Eileen MacDonald’ın “Önce Kadınları Vurun”

       Hey! Herkese merhaba. Ben geldim.’ Sen kimsin?’ diyebilirsiniz. Hakikaten ben kimim? Değerli okuyucularım ilk bloğumda kendimi anlatmayacağım. Sizin zamanla beni tanıyacağınızı düşünüyorum. Yeni maceramda beni yalnız bırakmayacağınızı umut ediyorum :) Hadi başlayalım o halde.

       Kadınlara yönelik soru sorulduğunda herkesin benzer şeyler söyleyeceğini düşünüyorum. Asırlardır kadın belirli bir kalıbın içine hapsedilmiştir ve o kalıbın içinden kafasını dışarı çıkarmasına izin verilmemiştir.

      ‘Kadın ve şiddet ilişkisi’ denildiğinde aklınıza ne geliyor? Hayır hayır. Şiddet gören kadın değil, şiddet gösteren kadından bahsediyorum. Buradan nereye varacağımı merak ettiğinizi biliyorum. Bende merak içerisindeyim:)

      Geçenlerde Eileen MacDonald’ın ‘Önce Kadınları Vurun’ isimli kitabını okumuştum. İlgimi çekti ve kısa bir değerlendirme şeklinde sizlerle paylaşmak istedim.

“Önce Kadınları Vurun “  terörist eylemlerle ilgilenen polis ekiplerine verilen öğütlerden biridir. Bu öğüt neden veriliyor? Kadınlar erkeklerden daha acımasız oldukları için mi? Kadınlar erkeklerden daha tehlikeli oldukları için mi?  Bu sorulardan etkilenen Eileen MacDonald yaşadıkları toplumsal düzene başkaldıran ya da ülkelerin bağımsızlığı için savaşan kadınlarla röportaj yaptı.

Uçak sabotajcısı Kim Hyon Hui ile görüşmek için Güney Kore’ye, İsrail uçaklarını kaçıran Filistinli gerilla Leyla Halid’le görüşmek için Suriye’ye gitti. İntifada ’yı yürüten Batı Şeria’daki kadınlarla görüştü. ETA mensubu kadınlar için İspanya’ya, Kızıl Tugaylar ’ın eski üyesi Susanna Ronconi’yi görmek için İtalya’ya, IRA’nın savaşan kadınlarıyla röportaj yapmak için İrlanda’ya yolculuklar yaptı. Ve Eileen’e farklı örgüt üyesi kadınlar: eylemlerini ve nedenlerini, öfke, korku ve pişmanlıklarını anlatıyorlar. Bu kadınların öldürdükleri insanlar için pek pişmanlık duydukları söylenemez. Bunu anavatanlarını korumak için gerekli olduğunu düşünmektedirler. Onlar insan yaşamına zarar verilmemesi gerektiğini düşünüyorlardı ama acımadan da insanları öldürebiliyorlardı.
      
‘Önce kadınları vurun!’ emrini veren kişiler şunu dile getiriyorlardı. ”Hayatını seven önce kadınları vursun. Kadın teröristler çok daha kişilikli, daha güçlü ve daha enerjik. Bazı örnekler var ki, erkekler ateş etmeden önce bir an beklerken kadınlar hemen ateş ediyor.

Geleneksel olarak erkeklerin şiddete belirli bir tanışıklıkları vardır; kadınlar tam tersi Meryem ana figürleri olarak görülür. Kadınlar ellerine silahı alarak çifte suç işliyorlar: şiddet kullanarak ve insanların güvenli kadın görüşümüzü yıkarak.

Bu kitabı yazan yazarın temel amacı, şiddet yanlısı kadınları hor görmek yerine onların neden böyle davrandıklarını birebir gidip konuşarak anlamaya çalışmaktır. Bu şiddet yanlısı kadınların hiçbiri kendini terörist olarak görmezken, anavatanları için savaşta olduklarını söylemektedirler. Kadınların terörist örgüte girmekten başka aşması gereken şeyler vardı; düşman kadın cinsiyetçiliğe karşıda savaşmak zorundaydılar ve eşit olduklarını kanıtlamak için erkekten daha acımasız olmak zorundaydılar.

Herkes kendine göre kadınların şiddet yanlısı olma nedenini açıklamaktadır. Kimileri kadın teröristlerin erkeklerden farklı olarak dişi yanlarını kullandığını, kimileri bu kadınların lezbiyen olduğunu, kimileri çirkin oldukları ve kendilerini göstermek için bunu yaptığını, kimileri bu kadınların anormal olduğunu, kimileri şiddetten erkek sorunludur kadınlar tutkularının kurbanıdır şeklinde yorum yapmaktadırlar. Bütün şiddet yanlısı kadınları bir şeye bakarak tanımlayamayız. Çünkü hepsinin yaşadığı toplum farklı. İnsanların yaşadığı ortam onu şekillendirir. Örneğin Filistinli Leyla Halid’in içinde doğduğu toplum ve toplumunun içinde bulunduğu durum onu savaşçı olma zorunluluğu içinde bırakmıştır.

Yazarın kafamı karıştırdığı noktalar oldu tabi. Mesela bu kitabın girişinde bütün şiddet yanlısı kadınlardan bahsederken, kitabın genelinde üzerinde durduğu konu, ulusalcı özgürlük için savaşan hareketler. Bir başka bu kitapta yanıt bulamadığım şey ise çocuk ölümlerine neden olan kişiler arasında kadınların fazla olduğunu söylemekte ama bunun nedenini açıklamamaktadır. Yazar şiddet yanlısı kadınların neden böyle davrandığını anlatmaya çalışıyor ama sonuca vardığı pek söylenemez. Tabi bu benim görüşüm her okuyan farklı yorumlayabilir. Ama yine de yaptığı tebrik edilecek bir şey. Her insanın cesaret edip dünya gündeminde olan bu kadınlar ile görüşme ayarlayıp bu eseri ortaya çıkaramaz.

Bazı konularda yazara kesinlikle katılıyorum. Mesela, kadınlar üye olduğu örgüte duygusal bir bağ ile bağlanıyorlar ve bunun içinde annelik içgüdüsü de var. Bu yüzden erkeklerden daha acımasız ve sonucu ne olursa olsun davalarına ihanet etmiyorlar. Kadınlar erkeklere oranla acıya daha fazla dayanıklılar, sinirleri erkeklerden daha güçlü ve aynı zamanda hem etkin hem edilgin olabiliyorlar. 
Bu kadınlar sadece baskıcı toplumlara karşı değil bütün dünya da şiddet yanlısı kadınlara karşı tabuyu kırdılar.

Kitap akıcı ama sıkıldığım zamanlarda oldu tabi. Kitabın bazı noktaları çok ilgimi çekti. Örneğin Filistinli kadınlar ile birlikte çocukları intifada yer alıyordu. Çocuklarını çok seviyorlardı ama irtifada onlar için daha önemli idi. Ve ilgimi çeken başka bir nokta çoğu kadın çocuk sahibi olmayı bile istemiyordu savaş için ve kimisi çocuğunu bırakıp eylemlere katılıyordu.

Sonuç olarak insanları davranış ve görüşlerinden dolayı hor görmek yerine onları anlamaya çalışmalıyız. İnsanların yaşadığı sosyal çevre, psikolojik durumları vb. durumlar farklıdır ve sergilediği davranışlarda haliyle farklıdır. Ve bu yüzden insanların bulunduğu durumları göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmalıyız. Ve kadınlar üzerindeki kalıpları yok edip özgür ve eşit düşünmeyi bir an önce öğrenmeliyiz. Ve son olarak kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum.”İnancın, öfkenin, yurtseverliğin, kadınlığın çelişkiler yumağında şiddetin şiirini yazan kadınlar, direnen, çözülen, düş kırıklığına uğrayan kadınlar…”

Umarım beğenmişsinizdir ve umarım beni tanıdığınıza memnun olmuşsunuzdur. Kısa zamanda kavuşmak dileği ile hepiniz kendinize sevgiyle bakın…
 

13-09-2018
Nazmiye Kırık

Sosyo Günlük

Nazmiye Kırık

Sosyo Günlük

Sosyoloji Bölümünden yeni mezun oldum. Gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi, okumayı, konuşmayı, hareketliliği, araştırmayı, insanlara yardım etmeyi, doğada yürüyüş yapmayı, hayvanlarla arkadaş olmayı seven inatçı bir Karadenizliyim. Sosyolojik olan çoğu konuyla karşınızda olacağım...

nazmiyekirik@medyacuvali.com