CANAVAR

A+ A-

-          Bana ne oldu?

-          Söylesem de inanacağınızı sanmıyorum.

Yüzüne baktım. O da bana baktı. Sesi ne kadar güzelse yüzü de o kadar güzeldi.

-          Meslektaşız biz. Öyleyiz değil mi? Doktorsunuz?

-          Evet meslektaşız. Aslında size ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. ‘Bilemiyoruz’ desem daha doğru olur. İsterseniz siz sorun merak ettiklerinizi ben sorularınızı açıklamaya çalışayım.

Yataktaydım. Hastane değildi burası ama yatağım hasta yatağıydı. Genç doktor yatağımın yanındaki koltuğa oturmuştu. Bana bazen endişeli baktığını fark ediyordum. Hastalığımdan dolayı endişelendiğini düşünüyordum.

-          İlk sorum şudur, tehlikeyi atlattım mı?

-          Tehlike mi? Sağlığınızın tehlikeli bir hal aldığını düşünmüyorum. Siz hep iyiydiniz.

-          Öyle mi?

-          Evet.

-          Ama her tarafım şişmişti. Konuşamıyordum. Göz kapaklarım açılmıyordu ödemden. Hatta enjektöre Adrenalin çektirdiniz.

-          Siz hastalıktan dolayı şişmediniz değerli meslektaşım. Sizi çok fena dövmüş arkadaşlar.

Arkadaşlar beni dövmüş. Yok, öyle değil.  Arkadaşlar beni çok fena dövmüş. Evet, şimdi onun anlattığına daha çok benzedi ifade. Arkadaşlar beni niçin dövdü acaba? Yüzüne bakıyorum. O kadar çok soru var ki gözlerimde.

-          Çok yorgunsunuz. Dinlenin biraz. Akşam yemeğinden sonra yeniden konuşuruz.

-          Beni yıldırım çarptı, değil mi? Bunu söyleyin bari. Yıldırımı hatırlıyorum. Yakınıma düşmüş olmalı.

-          Size yıldırım çarpmadı. Arkadaşlar sizi durdurmak için elektrik verdiler.

Bu son söylediğini kapıya yaklaşırken söylemişti. Bunu söyledi ve dışarı çıktı. Odada yalnız kaldım. Ayaklarımın yatağa bağlı olduğunu da o zaman fark ettim. Benim kaçmamdan korkuyor olmalıydılar. Ben oldukça sıradan bir doktordum. Yazarlığım da vardı. Ama ne gazeteciydim ne de sistem karşıtı yazılar kaleme almıştım. Ben böcekten çiçekten söz eden kendi halinde bir yazardım. Ne yolsuzluklar hakkında yazı kaleme almıştım ne de yönetimdekileri eleştirecek bir yazı.

Arkadaşlar neye kızmışlardı acaba? Ağzımda dilim yoktu yönetime karşı. Madem böyle dayak yiyecektim, elektriklerine çarpılacaktım yazsaydım keşke de içimde kalmasaydı. Her iktidarın eleştirilecek yanlışları olur. Ben yazmak istemem o yanlışları. Kötü adamları da yazmam. Ben güzel kadınlardan, derin kaderden, muazzam dengeden söz etmeyi severim.

Ellerimi bağlamamışlar diye düşündüm. Ağzımı kapatmamışlar. Sadece ayaklarımı bağlamışlar. Yürümemi istemiyorlar demek ki… Uğur Mumcu katledildiğinde yürümüştüm. Anıtkabirin bahçesinde ‘Çok fena Şantaj kokuyor’ demişti biri. Şantaj isminde meşhur bir parfüm vardı. Gülmüştük. Uğur Mumcu’ ya üzülmüştük.

 Hep gülmek istedik biz. Hep gülsek, ince esprilere, derin mevzulara, büyük resimlere muhatap olsak istedik. Kaybolan gazetecilere, dövülerek öldürülen gençlere, hücrelerde heba edilen değerlere tanık olduk. Dağlarında kanayan yaralara, yolsuzluk taşıyan kamyonlara, sıraya giren beyin göçlerine tanık olduk. Sustum ben. Yazmadım. Yürümedim. Sol kolumu kaldırmadım. Bir balyoz gibi sıkmadım yumruğumu. Ben gülmek istedim hep. Ahlaklı, dürüst, umutlu gülümsemeler ısmarladım ömrüme.

Genç doktor hanım geldiğinde Binbir Gece Masalları’ nı düşünüyordum. Bu müthiş esere bir masal daha katmaktan daha büyük bir hayalim olmadı hiç, diye düşünüyordum. Bütün yazarların hayali budur sanıyorum.

-          Akşam oldu mu?

-          Olmadı doktor bey. Ben size bir resim getirdim. Resmi görünce birçok şeyi kendiniz anlayacaksınız.

-          Yıldırım çarpmadı, dediniz. Peki gemi? O da mı yoktu?

-          Sizi gemide bulmadı arkadaşlar. Ormanda bir tuzağa yakalandınız. Gemide sallandığınızı bu yüzden düşünüyorsunuz. Sizi bir ağ yukarı çekti ve arkadaşlar sizi buluncaya kadar sallandınız. Sizi bulunca da korkup elektrik verdiler.

-          Benden mi korktular?

-          Resmi gösterince anlayacaksınız. Ama önce bir hatırlatma yapmak istiyorum. Kafka’ nın Dönüşüm isminde bir romanı vardır.

-          Aslında uzun hikayedir o. Roman değil.

-          Böceğe dönüşen kahraman. İşte size de tam olarak bu oldu.

Elindeki resmi bana gösterdi. Keçi başlı keçi ayaklı bir goril resmiydi bu.

-          Siz bu canavara dönüştünüz.

-          Dönüşüm hikayesindeki böcek, aykırı düşüncedeki gençlerin yakınlarının gözündeki halini simgeler. Ben kimseyle ters düşmedim. Aykırı biri olmadım. Her zaman sıradan biri olmaya çalıştım.

Genç doktor gülümsüyordu. Gülümseyebilmek ne güzeldi.

-          Ağ ile yakaladılar, elektrik verdiler. Hepsi tamam. Peki, neden dövdüler beni ‘arkadaşlar’?

-          Mecburen. İnsan olmak istememişsiniz. Bıraksalardı da bir canavar olarak mı kalsaydınız?


Kaynakça

Kullanılan görsel ressam UĞUR AKALIN tarafından çizilmiştir.

20-05-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog