Başkalarının Felsefesi 'Gizem Parıltı'

A+ A-

İnsanların “hayat felsefesi” dedikleri görüşler, değerler ve tutumlar, oluşumları süresince pek çok faktörü bünyesine alarak bir bütünlük oluşturmaya çalışır. Bu değerlerin oluşumunda aile faktörü elbette ilk sıralarda yer alır. Çağımızda ise gerektiğinde aile faktöründen daha baskın hale gelen ve insanların kişiliklerini ve değer yargılarını önemli derecede etkileyen bir şey daha var: MEDYA!

Althusser’in “devletin ideolojik aygıtlarından biri” olarak tanımladığı medya, bilindiği üzere, inanılmaz bir ikna gücüne sahiptir. Yalnızca ideolojik değil sosyal açıdan da insanları etkileyen bir faktördür.

Şimdilerde özellikle sosyal medya, sözü edilen bu iknanın, değişimin, ve hayat felsefesinin oluşum ve değişimini ele almış durumdadır. Bu cümleyi “özellikle ergenlik çağındaki gençler…” diye devam ettirmeyeceğim çünkü sosyal medya insanları etkilemede yaş ayrımını ortadan kaldırmış durumda. Öyle ki hangi yöne bakarsak telefon bağımlısı yetişkinleri görebiliriz. Toplumda gençlere örnek olarak gösterilen bu insanların, sosyal medyada ne kadar zarar verici olduklarını da görebilirsiniz.

“CTRL+C & CTRL+V”

Sosyal medyada; özellikle Instagram ve Twitter’da, kitlelerin ilham almasını, haber almasını, yaratıcılıklarının artmasını sağlayacak pek çok insan, lider ve içerik var. Yeri geldiğinde bu mecralar “alternatif medya” özelliğini bile taşıyabiliyor. Zararlı olan bu değil, zararlı olan kısmı; ilham almak yerine çalmak, esinlenmek yerine taklit etmek noktasında yaşanıyor.

Telif hakkı ihlallerinin, asparagas haberlerin, ajitasyonun ve istismarın su gibi aktığı sosyal medya mecraları, kitleleri üretmeye değil çalmaya; kendi fikirlerini üretmek yerine başkalarının yaşam tarzlarını olduğu gibi almaya ve yaşamaya teşvik ediyor.  Kişinin bu halleri yalnızca telefonlarında, tabletlerinde kalmıyor, sosyal hayatlarına yansıyor. İş hayatına, okullara hatta aile ilişkilerine sinen bu durumları her yerde görmek mümkün.

Hayatlarda Sahtecilik

Temel Fotoğraf bilgisine sahip olanlar hatırlar, çekilen kare gerçeği göstermez. “Kamera arkası” dediğimiz kısım, bu yarım yamalak gerçeği önemli oranda tamamlar. İnternette yayınlanan fotoğraflarda toplu, düzenli bir odanın kamera arkası dağınık, pis olabilir. Fiyatıyla hava atılan o güzel küpeler sahte olabilir, fotoğrafı çekilen kitabın kapağı hiç açılmamış olabilir. Spor salonunda en sık kullanılan yerler kafeterya ve karşısında fotoğraf çekilen aynalar olabilir. Güzel bir fincandaki o çay, o sırada güzel bir kafede değil de aslında evde içiliyor olabilir. Olabilir de olabilir…

Laf Çarpma Sanatı

Kişisel gelişim kitaplarını sevmem, çünkü gerçek değillerdir. İddia ediyorum, 1000 tane kişisel gelişim kitabı varsa bunlardan ancak 5 tanesi iyi olabilir. “Kişisel Gelişim Kitabı” yerine “İnsanları Gaza Getirme Kitabı” deseler bu oran yükselebilir. İçeriğinin kaliteli olduğunu düşündüğüm kişisel gelişim kitaplarından birinde yazar şundan bahsediyor: “Olumlama” diye insanlara uygulattıkları şey koca bir saçmalık. Mutlu olan bir insan mutludur ve bu zaten onun aurasına yansır. Mutsuz olan bir insan ise aynanın karşısına geçer ve “ben mutlu bir insanım” diyerek olumlama yapar. Kişisel anlamda güçlü olan insan bunu belli etmek için özel bir çaba harcamaz. O zaten güçlüdür. Güçsüz olan insan ise aynanın karşısında bu sefer “ben güçlüyüm.” demeye başlar.

  Psikologların sosyal medya ve kişilik konusundaki araştırmalarını incelediğiniz zaman insanların sosyal medyalarında özellikle vurguladıkları bir mesele varsa, yaşamlarının bunun tam tersi bir eğilimde olduklarını okursunuz. Bu doğrudur. Örneğin paylaşımlarında ısrarla arkadaşlığın öneminden bahseden bir insan aslında gerçek hayatta yalnızdır ya da bu “gerçek arkadaşlar” hiç olmamıştır veya arkadaşlık konusunda çok ciddi sorunlar yaşıyordur.

Yani insanlar sosyal medya hesaplarını devamlı birilerine laf çarpmak için ve hava atmak için kullanabilirler. Sürekli zenginlikten, ahlaktan, arkadaşlıktan, sınırlı siyasi bilgilerden,  ilişkilerden, mükemmel kişiliklere sahip olduklarından bahsedebilirler. Bunun sürekli tekrarlandığını fark ederseniz, o kişilerin hayatlarında bahsettikleri değerlerin eksik ve sorunlu olduğunu ya da aslında hiç olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirsiniz. Artık sosyal medya insanların kişiliklerini ele verir hale gelmiştir.

Sosyal Medyanın İnsanları ” Eşitleyen” Gücü

Sosyal medyada “her şeye yorum yapma” hastalığı vardır. Bir konuda bilgisi olan da, hiçbir fikri olmayan da eşittir. Bu insanlar görünmezler. Sosyal medya üzerinde görünen, o kişilerin hesaplarına yazdıkları bilgiler kadardır. Yaşlılar genç, gençler yaşlı olabilir. “Doktorum” diyen kişi işsiz olabilir, “zenginim” diyen parasız olabilir. Okudukları okullar, yaptıkları işler sahte olabilir. Bunları sözde herkes bilir ama herkes görmez. Teorik olarak bildikleri şeylere inanma eğilimleri nedense yüksektir. Bu yüzden sosyal medyanın bu şekilde kullanımı insanları paranoyaya sürükler.

Özetle;  sosyal medya, insanlar yalan söylesin, paranoyak olsun, birbirlerini dolandırsın diye geliştirilmemiştir. İnsanların alışkanlıkları ve kullanımları sosyal medyayı bu hale getirmiştir. Sosyal medyaya yemek tarifi videoları izlemek ya da acil kan ihtiyacı duyurusu yapmak için de girebilirsiniz, hiç gitmediğiniz etkinliklere gitmiş gibi yapmak, hiç okumadığınız kitapları okumuş gibi yapmak, hiç oluşmamış kişiliğinizin olumlu yönlerini insanlara tanıtıp hava atmak için de girebilirsiniz. İş bir bakıma sizde bitiyor. Sosyal medyanın bu ortamından etkilenip etkilenmemeyi belirli ölçüde seçebilirsiniz.

Nasıl ki bir başkasının giydiği ayakkabı sizin ayağınıza olmayabiliyorsa, bir başkasının hayat felsefesi, yaşam tarzı da size uymayabilir. Bu doğaldır. Özgünlüğünüzü korumak için, gördüğünüz her şeyi olduğu gibi almaya çalışmak yerine yorumlayın, yontun, eleştirin, gerekirse tamamen reddedin.  Başkalarının doğruları her zaman doğru değildir. Bir insanın çok takipçisi ve çok beğenisi olması onu mükemmel insan yapmaz. Zira topluma nefret aşılayan, insanlara kaba davranarak ilgi çekeni prim yapan pek çok “fenomen” var. Olumsuz örneklerin daha çok ilgi çekme eğiliminde oldukları göz önüne alınırsa bu yanlışlığın bir parçası olup olmamak da yine sizin elinizdedir.

O yüzden kendiniz gibi olun, hayatınızı yaşayın.Namaste…

 

   

20-02-2019
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir