Bir Küçük Düşme-Kalkma Meselesi

A+ A-

Başlamak, başarmanın yarısı olsun ya da olmasın başlamak başarmaktan evlâdır fikrimce. İnsanın kendi içindeki engeller dışarıdan gelen engellerden çok daha baskın ve aşılması zor. Kendine inanmak, cesaretini toplamak, sonunu düşünmemek, kaygıları bir kenara koyarak harekete geçmek düşünürken bile yoruyor insanı. Başarmak kadar yanılmayı da değerli görmediğimizden, deneyimlerimizi ‘yenilgi’ olarak addediyoruz.

Artık çok revaçta olan kişisel gelişim kitaplarının hemen hemen hepsi aynı şeyleri söylüyor; inanırsan başarırsın. Burada hemfikiriz fakat sadece başarmakla yükümlü değiliz bu dünyada. Denemek ve yanılmak gibi çok güzel yöntemler de var. “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil..” diyor Samuel Beckett, birçok kişisel gelişim kitabının tamamından daha etkileyici bir söz. Hayatta inanıp başaramadıklarımız da oluyor ve olacak elbette. Bu durumda ilerleyebilme gücünün devreye girmesi şart. Bir hedefi gözümüzde çok büyütüp bütün motivasyonumuzu ve hayat damarlarımızı ona bağlayınca inanmış olmuyoruz, bu düpedüz ahmaklık. En ufak bir düşüşte tepetaklak olmaya açık bir bilet. Alternatiflere de inanç ve heves payı bırakmalıyız. Geçici olan detaylar için ruhumuza kalıcı hasarlar açmak sizce de gereksiz değil mi? Büyük işler başarmış bazı insanların “bu kadarını hayal etmemiştim” dediğini de duymuşsunuzdur. Bazen biz değil onlar bizi seçer. Başka dengeler var, sadece istatistiklerin değil ihtimallerin de olduğu hassas dengeler. Başladığımı bitiren başka bir güç olduğuna inanarak yaşamak daha kolay ve hafifletici. Bu fazla çelmesi olan acımasız dünyada tüm ipler benim elimde değil. Değişmeyen tek şey güzel niyetlerin ve emeğin zayi olmadığı. Yenilgilerin, yanılgıların, yitirmelerin de dahil olduğu sonları görmezden gelmemeliyiz, öğrenilecek bir takım dersler çıkartarak devam edebilmeliyiz.

Hayatın bazı sıradan günleri vardır; bir arkadaşınızla görüşürsünüz, sahile gidilir, yürüyüş yaparken hatır sorulur, rüzgar hep ters yönden eser, çaylar hemen soğur, muhabbet uzar da uzar, garson sürekli bitmemiş çayınızı kontrol eder, muhakkak bir manzara fotoğrafı çekilir, gün batımına bakarak iç çekilir ve kısa süreli hayat sorgulaması yapılır. Bu basit ve sıradan geçirilmiş gibi görünen günler aslında hayatın düzlükleri ve soluklanma molaları zannımca. Dipler ve zirveler geçici, biz bu ömrün çoğunu düzlüklerde geçiriyoruz. Düzlükleri daha anlamlı kılan insanlar biriktirmek ve zevkler edinmek en büyük başarılarımız olabilir.

Yaşın ilerledikçe zamanın akış hızının arttığını yaş aldıkça öğreniyorum. Bu yaşa bu kadar kaygı sığdırdığı için kapitalist sistemle de hiç barışamayacağım galiba, o ayrı. Ama o bundan bile beslenmeyi gayet iyi biliyor. Sahip olduğum ya da olamadığım arabanın modeline göre varlığımın değerinin belirlendiği bir hengamenin içinde olmayı ben seçmedim öyleyse bunlar bir başarı kıstası olamaz, olmamalı. Mesela ölümünden yıllar sonra kıymeti ve şöhreti artan Van Gogh sizce başarmış mıdır? Saygınlığın ve başarının, güç ve sermayeden ibaret olmadığını kendimize sık sık hatırlatmalıyız çünkü tüm dünya her an bunun aksini haykırıyor.

Bu kaygı dünyasını geride bırakarak bir şiir kitabı alıp uzaklara gitmek fikri hiç fena gelmiyor. Deryaya yakın, dünyadan uzak bir yerlere..

“Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!

Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!

Belki kırklarımdayım, belki otuzlarımda!

Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!” demiş Erdem Beyazıt.

 

Bu şairlerde bir şey var.. Sanki zihinleri ve ruhları okuyorlar da ardından çeşitli söz sanatlarıyla özet çıkarıyorlar gibi. Yokuş aşağı depar atarak iniyorken yolun birden düzleşmesi gibi. Ne büyülü meziyet!

İyi ki varlar, iyi ki sözcükleri anlamlı kılmışlar. İyi ki bu yaşamak türküsünü tutturmuşlar da zamanı durdurmuşlar..


Kaynakça

https://images.unsplash.com/photo-1591243474642-7a3113970464?ixlib=rb-1.2.1&q=80&fm=jpg&crop=entropy&cs=tinysrgb&dl=jordan-scott-UV6X6lrF4fY-unsplash.jpg

13-09-2021
Şeyma Kılıç

Şeyma Kılıç

Halkla İlişkiler ve Tanıtım

Bir Sonbahar sabahı İstanbul’da doğdum. Kalabalık bir ailede Karadeniz ve İstanbul kültürü harmanının içinde büyüdüm. 2017’de lisansımı tamamladım.

Tüm yeryüzü ve gökyüzü arasında olup bitenlere, fotoğraflara, sosyolojiye, psikolojiye, felsefeye, sanata, insana, insanı insan yapan gayrete ve hayrete meraklıyım.

Hayat bir keşif, bense düşünceler, kavramlar ve anlamlar yüklü bu dünyayı keşfederken kendimi burada buldum..

symakilic@outlook.com

ankara psikolog