BABİL İSYANI

A+ A-

-          1     -

‘Bunlar insan’ dedi Enlil ‘Dışardan güç kaynağına ihtiyaç duymuyorlar. Hidrokarbon temelli yaşam modelinin son harikaları’

‘Çok güçlü görünmüyorlar’ dedi Zülkarneyn.

‘Değiller. Alet kullanabiliyorlar. Çabuk öğreniyorlar. Onlara kendi dilimizi öğrettik’

‘Konuşabiliyorlar mı?’

‘Tabii ki konuşabiliyorlar. İnsanların basit yerel dilleri vardı. Bizim dilimizi öğrettik ve zekalarında sıçrama oldu. Neredeyse gelişmiş aletlerimizi bile kusursuz kullanacak seviyeye geldiler’

‘Biraz endişe verici değil mi?’ diye sordu Zülkarneyn ‘Çok fazlalar. Kontrolden çıkmaları ihtimali endişe verici bence’

Enlil, bulundukları tepeden aşağıya baktı. Altın madenini kat kat açıp derinlere inen, oradaki madenleri suya götüren, durmadan çalışan insanların nasıl bir tehdit olabileceğini anlamadı.

-          2     -

Enlil, bulundukları tepeden uzağı gösterdi. ‘Bak bu kule, kapılara daha kolay ulaşmamız için inşa ediliyor. Mühendislik çalışmasını bile insanlar yaptı. Babil Kulesi diyorlar adına. Kapı seviyesine gelemez ama ne kadar yüksek olsa o kadar iyi. Daha az enerjiyle ulaşabiliriz kapıya. Bak bu da ana gemilerimizden Cennet. İlk insanı dönüştürdüğümüz gemi. O zamanlar araştırma gemisiydi, şimdi altın taşıyor’

Zülkarneyn gemiye baktı. Gemi havada asılı kalmış iniş için uygun bir yer arıyordu. Aşağıdaki insanlar geminin inmesini bekliyor gibiydiler. Altını yüklemeleri için geminin inmesi gerekiyordu.

-          3     -

Bulundukları yerden hem Cennet gemisini hem Babil kulesini izleyebiliyorlardı. ‘Yeni maceralar var mı?’ diye sordu Enlil. Zülkarneyn gülümsedi ve anlattı: ‘Bir halkla karşılaştım. Yıldızlarıyla aralarında bir örtü yoktu. Çıplak bir gezegende barınıyorlardı’

Enlil, şaşırdı ‘Madem örtü yok o zaman dağılmaları gerekmez miydi uzaya? Örtü tutmazsa, gezegen üzerindekiler dağılmalıydı boşluğa’

‘Zaten macerayı ilginç yapan da burası. Yıldızları yeni doğuyordu. Belki bu yüzden çok güçlü dönmüyordu örtüsüz gezegen. Sonra halk… nasıl desem? Tuhaftı. Daha önce görmediğim bir kaynakla işlenmişlerdi. Ağırlıksızdılar. Bu yüzden fırlamıyorlardı boşluğa ve yıldızların zehirli ışınları örtüsüz olmalarına rağmen onlara zarar vermiyordu’

‘İlginç’ dedi Enlil. Tam bu sırada korkunç bir gürültü oldu. Cennet’ e doğru döndüler.

-          4      -

Cennet’ in sağ arka köşesi toprağa temas etmişti. Diğer köşeleri henüz havadaydı. Toprağa temas eden köşesini de yeniden havalandırmak için çaba sarf ediyordu dev gemi. Cennet, can çekişen dev bir hayvan gibiydi. Canhıraş sesler çıkarıyor. Adeta ölmemek için direniyor, yalvarıyordu. Toprağa temas eden köşesi kısa bir süreliğine havalanmayı başardı ama bu sefer Cennet’ in dengesi tamamen bozuldu ve altın madeninin üzerine devrildi. Artık Cennet yanıyordu.

Enlil, hem şaşırmış hem öfkelenmişti ki diğer taraftan gelen heyecanlı insan seslerine baktığında anladı ki Cennet’ in kaybından daha korkunç bir darbe almaktadır iktidarı.

-          5      -

Babil kulesinin tepesindeki insanlar kapıya yönelttikleri füzeyi ateşlemişlerdi. Enlil, biraz sonra olacakları anlamıştı. Kapı müthiş bir enerji açığa çıkararak patlayacaktı. Bu, Enlil’ in yeryüzüne hapsolması anlamına gelirdi. Beklediği gibi oldu. Kapı patlarken benzersiz bir enerji çıktı ortaya.

-          6     -

‘Bana yardım etmelisin’ dedi Enlil.

‘Bunu yapamam’ dedi Zülkarneyn. Enlil, patlamayla beraber savrulmuş, tepeden yuvarlanacakken bir kaya parçasına tutunmayı başarmıştı.

‘Bana yardım etmelisin’ dedi yeniden Enlil.

‘Burası benim bölgem değil’ dedi Zülkarneyn. ‘Burada bekle sana yardım getireceğim’ dedi ve kayboldu ortadan.

Döndüğünde sevimli biri vardı yanında. Yeni gelenin elinde taş vardı. Taşı elinden bırakıyor, ama elinde yeniden aynı taştan beliriyordu. Yeni gelen Enlil’ i tutup çıkardı uçurumdan.

-          7     -

‘Hızırdı o’ dedi Zülkarneyn ‘Görev yeri burası. Benim buralara müdahalem yasaktır. Beni anlıyorsun değil mi?’

‘Sana kızmadım’ dedi Enlil. Sonra düşünüp sordu: ‘Enki’ nin işi mi?’

‘Hayır, hayır. Bu sefer onun işi değil. İnsan ondan daha tehlikeli gördüğüm kadarıyla. Onları cezalandıracak mısın?’

‘Biraz daha yukarıya yerleşeceğim. Onlara altın çıkarttırıp ellerinden hileyle alacağım. Cezaları da onlara öğrettiğim dili unutmaları olacak. Bu dili kullanmaları gerekmeyecek ve unutacaklar. Eski ilkel dillerine dönecek ve eriştikleri uygarlığı yürütemeyecekler. Benim de merak ettiğim bir nokta var. Sen olacakları biliyor olmalısın. Bu yüzden gelmiş olmalısın. İsyanda parmağın var mıydı?’

‘Bu bölgede yetkim yok’ dedi Zülkarneyn ‘Ama Sirius ekibinin de yatırımları var gezegende. Onlar adına özel izinle gelmiştim. Neyse ki patlamalar müdahalemi gerektirmeyecek kadar ufaktı’

Enlil, Zülkarneyn’ in ince küçümsemesini fark ettiği halde ses çıkarmadı.

 

Kaynakça

Kullanılan görsel sanatçı Keremcan Tarhan' ın https://www.instagram.com/noxaeternae/ adresinden alınmıştır.

20-01-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog