Ayna ve Portre

A+ A-
        Sosyalizasyon süreciyle birlikte insanın her yönden toplum ve aile çerçevesinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Roller oluşmaya başlandığı ve kavranmaya başlandığı zaman bir yansıma hali başlamış oluyor. “Geneldeki birey ve bireydeki genel” olarak yansımalar başlamıştır. Genel olana bakmayı aynaya bakmak olarak görüyorum. Aynalarda görmek istediklerimizi seçebiliriz. Olduğu gibi, ayrıldığı yerden seçilen ve seçildiği yerden ayrılan görüntüler görürüz. Portrelerde ise daha fazlası vardır. Ya da doğrudan yansıyandan çok farklı görüntüleri yansıtabiliriz. Geneli; içimizin yaratımından, bir şeylerin yaratıcılığından fazla olarak görmüyorum. Birbirini besleyerek devam eden bir ilişki olarak görüyorum.

        Aynadaki görüntülerin de aslında bir yerde yaratım olduğunu düşünüyorum. Rollerle farklı renkler katarak var edilen bir toplum yaratımı. Ancak, daha ucundan tutulmamış bir başlangıç için daha fazlasını söyleyebilme ihtimalini düğüm edip bırakmak o yansımayı ne kadar tutabilir yerinde? Peki ya onu çözmek istemek sizi yerinizde ne kadar tutabilir? Dinamik bir yapının ve yüzyıllarca insanı ileriye götüren bir özelliğin insanı bu kadar durağanlaştırmasını eleştirmiyorum fakat nedenlerinin basit bir düzende bu kadar karmaşık bir hal alarak bireyle uzlaşamaması beni düşündürüyor. Hatta burada eleştirinin niteliğini düşünecek olursak bu bir eleştiri bile olmayabilir. Belki beni en çok ümitlendiren şey portrelerden utanmıyor oluşumuzdur. Bir o kadar anlık, bir o kadar da yüzyıl beklenmiş, biriktirilmiş bir yüz. Ya da ruhun kendi yaratımına yaklaşması mı demeliydim? Ben tüm bunların varlığına karşı değilim, bunların insanlar tarafından tutsak edilmesine anlam verememekteyim. Bireyin kendi portresine bakması niçin bu kadar zor? En önemlisi renkler neden karışmıyor. Karışan renkler neden ayrıştırılıyor? Belki de sınırlarını bilmeyen ve normların sınırlarında kendisine sınırsız haklar bulmaya çalışan bir dünyada benliğimiz ve bu sınırsızlık arasında hiç kapanamayacak bir dengesizliği portreye gizlemek zorunda olduğumuz içindir. Her an görünebilir. Dikkatli bakıldığında ve gerçek olduğunu zannettiğimiz çoğu şeyden arınarak. Bir günahtan arınmak gibi değil, bir iyiliğin en saf hali için günahın tam kendisine bürünmek gibi. gerçekliğin bölünmesini bekliyormuş gibi düşünerek

        Bölünmelerle çarpışmalar bir devamın gerekliliğidir. Önemli olan aynaların kaçınılmazlığını görebilmek. Ama bu kaçınılmazlık tek fırsat ve tek seçenek değildir. Gerçeklik bölünürken aynadaki anlık hissin yaratımını hissederek ne ortaya koyduğumuzdur. Ruhun ilerisi bir yansıması olamayacak kadar karanlık da olabilir. Tutsak edilemeyecek kadar da özgür olduğu gerçeğini ne kadar değiştirebilir. Bölünmede ne tarafa ayrıldığımız önemlidir. Nereye tutsak nereye özgür olacağımızı seçmeyi bir sınırsızlık haline benzetiyorum. Artık, farkındalık başlamıştır. Çarpışmalarda nereye yansıdığımız o portreyi farklı renklendirir.

 


Kaynakça

https://unsplash.com/photos/1qKLjc8nxP4

https://unsplash.com/photos/tKgcMR8saYA

https://unsplash.com/photos/0lOkeLbdsBw

29-06-2020
Havva Göktaş

Havva Göktaş

Öğrenci - Sosyoloji

‘’Kendim için bilen biri diyemem. Araştıran biri oldum hep, hala da öyleyim. Artık yıldızlarda ve kitaplarda aradığım yok. Damarlarımda çağlayarak akan kanın verdiği dersleri dinlemeye başladım.’’

Hermann Hesse – Demian

havvagoktas136@gmail.com