Eksantrik Aitlik

A+ A-

Eksantrik Aitlik

İnsan en çok neyi arar? İnsan en çok kendini arar, çünkü en çok kendini kaybeder.

Farkında olmadan kurduğumuz cümleler vardır, örneğin;”boşluktayım” veya “boşluktaydım” bu sözcük alelade bir sözcük değil. Aslında hepimiz boşluktayız ve dönüyoruz, tıpkı ait olduğumuz dünya gibi… “Ait olduğumuz”, ait olmak nedir ve neye göre ait oluruz, fiziki biyolojik veya fikri olarak mı? Peki ya neden insan bir dünyaya ait oluyor da, bir dünya bir insana ait olmuyor, bunca insanı bir dünyaya hapsetmek bir nevi ceza değil mi?

Fazla mı? Değil, içimde ikinci bir dünya var Pira!

Bu dünya nefes alıyor, benimle konuşuyor ve buraya ait olmadığımı haykırıyor.

Her sabah kuşlar uçuyor üzerimden, rüzgâr tenimi okşuyor, ağaçların dalları şarkılar söylüyor. Yağmurlar aralıyor pencereyi ve ben bu dünyaya düşüyorum ama öyle bir düşmek ki Pira, bir kelebeğin kanatlarında iniyorum yumuşak kumlara… Biliyor musun, önemli olanın görünmeyeni bulmak olduğunu anladım, ben ruhumu buldum Pira!

Bir deniz hayal et. Dingin ve sonsuz ben o denizin ortasında kırık bir sandaldım ama batmadım. Deniz beni yutmuyor, maviye boyuyordu… İşte o an durdu boşluk, her yer alabildiğine mavi ve inadına yeşildi. Hafızamdan giden kelimeler oldu; sınırı, sonsuza değiştirdim, telaşı dinginliğe ve eşyadan sıyrılıp bir nefes oldum!

Burada anlamlar yitik, suretler, buzlu cam hiç önemi yok eksikliğin ve tümlüğün, nesnelerin. Kurallar, sınırlar, engeller yok. Kitaplar ağaç yapraklarından ibaret, şiirler bir ırmağın akan sesinde. Gölge yok benliğimin üzerinde ve ben bu adını bilmediğim iklimin yerlisiyim. Esirlik, yalnız bir insan hükmünde midir? Şu içimi saran duyguların esiri sayılmaz mıyım? Gaybı çiğneyen bir at gibi coşan özlemlerimin, yalnızlığın hem sıcak hem soğuk yüzünün, kederin beni saran ellerinde boğulan umudun ve aşkın daima aşkın…

Kendi dünyasını kuran insan!                                                                                                                                                              

Biliyorum Pira, bulunduğun yere ait değilsin. Zaten sen hiç oraya ait olmadın. Alışmışlığın derin bağı tuttu seni, bir boyun eğiş yıktı dünyalar savaşında… Ruhun başka bir evrene gebe! Sen bul çıkar onu, zaman hatırlatıyor bazen, hayallerinin üzerine düşüyor bir tüy gibi. Farklı olan şeyler var biliyorsun. İçindekiler, kafandakiler bu dünyaya ait değil. Sen bir boşluksun, kendi evreninin boşluğu, yok olan, yitip giden zamana inat koşarsın. Düşünceler soyutlar düşünceleri sen, bu dünyada kıyafetsiz kalırsın. Yorulup durduğunda, kanatların varsa aç uçmayı öğren! Çünkü “İnsan kurallara sığmaz!” (Abraham, İstanbul, Mart 2001, s.2,”İnsan olmanın psikolojisi”)

Şu anki yaşadığın evrene geldiğin günden beri hep şu sorunun peşinde koşmuşsundur. “Ben kimim?”Evet Pira, aslında tüm insanlık bu soruyu sorar. Gerek farkında olarak, gerek olmayarak. Bu soru bir anahtar mıdır yoksa bir kilit midir bilmem ama elmas kömürde gizli, iplik pamukta, işte bu soru ait olduğun evrenin yolu Pira!

13-02-2019
Melike Gildir

Melike Gildir

Türk Dili ve Edebiyatı

Ben ki; sarı sıcağın bozkıra karışan dumanı, eylül yağmurlarının ilk kasırgasıyım. Akrep ve yelkovanın arasında, bir kavimler göçü güzergâhım ve akrebin zehri, vakti katleylediğinden bu gümrahım… İlk hevesim, ilk kavgam, bir yoldur ucu ucuna tutturduğum beyaz çizgiler…

Yoldayım… Gün devam ediyor, bir adanıştır yolda olmak! Neye adandığını bilmekse hakikatin gökyüzü. Ellerim bomboş çıkmışım yola ama güneşi avuçlamaktan vazgeçmiş ellerim, bir mum bulmuşum, tutuşturmuşum önce karanlığa sonra karaltıya…

melike.gildir.08@gmail.com