Büyüklere Oyunlar- Oyun 8: Hatıralar Müzesi

  Anı yaşa anı yaşa deyip duruluyorlar. Peki ya anılarımız… Anlar birike birike anılarımızı birleştiriyor, çoğaltmıyor mu? Bir bütün halinde sarıp sarmalıyor bizi de, anda kalmayıp devam etmiyor muyuz yaşam serüvenimize?
Yaşadıklarımızı ara ara yad edip, hafifçe gülümseyip, yeri geldiğinde de iki damla yaş süzülüp yanağımızdan akmıyor mu?
 Anlarla, anılarla devam ediyoruz. Zaten geçmişle bağlantılarımızı bırakmak istemeyiz ki. Hatta bu bağlantılar bizi ayakta tutar, besler. Bizi biz yapan özellikleri yeniden bize hatırlatır. Yeni bir şeye uyum sağlamamızda, uygun şartları yaratmamızda destekler.


Anılarımız ve anılarımızı paylaştımız kişiler... İç içe çeşitli kombinasyonlarla ilerlerler…
Yaşananlar milat olsa da olayların ilk kahramanı, ilk tanığı sizsinizdir. Bir anı, somut kırıntılarıyla her önümüze geldiğinde, kendinize başvurmanın ayrı bir gururunu yaşarsınız her seferinde.
Anı biriktirirsiniz, anı hatırlarsınız, belki de o andan somut bir şey ile döner ve o somut nesneye binbir anlam yüklersiniz. Belki bir bilet, belki bir ağaç parçası, belki bir fotoğraf, belki de başka bir sürü nesne sizi o anla, o olayla, o kişiyle yeniden buluşturur. 

Çok mu kaptırdım gittim. Taa nerelerdeyim. Haydi dönüp geleyim şimdiki yaşantıma diye silkindiğinizde, dudaklarınızın kenarında hala hafif bir gülümseme kalmıştır. İşte o gülümseme, bırakmaz bu mutlu hatırlamalarınızı. Küçük küçük de olsa eğlenceli saçmalamalarınızı.
 “Bir insanla birlikte ne kadar saçmalıyorsanız, o kadar samimisinizdir.” diye Woody Allen söylemiş, güzel de söylemiş. Saçmalamalar, eğlendirir. Binbir ilişkisiz olayla art arda bağlanan konuşmalarınız hiç kesilmez. Komikmişiz dersiniz. Oluşturduğunuz bu kurgular, eğlenceli hatırlamalar, anılardan size kalan güzelliklerle samimiyetlerden süzülüp gelenlerdedir.

 

Anlar... Anılar... Gülümsemeler...Kişilerle birikip birikip gelenlerin yanında gelecekteki isteklerimiz için de biriktirdiklerimiz var da vardır. Hayallerimizin içinden usulca sıyrılıp bizi tetikleyenler… Birikim yapmaya başladığımız maddi manevi her şeyi torbamızda topladıklarız. Zaten torbada birikenler de biz de şanslıyızdır. Biz onları, onlar da bizi seçmiştir ki!
İlk birikimlerimiz tabiki bayram harçlıklarıdır. Anne-babamızdan okul için aldığımız minik minik para kümeleridir. Büyüklerimizden, dededen, anneanneden babaanneden gelen süpriz paralardır. İşte bu paracıklar hep hep kumbaradaki yerlerini almaya hazırdırlar.

 

Küçücükken kumbaramıza birer birer attığımız bu paralarla umutlarımızı çoğaltırdık. O küçücük kumbaradaki umutla cesaretlenip daha sonra alabileceklerimiz için büyük düşlerimizi saklamaya başlardık. İşte öyle alışmışız.  Biriktiriyoruz, biriktiriyoruz, biriktiriyoruz. Yapmak istediğimizle birleşeceğimiz noktada, işte tam o noktada bir festivalin içindeyiz. Maddi, manevi, duygularımızın bileşeninde havai fişekleri hareketlendiriyoruz. Vee zafer bizim diyoruz. İstediklerimize ulaşmanın birikimini geçmişten geleceğe taşıyoruz.
Biriktirmek...Duygularımızı, anılarımızı, hedeflerimizi biriktirmek...
Çoğaltmak. Kocaman, çok kocaman bir yerde saklamak, saklamak, saklamak.  Onların varlığıyla mutlu olmak... Çatı katlarında, depolarda biriktirmek… Birikirmek bir dağ oluşturmak... Koydukça koymak, istifledikçe istiflemek. Sevdiğimiz eşyaları bırakamamak. Bir onlara bir depoya bakıp emin ellerdeler diye sevinmek. Sanki onları orada güvende bıraktık diye düşünmek.

 

Neler neler vardır zamanla geçer, gider, kalır. Çatılara, depolara girip bir adım bile atamazsınız. Bazen de aradığınızı bulmuşken oturup kalırsınız o yığının ortasında. Eski resimler, eski eşyalar, eskiler… Çeker size usulca. Anılarınızı canlandırır. Küçük bir bisiklet aksesuarını görünce ilk bisiklet sürdüğünüz zamana bile dönebilirsiniz.
Müthiş zevkli bir maceradır depolara, çatı katlarına girmek ve zaman akıp giderken çıkamamak.
Şairler, hikâyeler, depolanan bir sürü eşya hatta Don Kişot’un bile çatıya kaçtığı bir çocuk kitabını “Çatıdaki Gezegen” i hatırlatır bu maceralarımız.
Çatıdaki Gezegen’de, apartmanlara sıkışan çocuklar, çatı katlarında bir keşfe çıkıyorlar ve özgürlüklerinin, keşif ruhunun ve hayallerinin peşinden koşuyorlar. Bizi de okurken böyle bir maceraya sürüklüyorlar. 

 İşte böyle bazen bu biriktirme maceramız keşif dolu, heyecanlı, mutlu hissettirse de eşya yığınından kafanızı kaldırıp bakınca, bu macera bana çok fazla geldi dediğiniz de olur. Üff püff diyip toz bulutunun içerisinden çıkmaya çalışmak istersiniz.
Eskiciii sesi duyduğunuzda sevinirsiniz. Süper kahramanınız, can kurtaranınız gelmiştir. Yığınların arasından toparladıklarınızı gördükçe onun da gözleri ışıldar. Ayrıldığınız eşyalara son bir veda edip eskici ile karşılıklı güzel bir alışverişin içerisine girersiniz.
Gidenler, kalanlar ve yeni gelenler… Ya da bazıları için hiç gitmeyenler hep kalanlar. İstiflenip istiflenip oturulmaz bir hale gelen yaşam alanlarını izlersiniz Temizlik Hastaları "Obsessive Compulsive Cleaners” belgeselinde.

 Belgeselde, istifçilerin evlerini izlerken ben bu kadar biriktirebilir miydim diye kendinize sorarsınız. Temizlik hastalarının kendilerine ve onlara yardımlarını gözlemlediğinizde ise biriken eşya yığınından nasıl kurtuldum işte diye sevinirsiniz. İstifçi miyim yoksa onlara yardım eden temizlik hastası mıyım diye kendinizi tartarsınız.

 

Birike birike gelenler bizim hazine kutularımızda yerlerini alırlar usulca. Bir kenarda dururlar.Çok uzun süre hiç bakmasak da orada olduklarını biliriz. Ara ara çıkarıp bakarız içindekilerine, seviniriz, hatırlarız.
Hazine kutumuz kaybolmuşsa onu yıllarca unutmayız. Yeniden karşılaşacaksak gelir ve bizi bulur tüm tesadüflerle. Hatta çocukluğumuzu şimdiye taşır. “Aşk Tesadüfleri Sever” filmindeki Deniz’in hazine kutusu hikayesi gibi. Sıcacık, samimi ve bizdir hazine kutumuzun içindekiler.
Bu kadar biriktirdiklerimizle damlaya damlaya bir oyun olur. Eee... oyunumuz nerde kaldı dediğinizi duyuyordum zaten bundan önceki kelimeler arasında. O zaman başlayalım mı “Hatıralar müzesi” oyumuza ne dersiniz?

“Hatıralar müzesi” Oyunu

Neler neler biriktirmek istersiniz ya da bu zaman kadar biriktirdiğiniz neler var? Bir düşünün.
Arkadaşlarınızla toplandığınız o an size neyi/neleri hatırlattı?
Bir tiyatro bileti, küçük bir not, kurutulmuş bir çiçek ya da gezdiğiniz yollardan birer birer topladığınız çakıl taşlarını mı biriktirmek istersiniz?
Seçeceğiniz eşyaları bir kenara ayırın. Hikayeleri de bir film şeridi gibi geçsin aklınızdan.
Size ait küçük müze hazırlamak için bir adım atın.
Seçtiğiniz eşyaların kenarına notlar yazın.
Tarih eklemeyi unutmayın. Tam olmasa da yaklaşık bir zaman dilimi yazabilirsiniz. Mayıs 2018, Sonbahar ayı, güneşli bir pazartesi gibi.
O anı sizinle paylaşanların isimlerini yazın.
O anda sadece siz varsanız kendi isminizi yazmayı unutmayın. Hikayeyi başlatan sizsiniz ve siz çok özelsiniz.
Biriktirdiğiniz bir iki nesne olsa da hatıralarınız o kadar yer kaplamıştır ki onlarla karşılaştığınızda şaşırmaya hazırlanın.
Bir kalem, bir kağıt alın. Yazın işte. O anda kalanları yazın, o anı ölümsüzleştirin.
Çok uzun cümlelere ihtiyacınız yok. Hislerinizin samimi, zihninizin açık mı açık olması yeterli.
Küçük küçük kelimeler yazın. Belki de anlamını sadece bu anıyı paylaştıklarınızın bilebileceği küçük kelimeler…
Kelimeler çok mu zorladı belki çizmek istersiniz ufaktan ufaktan.
Anlatın o seçtiğiniz nesneye hatıralarınızı.
Hatıralar müzenizi oluşturun böylece.
Hikayeleriniz, eşyalar ve gerçek hayat hikayesinin ilk tanığı siz tamamsınız.
Hikayeleriniz sizde mi kalır ya da sevdiklerinizle mi paylaşırsınız karar sizin.
Paylaşmayı mı seçtiniz. Hatıra müzenizi gezmek isteyen kişilerle kimbilir konuşa konuşa yaşamıza dair daha ne zenginlikler bulacaksınız.
Başlayın istediğiniz gibi.

 

Geçmişle bir arada, bizi biz yapanları da toplayıp hatıra müzemizi oluşturduk. Geleceğe dair yeni hatıraları oluşturup koleksiyonumuzu geliştirmek üzere bir adım attık. Müzemize ekleyebileceğimiz yeni eserlerin devamının gelecekteki güzel anılarla bize ulaşması dileğiyle.
“Hatıralar müzesi” oyunu ile ilgili düşüncelerinizi, önerilerinizi bana e-mail ile gönderebilirsiniz.
“Bir Buket Hayalperest” köşesinde yeni bir oyunla yeniden buluşmak üzere.
Hoşça kalın :)
 

 

 

29-06-2018
Buket Karabay

Bir Buket Hayalperest

Buket Karabay

Buket Karabay,1986 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji ve Bilgi ve Belge Yönetimi (çiftanadal) bölümlerinden mezun oldu.

Özel okullarda kütüphane öğretmeni olarak çalıştı. Kitaplar, bilgi okuryazarlığı ve kütüphane ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenledi. TEGV'de eğitim gönüllüsü ve çeşitli etkinliklerle çocuklarla bir arada olmayı sürdürüyor.

Kütüphaneci olarak çalışmaya, araştırmaya, okumaya ve çeşit çeşit bilgiyi paylaşmaya devam ediyor.  Çocuklarla, doğayla, sporla, müzikle ve kültür sanatla iç içe olmayı seviyor.

 

buket@medyacuvali.com