Beden Sosyolojisi/ Bedenini Modern Çağa Hapseden Kadın

Merhaba değerli okuyucularım. Yine ilgimi çeken ve sizde de merak uyandıracağını düşündüğüm bir konu ile karşınızdayım. Hadi hep birlikte sosyolojik bir yolculuğa çıkalım ve düşünceler evreninde buluşalım.

Her zaman olduğu gibi önce sorular ile başlamak istiyorum. Beden ile sosyolojinin birbirleri ile bağı var mıdır? Beden sosyolojisi nedir? Beden iktidar ilişkisi nedir? Beslenme bozuklu ile ortaya çıkan hastalıklar nelerdir ve bu hastalıkların beden sosyolojisi ile bağı nedir? Anoreksia ve bulimia nedir? Bilim ve teknolojinin bedenlerimiz üzerindeki tahakkümü ne ile sonuçlanmıştır? Kadınlar neden bedenlerinden memnun değildir? …


Birey ve toplum, sosyolojide yakın geçmişe kadar beden dışı unsurlar ile değerlendirilmiştir. Ama hiçbir birey bedeni olmadan sosyalleşememektedir. Dolayısıyla biyolojik olduğu kadar kültürel karakter de taşıyan bedeni sosyal bireylerden ve yapılardan ayırmak, bedensiz bir sosyoloji yapmak mümkün görünmemektedir. Sosyolojinin ele aldığı söz gelimi inançlar, eğitim, toplumsal cinsiyet ya da sosyal davranışlar, başta bedenlerin toplumdaki varlığıyla gerçekleşmektedir.

Bedenler toplum tarafından işlenir, eğitilir, yetiştirilir ve değiştirilir. Böylece bedenler, toplumsal ilişkileri, kurumları ve toplumsal yapıyı meydana getiren, toplumsal bedenlere dönüştürülmektedir. Beden ideolojiktir, bu nedenle bedene her dönemde ve toplumda mutlaka bir kimlik edindirilmektedir. Beden, toplumsal döngüyü değiştirmekte ve sürdürmektedir.

Birey ve toplum değiştikçe beden de bundan nasibini almaktadır. Sosyolojide “birey toplumu etkiler- toplum bireyi etkiler “ tartışmaları hala sürmektedir. Her ikisi de birbirini etkilediği ve etkilendiği gibi beden de aynı şekil de hem etkilemekte hem de etkilenmektedir. Birbirlerini şekillendirmektedirler.

Beden sosyolojisi olarak bilinen çalışma alanı bedenlerimizin bu toplumsal etkenlerden nasıl etkilendiğini inceler.  Bedenlerimizin, toplumsal deneyimlerimizden etkilendiği ölçüde, ait olduğumuz grupların norm ve değerlerinden de derinden etkilenmektedir.

Beden sosyolojisinin temel fikri,  bireyleri bedenleriyle birlikte düşünmek gerektiğidir. Çünkü bireyler sosyalliklerini bedenleriyle hayata geçirmektelerdir. Beden sosyolojisinin bu kabulü, modernleşme sürecindeki gelişmelerle ilgilidir. Öyle ki modernleşmeyle birlikte beden, ekonomik, siyasal, bilimsel ve kültürel açılardan adeta yeniden keşfedilmiş ve radikal bir değişim yoluna girmiştir.

Beden, bundan böyle biyolojiye ve doğaya gittikçe uzak; siyasala, toplumsala ve kültürele çok daha yakın haldedir. Bedenin söz konusu değişimi temelde iktidar olgusuyla ilişkilendirilmektedir. Ele alınacak nesne yalnızca toplumsal beden de değildir. Beden sosyolojisinin odağına kendi ve diğerlerini kontrol eden, diğerlerince kontrol edilen, iktidarlarla iç içe geçmiş bir beden yerleştirilmektedir. Beden ve iktidar ilişkilerini çözümlemenin başlıca amacı ise bedeni üzerinden kontrol edilebilirliği yüksek olan yeni bireye, özneye ulaşmaktır. İktidar beden üzerinde hakimiyet kurarak bireyi ve toplumu da kontrol altına almaktadır. Dolayısıyla beden sosyolojisi, yeni öznelerin ve toplumun oluşumunda bedenin elverişli bir zemin olduğunu, gelecek özne ve toplum okumalarının beden üzerinden mümkün durduğunu vurgulamaktadır.


Beden sosyolojisine daha iyi kavrayacağınızı düşünerek gündemden örnek vermek istiyorum. Öncelikle şu soruyu sormak istiyorum. Bedeninizden memnun musunuz? Memnun değilseniz, sizi bu düşünceye iten sebepler nelerdir? Siz soruyu düşüne durun ben de konuya giriş yapayım. Geri kalmaya itilmiş toplumda yoksulluk ve açlık hayli fazladır ama gelişmiş toplumlarda ise insanlar kendi isteği ile aç kalmaktadır. Peki neden?  Kendi isteği ile aç kalan insanlar bilinen hiçbir fiziksel kaynağı olmayan bir hastalığa, anoreksiaya yakalanmıştır.  Anoreksianın dini inançlarla belirli bir bağlantısı olmadığı gibi, etkilediği kesim öncelikle kadınlardır. Anoreksia bedensel bir hastalıktır.

Hastalık da diğer konular gibi, toplumsal ve kültürel etmenlerden sözgelimi, zayıf bir bedene sahip olma baskısından etkilenmektedir.  Anoreksia, modern toplumlara özgü olan ve özellikle kadınların fiziksel çekicilikleri konusunda sürekli değişmekte olan görüşlerle bağlantılı bir diyet yapma düşüncesiyle yakından ilişkilidir.


Modern öncesi toplumların çoğunda ideal kadın bedeni daha derli topluydu. Kadınsı beden biçimi olarak zayıflık kavramı, 19. Yy. sonlarına doğru orta sınıfa mensup insanlar arasında doğmuştur ve kadınlar için genel bir ideale dönüştürülmüştür.  Anoreksianın kaynağı modern toplumların yakın geçmişinde, kadın bedeni imgesinde meydana gelen değişimlerdedir.  Aynı şekilde bulimia, aşırı yemek yiyip ardından istemli olarak yediklerini kusma hastalığı da yaygınlaşmıştır. Anoreksia ve bulimia genelde aynı kişide, birlikte ortaya çıkar.

Modern çağ ve kadın bedeninde meydana gelen değişimle birlikte kadınların çoğu bedenlerinden memnun değil ve düzenli olarak kendilerini aç bırakmaktadırlar. Batı’nın kadın güzelliğine ilişkin imgelerinin dünyanın geri kalanına yayılması, bu hastalıkların da dünyaya yayılmasını beraberinde getirmiştir.

Beslenme bozukluğu ve kişinin kendi görünüşünden hoşnut olmaması tamamen kişisel sorunlar olarak görünse de aslında toplumsal sorunlardır.


Bedenlerimiz, makinelerden diyetlere uzanan geniş bir yelpaze bilimin ve teknolojinin istilasına uğramakta ve bu istila yeni ikilemler yaratmaktadır. Sözgelimi, plastik cerrahi biçimlerinin giderek yaygınlaşması, insan yüzündeki biçim bozukluklarının plastik cerrahi ile düzeltilmesinden gördüğümüz üzere bedenlerimiz bilim ve teknolojinin istilası altındadır. Tabi sadece diyet, plastik cerrahi değil aynı zamanda makyaj da günümüzde popülaritesi yüksek bir beden üzerinde değişikliğe gitme çabasıdır. Günümüzde çeşit çeşit makyaj malzemesi bulunmaktadır ve bilim ve teknoloji ile sürekli artış göstermektedir. Çoğu insan makyajsız dışarı çıkmaktan çekinir hale gelmiş durumdadır. İnsanlar diyet, plastik cerrahi, makyaj ile kendi bedenlerini şekillendirmeye ve farklı bir bedende vücut bulmaya çalışmaktadırlar. İnsanlar adeta kendilerini farklı bir beden içine hapsetmişlerdir.

Michel Foucault’un “toplumsal teknolojiler” olarak adlandırdığı bedeni etkileyen teknolojiler, bedenin olduğu gibi kabul edilen bir şey olmaktan çıkıp ”yaratılmak” zorunda olan bir şeye dönüşmesini kastetmektedir.

Anorekjsia gibi beslenme bozuklukları ve bilim- teknoloji ile bedeni biçimlendirme girişimleri, aslında kadınların daha geniş bir toplumda yaşadıkları ve eskisinden daha fazla rol aldıkları, ama buna rağmen becerileriyle değil, hala görünüşleriyle değerlendirildikleri mevcut durumu yansıtmaktadır. Tarih boyunca kadınlar hep aşağılanmış küçük düşürülmüştür ve kadınlar bunun nedeni olarak bedenlerini sorun bilmektedir. Bedenin yeniden yaratılma girişiminin kökleri, bedenden duyulan utanç duygusuna kadar uzanmaktadır.  Zayıf olma ideali, bu noktada artık bir saplantı haline gelir, kadın kilo vermenin yaşamındaki her şeyi çözeceğini düşünür.  

İnsanlar kalp ve beyin arasındaki çizgiden çıkıp sadece fiziksel görünümüne odaklanmış durumdadır. Düşünceler değil dış görünüm odak noktası olmuştur. Bakıldığında iktidar hedefine ulaşmış durumdadır. Düşünmeyi bırakıp bedenini şekillendiren insan iktidar tarafından kontrol edilmeye ve tahakküm altına alınmaya mahkumdur. Yarattığı bedene hapsolmuş insanlar olarak yaşamımızı devam ettirmek istemiyorsak, hadi hep birlikte bedenlerimizi özgür bırakalım.

Umarım yazımdan memnun kalmışsınızdır. Tekrar görüşene dek mutlu kalın.

Sosyolog Nazmiye KIRIK


Kaynakça

*BİNGÖL,Orhan(2017),”Bedenin sosyolojisi: Nasıl? Niçin? “, Araştırma Makalesi, Mavi Atlas, Gümüşhane

*GIDDENS, Anthony(2013),“Sosyoloji”, Kırmızı Yayınları, İstanbul

12-03-2019