Hayır kendi demlemiyor; demleyen esnaftan ve onu seven mahalleliden alıyor çayını. O kadar aylak, o kadar miskin, o kadar salına salına içiyor ki o çayı, uzanıp bardağı elinden kapasın gelir. Oysa ben en son çayımı büyük endişelerle içmiştim; tüm endişelerim çaya karışmıştı. Bana anlatır mısın bu kadar keyifle çay nasıl içilir? Bu sırra bir gün vakıf olmak isterim...

O bir göz oda, onun hem işyeri hem de evi. Bir de arkadaşları gelince dünyanın en gizemli meyhanesi. Çok içli parçalarını dinliyorum; nasıl bir hüzünden geçtiler bilmiyorum. Çok pratik, aç kapa sandalyeleri ve bir anda bir yerlerden çıkan acil durum keyif tabureleri var. Bir de ancak filmlerde görebileceğin gizemli arabaları... O arabaların içinden ceset de çıkabilir, dünyanın en güzel kokan gülleri de. Hayal gücün seni nereye götürürse artık...

Yazın daha rahatlar. Dükkanın önüne attıkları sandalye ve taburelerde oturur ve demlenirken onlara ektikleri yaz domatesleri ve ılık bir hava eşlik ediyor. Kışın o sandalyeleri gözün arayacaktır. Korkma, bir sonraki yazın gelişini o tabure ve sandalyelerin ortaya çıkışıyla anlayacaksın.

Ellerinde o kadar eski telefonlar var ki o telefonlarda neye bakıyorlar anlamak mümkün değil; belki bir kaç isim ve bir kaç mesaj belki de... Demlenmek deyince kafanda oluşan imgeyi biliyorum. Haklısın da aslında böyle düşünmekte; ama biliyor musun aralarında son derece şık giyinenleri de var. O kadar acayip bir görüntü ki bu, bu insanların biraz önce VIP bir toplantıdan çıkıp kafası karışık bir halde oraya konuşlandığını düşünebilirsin. Üstelik kaldırım kenarında güpegündüz kafan güzel takılmanın bile bir adabı olduğuna dair ders bile çıkarabilirsin. Sizi birleştiren ne? Kotu yırtık adam ve takım elbiseli adam ve sadece günü kurtaracak kadar iş yapan el işçisi adam. Yollarınız nerede kesişti? Hangi kahkaha ve keder sizi o kaldırımda kenetledi?
Hareket tarzları komün. El işçisi adam işini yaparken onlar da boş durmuyor, yardım ediyorlar, ya da yardım eder gibi görünüyorlar. Bazen biri yardım etmese bile, yanı başında olduğunu bilmek güven verir. Sanırım onlarınki de böyle bir şey. Eğer beraber içip de tüm içkileri el işçisi adama ödettiriyorlarsa ayıp ediyorlar. Öyle olduğunu sanmıyorum; aslına bakarsan bilmek de istemem. Bazı hususlar soru işareti formunda daha güzel.

O dükkanın camında hep bir satılık tabelası duruyor. Benim gibi safsan, dükkanın bir kaç güne satılacağını sanabilirsin. Oysa o tabelanın hep orada durduğunu, o dükkan ve bina yokken bile boşlukta sallandığını kavraman uzun sürmeyecektir.

Tüm mahalleye vakıf olan iki canlıdan biridir el işçisi adam. Susa susa dolaşır; "soğuklarda daha kalın giyinse iyi olmaz mı?" diye düşündürür insanı; ama belki de asıl soğuk kalbindeki yaradır. Yolda park eden arabalardan, mahallede gezinen hayvanlara kadar her şey onun gözlem gücünün kontrolü altındadır. Konuşmaz diyeceğim, yanıltıcı olabilir. Belki de anlatmak istediklerini anlattığı birileri vardır kim bilir. Sana hissettirdiği şeyse yalnızlığın bir adım ötende asılı durduğudur.

Seninle göz teması kurmaktan kaçınır, inanılmaz beyefendidir ve ne dersen de hep mahcupça uzaklarda bir yerlere takılıdır gözleri. Biz insanlar, biriyle tanıştığımızda ona dair verileri depolamaya başlarız hunharca. Ben de ister istemez ona dair verileri almışımdır sağdan soldan; kendimize dair değil ama ille de üçüncü şahıslara ilişkin konuşmanın hazzının eseridir bu bilgiler. Yoksa kimseye gidip sormuş soruşturmuş değilim. Bu bilgiler bende kalacak; çünkü anlatılan somut şeyler, şu an yazdıklarım kadar anlam barındırmıyor.
El işçisi adam sadece günlük kazanç için çalışır; bir şeyden üç tane sipariş verdiğinde birine razı olman gerekebilir; kapitalist sistemin dayattığı inançlarımıza biraz ters olsa da gıptayla baktığım bir noktadır bu. Bir kazanır bir yer. İki kazanıp birini yiyip diğerini istiflemez.
Şirin mi şirin bir kedisi vardır; kedinin şirinliği doğuştan mı geliyor yoksa o da onlarla ufak ufak demlenmiyor da bana hep gülüyormuş gibi geliyor kestiremiyorum. Beraber bir yatağı paylaşıyorlarsa ne mutlu onlara. Yalnızlığını ikiye böler böylece, yarısını ona sırtlar ve belki yükü hafifler.

Arada o dükkanın önünde acayip eğlenceli şeyler de görebilirsin. Bir kasa ayva gibi, kırık bir kokoreç tezgahı gibi, neon ışıklı ampuller gibi. Hepsinin bir amacı illaki vardır.  

İçip içip tek bir kişiye zarar vermezler. Kendilerinden başka... O dükkanın önünde içlerinde biri silahla vurulmuştur mesela. Bir gün vurulacaksan hafif alkollü olmanın faydası olabileceğine dair bir şüphe bile uyandırmıştır hiç sesini çıkarmadan şaşkınca kaldırımda yatan adam... O kurşunun atıldığı arabanın izi bulundu mu bilinmez ama polisler için sıradan bir adli vaka olduğu kesin. Oysaki olayın yaşanmasına sebep oldukları için o mahallede yaşayan hiç kimse şikayetçi olmamıştır onlardan; "gitsin" başlıklı imzalar toplanmamıştır. Kimse yüz çevirmemiştir el işçisi adamdan, çünkü hepsi de bilir ki onların tek zarar vereceği canlı yine kendileridir. Kendine şiddet...  Bunun cezasının olmaması olmasından daha mı iyidir acaba? Neden kötü davranır kendine insan?  Bedenle ruhun çatıştığı noktada içinde açılan o gedikler mi seni bir silahın hedefi haline getirir? Yargılamamıştır mahallesinin insanları, çünkü yargılamanın uzağından yakınından geçebilmen için orada yazılı hikayeleri baştan sona bilmen gerektiğini bilirler. Yargılamak can sıkıntısının bir uzantısı da olabilir; ne yapacağını bilemeyince heyecanlı hikayeleri sündüre sündüre çekiştiriyordur belki insan...

Ben biliyorum el işçisi adam. Sen görünenden çok daha fazlasısın. Senden korkmuyorum çünkü asıl korkulması gereken başka meselelerimiz var. En büyük korkularımız her gün bizimle uyanıyor, yürüyor, yiyor, içiyor, dolaşıyor... Bu yüzden sana takılmıyorum ben. Görünenden fazlası olduğun için başında görünmez bir dokunulmazlık haresiyle dolaşıyorsun. O hare ki, kimse onu sana bahşetmedi, sen onu tırnaklarınla söke söke aldın. Pek de iyi yaptın...
 
 

Kaynakça

https://pixabay.com/tr/%C3%A7anak-%C3%A7%C3%B6mlek-kil-zanaat-toprak-2784562

29-12-2018
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir