Eksik Bahar

A+ A-

O yıl bahar bize eksik yanlarımızı, hiç tamamlanmayacak şeyleri hatırlatarak gelmişti. Farkında değildik hiç bir şeyin. Yüzü koyun yatmış içtiğim onca uyku hapının kanıma karışmasını bekliyordum. Gözüme değen güneş iyice hırçınlaştırıyordu beni. Kimseye değil ama o kocaman ateş topuna küfretmeyi reva görüyordum kendime. Saatin kulaklarımı delip geçen o sesi, düşüncelerimle oyun oynuyor gibiydi. Zamanın kısır döngüsüne sokuyor ve içinden çıkılmayan bir zindana hapsediyordu. O zindan ki duvarların da bir çift yeşil göz vardı. Benim tek aydınlığım, tek çıkış yolum buydu. Ne yana çevirsem başımı aynı siluet gözlerimin önündeydi. Bir bahar akşamının hafif esintisinde, bayağı gürültülü bir mekanın merdiven altındaki karanlık köşede ilk defa görmüştüm o gözleri. Sesinin tınısı o zamana kadar şahit olmadığın binlerce hertzi barındırıyordu. Kaçmak gibi bir halim vardı fakat, akşamın mayhoşluğu ile sohbetin sıcak kucağına bırakıvermiştim kendimi. Onlarca cümle söylenmişti o gece kendini anlatmaya dair fakat geriye kalan; başın hafif eğikliğinden tüm dertleri sağa atar gibi kaldırışıyla gözlerini benimle buluşturduğu o an olmuştu. Sonrası bir nehirde sürüklenmeden başka bir şey değildi. Başlarda sığınılacak bir duraktı, sonraları sürüklenilen yerin bile umursanmadığı bir yol oluvermişti. Sözlerin anlamsızlığını ve belleğimizin bize iyilik yapmak isterken kötülük yaptığını o yıllarda anlamıştım.  Buğulu bir camda eriyen “Seni Seviyorum”yazısı gibiydi yüceltilen sevgi. Nitekim benzetmesi de gerçeğe eşdeğerdi. Yağmurlu bir akşamın tenhasında yürekte filizlenen o sevgi camda parmakların küçük hareketi ile can bulmuş iki yabancıyı birbirine bağlamaya yetmişti. Fakat cama yazılması kadar kolay olmayacaktı iki kelimenin hayatlara getireceği.

 İnsanoğlunun duygularına, sevgi kadar arzu ve nefretine de yenik düşmesi bir o kadar kolaydı. Tüm kolay edimler içindeki engeller ve zorluklardan oluşan bir paradokstu aşk. Yaşanması gereken, sahip olduğunu bilmediğimiz bir hayal kırıklığı ve mutsuz sondu nihayetinde. Ve geçen tüm günler, haftalar, aylar, yıllar bir bir bunu gösterir nitelikteydi. Belleğimiz tüm bu zamanlarda durmadan çalışan, olan biteni hatmeden uslanmaz zeki çocuk gibidir. Fakat kayda aldığı onca anıdan iyi olanları bize hatırlatmakla yükümlü kılar kendini. Zira kendini koruma yöntemidir bu. Böyle yaratılmıştır ve iyi- güzel olan her şeyi en saf noktalarında saklamaktadır. Fakat belleğimizin gözden kaçırdığı bir nokta vardır ki bizler yaşamaya mahkum olduğumuz aşkın hayal kırıkları evresine geldiğimizde ilk başlarda heyecan, mutluluk veren o anılar artık acı, ıstırap  ve tel tel ayrılan bir özlemden başka bir şey yaşatmaz bizlere. Duygularımızın ve belleğimizin bu sonsuz savaşında çürüyen ruhlarımız olur. Ve benim de ruhumun deltası, geride bırakmaya zorlandığım koskoca iki yılı barındırıyordu yalnızca. Her bir ucunda beni bekleyen aynı gerçeğe çarpıyordum. Koşmak, kaçmak ve uzaklaşmak gibi gaflete kapıldığım anlarda, soluksuz kalıpta kafamda canlanan şey bunu neden yapmak isteyişimi bilmediğimdi. O an terler içinde ve halsizce dizlerimin üzerine çöküyor, tüm ağırlığım o küçücük kemik parçasına yüklemenin verdiği tarifsiz acıyla, göğe bakarak yaşlar süzülüyordu gözlerimden. Acımın her bir noktama işlemesini ister gibi, oluk oluk göz yaşlarıydı bunlar. Göğümde ise yeşilli hayaller. Daha da gücendiriyordu beni onca yaşanmışlığa. İnanmayışım, uyumak isteyişim bundan kaynaklanıyordu. Uyandığımda yanı başımda görmek istediğim bir tek gerçek vardı. Bile isteye var ettiğim bu gerçeğin yokluğa sürüklenmesi, benim hayatla olan kavgama sebep olmuştu. Bedenimin yavaş yavaş uyuşmaya başlayıp da düşüncelerimin giderek saydamlaşması, zihnimdeki savaşın başka bir dünya da, rüyalarımda, devam edeceğine en büyük sinyaldi. Artık gözlerimi güneşte rahatsız etmez olmuştu. Yanıp sönen yeşil bir merceğin izinde tüm bilincimden arınarak yine o kadına doğru gitmeye başlamıştım. Ruhum bedenden ayrıldığında o boğuk odada yatan bir ben ve duvarlara işleyen aydınlık kalmıştı.  Yıllar öncenin baharıyla hiçbir ilintisi olmayan bu bahar beni yatağıma ve acılarıma  böyle hapsederek başlamıştı.


Kaynakça

Görsel: https://www.pexels.com/photo/white-bed-linen-57686/

12-09-2019