Dokunmak

A+ A-

Bugünkü anahtar kelimemiz: dokunmak…

Nereden çıktı şimdi bu?” dediğinizi duyar gibiyim. Lütfen acele etmeyin.

Yalnızca tuşlara, ekranlara değil; birinin duygularına dokunmak, yüzündeki gülümsemenin, gözlerindeki o parıltının sebebi olabilmek de aslında dokunmak. Ve sanırım insan olarak kaçırdığımız en büyük nokta bu.

En büyük mutluluk kaynağınız nedir?

Hemen cevap vermeniz gerekmiyor. Acelemiz yok. Hele ki mutlu olmak için hiç acelemiz yok.

Biliyorum bu cümleler size oldukça klişe gelecek ama doğruluk payı olduğunu hepimiz iyi biliyoruz. Dünya küçücük siyah ekranlara sığmaya başladığından beri tükenmişlik sendromları, sosyal medya bağımlılıkları, ekranlarda görünen hali gerçeğinden farklılaştıkça bireyleri yıpratan hayatlar havalarda uçuyor. Bireyselleşmek, özgün ve özgür birer birey olmak ne kadar kıymetliyse, insan doğası gereği içinde bulunduğu topluma, doğaya dokunmak da bir o kadar kıymetli bence.

Acaba mutluluk, dokunduğumuz ekranlarda gördüğümüz kırmızı kalplerde değil de dokunduğumuz kalplerde mi?

En son ne zaman yalnızca içinizden geldiği için bir şey yapıp bir başkasının yüzündeki gülümsemenin sebebi oldunuz?

Hemen cevap vermeniz gerekmiyor. Acelemiz yok. Mutlu olmak için aslında hiç acelemiz yok.

Çocukluğumun en güzel anılarından biri her sabah mutfak camımızı tıklatan güvercinlerdi. Bu ürkek kuşların gelip gagalarıyla camımızı tıklatması, adeta bize “Günaydın” demesi gerçek bir mutluluktu benim için. Her sabah kahvaltımı o güvercinlerin babaannemin camın kenarına bıraktığı ekmek kırıntılarını mutlulukla yemelerini izleyerek yapardım.

Amerikan Sosyoloji Derneği tarafından 2001 yılında yayınlanan bir araştırma gösteriyor ki gönüllü bir aktivitede bulunmanın insanın iyilik halini sağlamakta ve bunu korumakta oldukça etkili. Üstelik bu iyilik hali yalnızca ruhsal iyilikten ibaret değil. Gönüllü işler yapan bireylerin fiziksel sağlığının da gönüllü çalışmalara dahil olmayan bireylerle kıyaslandığında belirgin olarak daha iyi bulunmuş bu çalışmada.


Yavru bir sokak köpeğini kucağınıza alıp sevdiğinizde, gözünüzün içine bakarken hissettiğiniz o duygu var ya, aslında onun adı mutluluk. Elinizde koli koli kitapla, kütüphanesi olmayan bir okula gittiğinizde o öğretmenin gözünün içindeki parıltı var ya, işte onun adı da mutluluk.

Dedim ya, mutlu olmak için aslında acelemiz yok. Kaç kişinin yeni paylaştığınız fotoğrafın altına sizi ne kadar beğendiklerini yazdığının bir önemi de yok. Siz, kaç kalbe dokundunuz, bence onu sayalım :)

Sevgilerimle,

Psk. Sara Sinem Sozan


Kaynakça

Thoits, P. A. (2001), Volunteer Work and Well-Being, Journal of Health and Social Behavior 42(June), 115-131.

29-04-2019