Dalmaçya Kıyıları – Korčula & Krka

Hvar Adası’na gitmek için yola çıkıp , kendimizi nasıl Korčula’da bulduğumuzu ‘’ Dalmaçya Kıyıları – Split ‘’ yazımda anlatmıştım . Şimdi sıra geldi şans eseri yollarımızın kesiştiği bu adada neler yaptık ? Neler yedik – içtik - keşfettik ? Ve sonrasında neler oldu onlardan bahsetmeye .

     

Adaya inince ilk dikkatimizi çeken ,  her yerde rastladığımız Marco Polo ismi oldu . İtalyan gezgin Marco Polo ‘nun doğduğu adaymış meğer Korčula. Hal böyle olunca da adalılar dükkanlarının , otellerinin , cafelerinin tabelalarında Marco Polo’nun adını yaşatmaya devam etmişler.

                                                                 

Daha önce birkaç Türk ve Yunan adası gezmiş biri olarak söyleyebilirim ki bu adanın her yerden başka bir atmosferi  var . Rakım çok yüksek olmadığından , adanın denizle birleşen kesimlerinde Adriyatik Denizi ’nin tam ortasında olduğunuzu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sığ deniz , dibini cam gibi gösteren , pırıl pırıl turkuaz bir manzarayla her sokağın sonunda karşılıyor sizleri.

  

Mis gibi bir hava , pırıl pırıl bir deniz , huzur ve dinginlik arayan herkes Korčula ya !!

                                                          ***

Biz adaya indiğimizde daha iş yerleri açılmamıştı .  Kahvaltı yapabilmek için ada halkının güzellik uykusundan uyanıp , iş başı yapmalarını beklemek şart oldu. Burada hayat yavaş  , insanlar slow motion  . (Belki de onlara göre biz fast motion 'ız  )

Arula adlı kafede adanın şekerli ,  Utopljenici çörekleriyle kahvaltımızı yaptıktan sonra başlıyoruz surlarla çevrili mini Old Town bölgesini keşfetmeye .





 Old Town’daki müzelerden ‘’Marco Polo’nun doğduğu ev ‘’ Korcula’ya gelen turistlerin en uğrak noktalarından .


                                  

Eski Şehir bölgesinin birbirinden güzel manzaralara ev sahipliği yapan dar ara sokakları , kalabalık ve gürültüden uzak minik işletmeler , defalarca önünden geçtiğiniz meydanlar ve her geçişte güneş ışınlarının farklı bir açıyla düşmesinden dolayı göze farklı gelen halleri burada zaman kavramına farklı bir açıdan bakmanıza sebep oluyor .

                 

Sanki sabah gezdiğiniz sokaklar öğleden sonra farklı bir kimliğe bürünüyorlar. ‘’ Acaba akşam nasıl görünecek buralar ? ’’ diye düşünürken, akşam dönüş feribotunda olacağımızı hatırlayınca bir hüzün kaplıyor içimi .


                                             

                  

    
  
                                            


Deniz mahsüllerinde iddialı olan Korčula ‘daki en iyi restaurantlardan Konoba Tramonto , çalışanlarının güler yüzlülüğü ve güzel jestleriyle de bizden tam puan almayı başardı .

   

 


Adada geçen ağır aheste , huzur dolu bir zaman diliminin ardından , gün batarken feribota yetişmeyi ve bu sayede Split’e ulaşmayı başardık .

 

   

Split limanına indikten sonra Old Town’a geçip güzel bir akşam yemeği için Trattoria Bajamont’a uğradık . Orta Çağ’dan kalma dar bir sokakta akşam yemeğinin keyfi bir başka oluyormuş . Üstelik Hırvatların tabakları büyük , porsiyonları küçük olduğundan tatil boyunca yarı aç gezmiş olsak da bu restaurant bir istisna . ! Yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp , deniz mahsüllü makarnasını afiyetle mideye indirin.

                               

( Burada yer bulamayanlar Ujeoil Bar da şansını deneyebilirler )

Krka Ulusal Parkı

Split’ten ayrılarak dönüş yolculuğumuza başladık  . Son olarak , yol üstündeki Krka Ulusal Parkı’na uğrayıp tatili sonlandırmayı planlamıştık. Split yakınlarındaki Trogir adlı güzel şehir , uğranılmadığı için içimizde hep bir ukte olarak kalacak . Neden uğramadınız diyecek olursanız ; çünkü  ‘’Otobanda dönüşü kaçırdık ‘’ Kaçırmamız ve kaçırdığımızı farketmemiz saniyeler içinde gerçekleşirken , bir sonraki dönüşe gelene kadar neredeyse Krka’ya varmıştık .
   

Resimde de gördüğünüz üzere Krka şelalelerden , göllerden , envai çeşit bitkiden oluşan çok güzel , doğa harikası bir park .

Bizim ülkemizde de bir o kadar güzel şelaleler , doğal parklar yok mu ? Elbette var .

Gitmezsek bir şey kaybeder miyiz ? Tabiki hayır. 

Not : Gölde yüzmeyi seviyorsanız yanınızda mayo götürmenizde fayda var.

Dalmaçya Kıyıları yazı dizisini bitirmeden önce Hırvatistan’a dair izlenimlerimi toparlayacak olursak ;

-        Dalmaçya Kıyıları Allah’ın Hırvatlara bir lütfu. Doğa o kadar güzel ki adamlar hizmeti kaliteli hale getirmeye , güler yüzle tatlı dille turistin etrafında pervane olmaya gereksinim bile duymuyor .Çünkü turist her halükarda geliyor ve Hırvatlar turiste sezon boyunca doyuyor .

-        İçine fesleğen koydukları herşey çok lezzetli oluyor diyebilirim.

Deniz mahsülleri de bu adamlardan sorulur . Üç tarafının denizlerle çevrili olmasının hakkını vermek bunu gerektirir . 

10-05-2018