Ay Daima Güzeldir

A+ A-

1999 yılının Temmuz ayında Tendürek Dağı’nı güneyden gören Yaşkütük üs bölgesindeydik. Askerdik. Yaşkütük üs bölgesi bizim birlik için en rahat yerdi. Diğer üs bölgeleri daha sevimsizdi. Birinde çatışma, taciz atışı, vukuat eksik olmazdı. Diğer üs bölgesinde de rütbeliler çok olur, her şeyine karışırlardı askerin.

Yaşkütük, düz bir arazideydi. Bu yüzden dürbünümüz vardı. Ama boyna asılan dürbünlerden değil. Teleskoplar kadar güçlü bir dürbün. Biz dürbün demezdik. ‘Nikon’ derdik bu devasa dürbüne. ‘Nikon’ markanın adıydı bunu bilirdik ama dürbün kelimesinin kifayetsiz kalacağını da bilirdik bu cihaza.

Tendürek Dağı’ nın, zirvesini bile gözetleyebiliyorduk bu cihazla. Ama dağın zirvesini gözetlemek yersizdi. Henüz tam sönmemiş bir volkan olduğu için krater çevresinde zehirli gazlar yayardı Tendürek. Yani zirvede kimse olmazdı, olamazdı zaten.

Her asker Nikon başında görevlendirilmek isterdi. Rahat olduğu için değil. Aksine meşakkatli bir görevdi Nikon başında durmak. Dağı tarayıp terörist faaliyetleri tespit etmek, nöbet bölgelerini gözlemek, hatta çevre köylerdeki hareketlilikleri tespit etmek gerekiyordu. Asker, yine de ‘Nikoncu’ olmak isterdi.

Daima, mevcut Nikoncunun, teröristlere değil de köydeki kızlara baktığına dair kuvvetli söylentiler çıkar, Yüzbaşı da Nikoncuyu değiştirirdi. Daima bu söylenti çıkardı. Kim Nikoncuysa o, kızlara çeviriyordu merceği. Söylenti böyleydi. Hoş, köyler de Doğu köyleri. Köylüler, gayet edepli, ağır insanlardı. Yani köylerden ballandıra ballandıra anlatılacak sahneler yakalayamazlardı. Zaten askerlerin derdi de bu değildi, sanırım. Yüzleri henüz sakalla tam kaplanmamış bu delikanlılar, öyle bunalırlardı ki dağdan, araziden, erkek topluluğundan, hayallerine girebilecek bir kadının kaşına, yüzüne, yürüyüşüne hatta gölgesine aşık olmaya hazırdılar. Uykuya dalarken gözkapaklarının içine çivilenmiş bir hoş görüntüye muhtaçtılar.

Nikonculardan sadece biri, köyleri gözetlemekle suçlanmadı. Çünkü o, Ay’ ı gözetliyordu.

Ben de şahidim. O Nikoncu, Ay’ ı gözetliyordu. Bana da göstermişti Nikon merceğinde büyüyen Ay’ ı.

Ay büyüyünce kraterleri, nakış gibi ahenkle sıralanıyor bir blues ritmini söylüyor, gece de, dağ da, zaman da anlam kazanıyordu. Bunca zaman gecelerin güzelliğini bilmeden tükettiğimiz dağ gibi biriken mazi, beyhude hıçkırıyor ağlayamıyordu.

Ben de müptela olmuştum Ay’ın, Nikondaki görüntüsüne. Akşamları Nikona uğruyordum. Yetmiyordu; geceleri de uğruyordum. Ay, hayret verici güzellikte oluyordu. Her seferinde farklı güzeldi. Ay olduğunu biliyordunuz ama bir önceki olmadığını da biliyordunuz baktığınızın. Geçmişine bakan insan her yaşında daha farklı yorumlar ya yaşanmışlıklarını. Aynı olayları hatırlarız ama farklı duygularla farklı yargılarla... işte, Ay yüzeyi böyleydi. Aynı kraterlere farklı hazineler gizleniyordu her gece.

Nikoncu değişti ama benim Ay’ a tutkum değişmedi. Akşamları ve geceleri uğruyordum Nikona. Hem asteğmendim hem doktor. Ay’ ı izlememe karışmıyordu hiç kimse.

Bir Nikoncu sormuştu bir gece: ‘Komutanım neyine bakıyorsunuz?’

Çocukluğumuzda evimizin etrafı boş araziydi. Başka binalar vardı. Başka evlerden arkadaşlar sokağa inerlerdi. Ama genişçe bir arazi boştu. Evimizin ilerisindeki bu büyük araziye inşaat temelleri için dev çukurlar deşildi. Bu temeller üzerine büyük bir site inşa edilecekti. Ama inşaat yıllarca başlamadı. Dev inşaat çukurları bizim oyun alanımız olmuştu. Sadece topraktan duvarları görerek oynardık. Otomobil inemezdi oraya. Annemiz çağıramazdı. Oyun dışından karışan olmazdı. Oyundaysan çukurdaydın. Ya da tam tersi; çukurdaysan oyundaydın.

Her çukurun kendi oyuncuları olurdu. Maç yapabilirdiniz. Topaç çevirebilirdiniz. Bilye oynayabilirdiniz. Pes oynayabilirdiniz. Birdirbir, İstop, uzuneşek oynayabilirdiniz. Çember çevirip, şeytan uçurtması uçurabilirdiniz. Girdiğiniz çukurda, büyüklerinizin dünyasından müstesna, çukurun sınırlarınca özgürdünüz.

O gün kraterlere bakarken bunları düşünüyordum. Yıllar önce dünyadan kaçıp indiğimiz çukurlarda büyüyen özgürlüğümüzü hatırlıyor, şimdi kaldığımız üs bölgesinde sıkışıp boğulmamak için Ay’ ın çukurlarına sığınıyordum. Ölmek ya da öldürmek olmasa istiyordum. Büyüklerimizin olmadığı bir çukur arıyordum.

O gün ben de bilmiyordum Ay’ ın ‘neyine’ baktığımı. Bu gün böyle sanıyorum. Belki yarın daha başka bir cevap bulurum bu soruya.


Kaynakça

Kullanılan görsel KUTLU AKALIN' ın eseridir.

18-07-2021
Osman Akalın

Osman Akalın

Öykü Yazarı

Bünyan doğumlu yazar Ankara'da yaşamaktadır. Turuncu ve yeşile gönül bağı vardır. Yıkanmış beton kokusunu ve leylak kokusunu önemser. Bu kokularda çocukluğunu ilk gençliğini muhafaza eder. Öfke, intikam duygusu yoktur. 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına' şarkısına müpteladır. Kızarmış patatesi ve beyaz peyniri çok sever. Hayal gücünün, sabrının ve hoşgörüsünün sınırları henüz kendisi için de muammadır. Asla pes etmez. Mucizelere inanır. Profil resmi Uğur Akalın' a aittir

osmanakalin38@gmail.com

ankara psikolog