Derinden Yüzeye / Anahtar

Anahtarlarım karanlığımın çıplaklığıdır. Anahtarlarım parçalıdır, parçalar köşelere saçılmış ölümlerin kalplerindedir. Parçaları birleştirebilmek de; tıpkı kilidin açılışının ardından karanlıkta okuma yapabilmek kadar benzer bilinçli kavrayış, benzer ölümlere dokunabiliş, benzer cesaret gerektirir. Ellerinin kendi cesedinin kanına bulanmasından korkan bir benlik tarafından anlaşılmayacağımı bilerek ve bu türden  bir anlaşılmayı zaten istemeyerek, ''yüzeye'' düşmek isteyecek denli ''delirmediğimi'' bilerek, derinlerin önemine ve kendisine her algının ulaşamayacağını bilerek yazıyor/çiziyor/görüntülüyorum.

''Her bilinç düzeyinde anlaşılmayı istememek.'' Evet doğru yazdım. Bunun kaynaksal temeli; her bilincin, her algının eş olmadığını bilmektir. Mesafeyi/mesafemi biliyor olmak benim kibrim değil, mesafenin ötesinde olan benliğin kabullenmeyişidir. Aslında asıl kibir, olanı egosal bir zedelenmenin önüne geçmek dürtüsüyle reddetmektir. ''Ben olamam, ben ve algılarım mükemmeldir'' kapısına açılan kabullenmeyişin kibir oluşunu da, mesafeyi oluşturmuş benliğe duyulan hınçla bedelini ödetmek istercesine bilinçdışında/farkında olunacak kadar iletişimin olmaması söz konusuyken kibri mesafeyi oluşturan kişiye yüklemek kibrin asıl kaynağıdır esasen. Bu yansıtma savunması veya savunma mekanizması esasen var olanı yok etmek yerine göz önünden kaldırmak ve ertelemekte işe yarar bir yöntem sadece. Kibrinizi görünmediğini sandığınız formda sağa sola, hınç duydularınıza bedel olarak akıtırken sızıntıya dirençli duvarlarla karşılaştığınızda ve akış birikimi size geri dönmeye başladığında ise aslında size dönmüş olan sizden akmakta olan birikmiş ve bizzat size ait olan kibir gölüdür. Gördüğünüz; aslında bizzat bir ayna misali kendinizsinizdir farkında olsanız da, olmasanız da. Ve tam da bu anda bu birikmiş kibir gölü size geri dönmeye, yavaş yavaş damlaya damlaya göl olup sizi bizzat kendi kibirinizde boğmaya başladığında nasıl da elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi saldırıyorsunuz ama! ''Çocuk'' yakıştırması; saklamak istediklerinizi ve sakladığınızı ''düşündüklerinizi''  saklayamayışınızdan, bir çocuğun ebeveynine açık olduğu kadar açık, sandığınızdan daha yoğun bilgi sızdırır halde oluşunuzdan dolayı. 

''Herkes/çokluk'' tarafından anlaşılmak; derinden yüzeye düşmektir, herkes tarafından anlaşılmak için derinliği yüzeyselleştirmektir. Bu ise benim için kabul edilemez, ölümlerimin net karanlığının yanında ''mide bulandırıcı'' bir hal olarak kalmakta. Yüzeye düşmek, kendimi zehirlemeyi hakettiğimi düşündürür, yeniden derinlere yolculuk için. Yüzey bir düşüştür. Sığ ve sıradan bir algılayış ''şey''i olduğu gibi görmekten düşüştür, erimekte olan bir benlikten görmek ve algılamak, herkes gibi görmektir. Yüzeyler herkes içindir, herkes için apaçık olandır, orada öylece durur. ''Benzer'' değerlendirmelerden, kalıplaşmış bakışlardan ve algılamalardan geçer ve kalıplaşmışın dışında kalmış bir ''algılamak'' pek de mümkün görülmez. Şu ana dek, ''kendime aitm bir algıdır bu'' denilemeyecek kadar insan zihnine verili olan kalıplar ve algılar sürecinden, bakış açılarından geçerek bir sonuç sunar. Bu sonucun üzerime yapışmasını ve beni kılıflanmayı/kalıplaşmayı/sınıflanmayı zaten istemem, kalsın! 

Bir başka konu olarak ise, üslubumun yumuşak ve narin, pışpışlayıcı olmasına ve kimseyi pışpışlamaya da ihtiyaç duymuyorum. Ben bizzat kendim söyleyeceğim, kendimi benden iyi bilebilecek bir başka algı söz konusu olmadığı/kendimi en iyi bilecek olan yine bizzat ben olacağım için. Hiçbir kategori, hiçbir sınıflama, hiçbir sıfatlamaya ve hiçbir kalıba ihtiyaç duymuyorum. Bu kalıplar arasında kendini en iyi besleyen kalıp olarak gördüğüm yüzeysellik kalıbına ise hiçbir koşulda ihtiyaç duymaya dair bir düşünce beslemiyorum. Yüzeysellik boğuculuğundan sıyrılmış her ''derinlik'' bilincine sahip benliğinin ise beni tam uyuşum dahilinde olmasa dahi yüksek oranda anlayacağını biliyorum.



Kendimi kendi gözlerimle görüyorum. Kılıflarımı yırttım, bana benden habersiz verilmek istenmiş, beni benden daha iyi tanıyabileceği iddiasına girebilmiş, ''sığ'' ve aslında zayıf/manipülatif zihinlerin sınıflandırmalarını/kalıplaştırmalarını yırttım. Kendisinden güçlü görülmüş insanlar için özenle tasarlanmış her dibe çekiş manipülasyonu, her yargıdan ''kendiliğimi'' sıyırdım. Gördüğüm yerde tanıyabilecek kadar! Kendimi ancak ve ancak en iyi ve en açık yine kendim bilebileceğimi bilmekten, kendimi kendim bilmek istemekten ve tam da bu aşamada ayağıma takılacak köstek ''sözde'' tanımalara ve tanımlamalara, manipülatif ve sözde sıfatlara/kılıflara ihtiyacım olmadığını bilmekten kaynak alan nedenlerle.

Eksik olan, çarptırılmış olan, yüzeyde kalan, eksik oluşuna/cehaletine rağmen sıkı sıkıya bağlanılan, adeta adanılan, yüzeyin altında başka türden bir birikinti barındıran ve hatta bazen de derini ile saptırılmış/çarptırılmış; kılıfları/yüzeyleri ironik olan ''şeyler'' için kendi bakışımdan geçen, kendiliğimdeki düşüncelerimi/görüşlerimi/kendi gördüğüm derinliği yazmak ve dolayısıyla da bu düşüncelerimi yazarken de aslında kendimi yansıtmak, yeraltımı/karanlığımı; sözde apaçık ve aydınlık, sözde mucizevi ve mutlu, sözde mükemmel ve kılıflı çiçekleri açan, kılıfın altından ölü zihinlerin/görüşlerin/algıların çürümüş ceset kokularını saçan ölmüş benlikler için uydurulmuş çiçeklerle bezenerek kumaşlanan pislik kokan kılıfların, mükemmel kalıplaşmış ve açık görüşlü olma yalanıyla aslında sahip olduğu kalıpların dışında kalan hiçbir şey olmayacağı düşüncesine kendisini saplamış ve her şeyin ama her şeyin bu belirlenmiş kalıpların içerisine girebileceği ''saçmalığı'' ile kendini kandırmak yoluyla bu kalıpları yine olan-olabilecek her ''şey'' için dayatan mekanikleşmiş bu yüzeyselliğin altındaki çürüklüğü, kaynağa gidiş ve ''gerçekten'' düşünmek eyleminden -bana göre- uzaklaşılmış, kendimizi köleleştirmek arayışındaki bu yaşamın karşısına koyarak zihnimi buraya sızdırmak için buradayım.





Bu bağlamda ilerleyecek olursak bu sızdırışı/sızdırılanları anlamaktan daha önce anlaşılması gereken -bana göre- başka bir mesele vardır. ''Sızdıran'' konumunda yer alan kişiyi, anlatımını, varsa metaforlarını anlamak. Daha da ötesinde, çok uç bir nokta olarak ise en temelde, en derinde ne olduğunu anlamak. Keza bir düşünceyi anlamak için önce, düşüncenin kaynağı olan zihni ve enerjiyi anlamak gerekir. Bu türden bir kavrayış şayet yoksa, sızdırılmış hiçbir düşünce olduğu gibi, nasıl ise o halinde anlaşılmayacaktır.Çünkü düşünce; onu ortaya koyan/dışarı sızdıran kişiden/zihinden tümüyle bağımsız, ayrımlaşmış/ayrılmış, kendi başına nesnelleşmiş ve nesnelleşebilecek bir apayrılık değildir. Bir düşüncenin ne ise o halinde kavranabilmesi, kaynağın ne ise o şekilde çarpık bir duruma getirmeden kavranabilmesiyle doğru orantılı olarak mümkünat kazanabilir ancak. Çünkü düşünce, onu ortaya koyan kişiye dair, ister kendisi bağlamında ister ortaya çıkması adına yönenilen yön, incelenen kaynak, yönelimin yönelimi adına bir izi öyle ya da böyle taşırlar. Ve çünkü zaten düşünceler; bir başkasıyla eş algılama olanağı dahilinde olmayan kişisel zihinlerden çıkıyor en başta. Bu yüzden yinelemeliyim ki düşünceler, onları düşünenlerden bağımsız ve apayrı/ayrıklaşmış bir gerçeklik olarak ele alınamazlar. Ve tam da bu sebebin oluşturduğu kaynak neticesinde önce ve her şeyden önce kendi ''yeraltımı''; bizzat kendiliğimin dili ve ifadelerini, onların kendisi olan ve onları en iyi şekilde bilebilecek bir ''ben'' olarak, temelde yer alan bilgi dahilinde en iyi okuyabilecek ''ben'' olarak ortak bir açık alana/belki yeryüzüne sızdırmaya çalışacağım. 

Burada yapılan; yeraltı aydınlatmaktan öte, yeraltı ile tanışmak/tanıştırmak/okumlamaktır denilebilir. Çünkü o olduğu gibiliği ile, olduğu gibiyken onu aydınlatmak ondan olduğu gibiliğini almak, saçmalama türü olarak yersiz/hadsiz bir kalıplaştırma ile neredeyse eş olacaktır. Bu bir yeraltı aydınlatmak değil, yeraltının dili, gözleri ve zihni ile, kendini kendiliğinle, kendiliğindeki ''kendi'' gerçekliğinle yüzleştirmektir. Bunlar birilerinin çok umrunda olduğu için değil, artık sızdırmak istencimden kaynaklı sızdırılmaktadır da bir yandan.




Sorgulamadan, düşünmeden, kavranılmadan alınan/kabul edilenlerden/putlaştırılanlardan/tapınılanlardan kurulu yaşama, bir yığın vazifesi gören ezbere kavranılmış hıtır hıtır mekanik bir robot misali işini gördükten sonra rafa kaldırılan/ yaşama zerre kadar işlememiş, sığlaştırılmış/bir sınıra hapsedilmiş, gerçek öneminden ve gerçekliğinden kopmuş, aslında yaşamın kendisiyle de bir bütün bir halde olduğu idrak edilmemiş ''bilgi''ye/kavramlaştırılıp soyutlaştırmanın ardından sınırlandırıldığı süreç içerisinde yaşamdan kopartılmış, yaşamla bağı zayıflamış, önemi ve içeriği çarptırılmış ve hatta içii boşaltılmış, yaşamdaki yerinden edilmiş ve ayrıklaştırılmış, apayrı ve kendi başına üst bir formda gerçeklik olarak kabul edilmiş mekanizm odaklı bilgi kavrayışına/kalıplarda sıkışmış, sınırlı, dar ve sığ ''budur ve başka bir olanaklılığı yoktur'' denilen olabilirlikler bütününden olabilirlikleri alınan dayatmalara, dayatma bakış açılarına ve algılama türlerine/  yüzeysellik ve sahteliğin nesnelleşmiş boyutu olan benliğinden bi'haber erimiş benliklere ve aslında bu bağlamda benliksizleşmekte olan benliklere; görebildiğim, anlayabildiğim, kavrayabildiğim gerçekliği ve bu bağlamda zihnimin bir yorumu olan gerçekliğimi olduğu haliyle dayatım/kategori/sınır ve dayatmalardan arındırılmış /paranteze alınmış bir halde görebildiğim ve bilebildiğim kadarıyla bilmekle tüm bu saçmalıklar yığınına ve yığıntı haline gelmeye karşıt konumlanmaktır benim meselem. Karşıtlığımı ortaya koyabilmek, karşıtlığımın gerekçeleri olan algı süreçlerimi ve farkında olabildiğim ölçüde algı süreçlerimde gerçekleşen dönüşümü ve an içindeki sonuçlarını sızdırabilmek. 

Kılıflarımı/sıfatlarımı yırttım; kılıflarımı yırtmakla yaptığım karanlığımı/yeraltımı çırılçıplak bırakmak oldu, önce kendime. Soyunmuş karanlığım/yeraltım  ve çıplaklığım ilk önce iliklerine dek ferah kokulu bir ölümdür. Ve bu bir nevi kendi yeraltında kaybolmaktır, yeni baştan keşfetmek. Eklenmeli ki karanlıkta görebilir bazı zihinler zihnimi; karanlıkta görebilen zihinler okuyabilir/görebilirler. Karanlıkta görebilen zihinler için yeraltımı serbest bırakmakta olduğum bir süreç içinde zihnim. 


02-10-2018
Gizem Köseoğlu

Pluto's Jupiter

Gizem Köseoğlu

Pluto's Jupiter

Varoluş'un Senfonisi

Gizem/Felsefe/Anka/Dönüşüm​/Başkaldırı/Özgürlük/Tutku

gizemkoseoglu@medyacuvali.com