Eksilmiş Anlam

Kendimi anlatma, onu anlama derdinden vazgeçmiş, yalnızca oluk oluk akan gözyaşlarıma en yumuşak yatağı açmaya çalışıyordum. Çünkü özlem de arzu gibi kendini çözümlemeye değil tatmin etmeye çalışır; insan sevmeye başladığı zaman vaktini aşkının ne olduğunu öğrenmeye değil, ertesi günkü randevu imkanlarını hazırlamaya harcar. Arzu da böyledir kendisi için en iyi gelen yatağı aramakla geçirir vaktini, anlamayı çoktan geçmiştir. Vazgeçtiğinde de kederini tanımaya değil, bu kederin sebebi olan kişiye kederin en şefkatli ifadesini sunmaya çalışır. Amacından çoktan sapmış bir yolda olduğunu hiç bir zaman anlamaz duygular-arzu, aşk, özlem, keder... - yalnızca kendini yürümeye adamış bir keşiş gibi adım atmaya bakar. Ne zaman ki bu duygular kişiyi terk eder, illa edecektir çünkü, o zaman güneşini kaybetmiş bir çiçeğe, geceyi kaybetmiş baykuşa, suyunu yitirmiş nehre, geçmişini yitirmiş tarih kitabına, umudunu yitirmiş insana dönüşür de, feleğini şaşırır. Olabileceğini düşündüğü her şeyin ondan uzaklaşması, anlamlarını bilmeden içine dalması artık kişiyi çıkmaza götürür. Başlangıcından yoksun bir şeyin bitişi de olmayacağından bir çemberin en ücrasında sıkışmış bulur kendini. Kaçarı yoktur artık, erime başlayacak, kendi yaptığının dayanılmaz acısının içinde durmadan dinlenmeden yok olacaktır, hiç var olmadığı gibi. Çünkü var olmak anlamaktan yoksun, eyleme bağlı bir oluşum değildir hiç bir zaman.

 


Kaynakça

Görsel:

unsplash.com/search/photos/typewriter

27-05-2019