BÜYÜK GÖÇ: ÖLÜM

A+ A-

Bir kere doğduktan sonra bilinmezlik dehlizine düşer insan; her şey belirsizdir. O yani dünyaya gelen kişinin kim olacağı, benliğini nasıl kuracağı, en çok hangi rengi seveceği, hangi mesleği tercih edeceği, nasıl bir hayat yaşayacağı gibi birçok husus belirsizlik deryasının içindedir. Sonra efendim o kişinin nasıl birine âşık olacağı, hangi duyguları nasıl yaşayacağı, bu dünyadan nasıl bir tat alacağı gibi birçok mesele de bu belirsizlik deryasının yosunlarındandır. Yas ve ihtiras. Ah!

İnsan dünyaya gelir ve bu dünyaya geliş, büyük bir kopuşu imler esasen. Aman efendim, dünyaya gelmek işte bir nevi atılmışlıkla eş değer, derler ya, öyle işte. Büyük bir belirsizlik… Kaosunda izlerini taşır bünyesinde, merak duygusunun etkilerini de ihtiva eder. Bizim dünyaya gelişimize neden olan ebeveynlerimiz bile bu gizil süreci bilemez, hangi meseleyi kendimize hakikat belirleyeceğimizi tayin edemez. Hayat ve hakikat. Vah!

Büyük bir bilinmezlik dehlizinin içindeyken insan; yaşadıkça, yaşayacağından mutlak suretle emin olduğu tek bir hakikati kavrar. Yaşam denen o yolculuk boyunca, yaşanılacağından şüpheye dahi düşülmeyecek tek şey vardır ya dostlar; bize sohbetin en güzel yerinde sorsalar şaşar kalırız. En büyük kahkahanın içindeyken, en durgunken, en düşünceliyken, aman efendim işte ne zaman sorsalar böyle bir an şaşar kalırız. Ama işte o, varlığı ve gerçekliği apaçık olan, üzerinde şüpheye düşülmeyecek kadar sarih bir varlık ve gerçeklik olan ölüm vardır efendim. Edebiyat ve ebediyet. Oh!

flock of birds

Yaşam boyunca gülerken, severken, ağlarken, yüreğimize hüzün çökmüşken, dilimize güzellik sirayet etmişken, derin bir sükûnet içindeyken… Aşık olmuşken, nefret ederken, özlerken, hırslanırken, kin güderken, çaresizken, arzularken, yitmek üzereyken, sinirlenmişken, sevdalanmışken, yüreklenmişken… Mesela yüreğimize cesaret muskasını takmışken, yüzümüz bir çocuk kadar aydınlıkken, gözyaşımız süzülürken, kalbimiz bir su dalgası gibi titrerken esasen yaşam ile ölüm arasında ki o göçü gerçekleştirmiş oluruz. Ses ve suret. Vay!

Yaşam ise öyle bir yolculuktur ki… Muhtemel o ya; her insan bu yolculukta yani varışı ölüm olan bu göç boyunca, en çok ölümü unutur. En son yemeğini yerken, son randevusuna giderken, sevdiğine son kez bakarken, ne çok sevdiği şu son çayını içerken, çalışmaya son kez niyet ederken, tekrar giymek üzere ayakkabısını son kez çiftleyip kaldırırken, kelimeleri son kez dudaklarından dökülürken bile belki ölüme ereceğinden habersizdir. Varlığından ve gerçekliğinden kesin şekilde emin olduğu tek şey olan o büyük göç, yaşam boyunca en hazırlıksız olduğumuz bir zamanda, hiç umulmadık bir anda tamamlanmıştır belki de. Kök ve abis. Ay!

Yaşam ya da ölüm bu ya efendim; ikisi arasındaki süre bir bakıma göçtür. Hem de ne göç! Sahi bu yolculuk büyük bir göçtür, ölüme yürümek… Evet evet, ölüme yürümek, her insanın diğer tüm insanlar ile tek ortak kaderidir belki de. Ölüm öyle bir haldir ki efendim, ölümden geriye kalan her şeyin tek anlamı bir ünleme sığar belki de: Ah, vah, oh, vay, ay… Aslında bir bakıma bu ünlemler, her insanın yaşamına göre, onun hayatının özeti olacaktır belki de. Belki de…


Sevgili okur, hayat belki de ölümün bir parçasıdır. Belki de mühim olan en nihayetinde ölümün yahut hayatın tek bir ünlemle özetlenişidir. Belki de’ler böylesine hücum ederken zihnime şu günde, doğum günümde, 9 Mart’ta benim için tarih hala 18 Ocak’tır efendim. Bundan böyle benim için en özel ve güzel, en sıradan ve üzüntülü günlerin tarihi hep 18 Ocak’tan geri de kalacaktır. Canım babamın büyük göçünü tamamladığı 18 Ocak, bana ölümden başka mutlak suretle emin olduğum yeni bir gerçeklik kazandırdı efendim: 18 Ocak’ta yaşadığım acıların izleri, babamın yokluğundan kaynaklanan acı ve ona duyduğum özlem yüreğimde her seferinde yeniden alevlenen bir yangına dönüşecek. Bundan öyle eminim ki ve bu gerçekliğe şikayetçi olmak yerine öyle sarılıyorum ki... Zira ruhumun her yanını saran bu eşsiz acılar bile bana yine ruhumu kuşatan canım babamın sevgisini hatırlatıyor.

Ruhun şad olsun, gülüşünü sevdiğim adam, babam, sen her daim yüreğimin ve ruhumun sızısını dindiren tek insan olarak kalacaksın.
                                                                                                              LEYLA KORKMAZ 


Kaynakça

Kullanılan Görseller

https://unsplash.com/photos/5_bAKRGvkq8 

https://unsplash.com/photos/OWLvyW0YosY 

09-03-2021
Leyla Korkmaz

Leyla Korkmaz

Uzman Sosyolog

Lisans ve yüksek lisans eğitimini ve öğretimini Erciyes Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü üzerine tamamlamıştır. Bu nedenle Kayseri ile derinden bir gönül bağı vardır. Şu an doktora eğitimine ve öğretimine Hacettepe Üniversitesi’nde yine Sosyoloji Bölümü’yle devam ederken aynı zamanda Kilis 7 Aralık Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisidir. Okumayı, yazmayı, yaşamayı, hayat mücadelesini hakkıyla vermeyi sever; bu nedenle yaşamı bir yük gibi sırtlanmak yerine, onu bir lütuf gibi görür ve ona sıkı sıkı sarılır. Belki de bu yüzden bu hayatta hiç kimse ya da hiçbir şey ile bir küslüğü yoktur. Sonra bu hayatta “benim” dediği ne varsa bunların tümünü yazdıklarıyla elde ettiğini düşünür. Sadece sahip olduklarını değil sahip olacağı ne varsa yine yazarak elde edeceğine inanır. Aslına bakılırsa deli bir cesareti, çalışma azmi ve sonsuz bir inancından başka benim dediği bir şeyi de yoktur. Sitede yayımlanan ilk yazısı olan Beklemek yahut Çürümek yazısının son paragrafında okuyucusuna şöyle seslenir: Sizlerle tanışmak için daha fazla beklemek istemeyen ben; tüm beklemelerin güzel bir anlam kazanması dileğiyle ve “beklemenin kendisiyle” güzel bir başlangıç yapmak istedim; merhaba sevgili okur, merhaba.

k.leyla169@gmail.com

leylakorkmaz_

leylakrkmz_

ankara psikolog